YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 17 Issue: 4
Year: 2022

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print
Index and Coverage
Avery Index
DOAJ
EBSCO
Erih Plus
ESCI – Clarivate
GALE Cengage
Genamics
ProQuest
TR Dizin
TUBITAK Ulakbim
Ulrichs Web
Megaron: 17 (4)
Volume: 17  Issue: 4 - 2022
Hide Abstracts | << Back
1.Megaron 2022-4 Full Issue

Pages I - V

ARTICLE
2.Urban interventions and public pedagogies for raising public awareness on sustainability
Beste Sabır Onat
doi: 10.14744/megaron.2022.82346  Pages 575 - 588
Öğrenme deneyimi; teknoloji, günün koşulları, medya sistemleri, dönemin eğitim yöntemleri gibi birçok gelişime paralel olarak şekillenir ve bireylerin yaşamlarına sızar. Zaman ve mekân olmadan öğrenme süreci düşünülemez; onu şimdiki zaman ve anın bağlamıyla ilişkilendirmek esastır. Bir diğer yandan mekân, adeta bir üçüncü öğretmen ya da üç boyutlu bir kitap gibi alternatif öğrenme deneyimleri için önemli bir potansiyel teşkil eder.
Yaparak öğrenme, deneyime dayalı öğrenme, oyunla öğrenme, yer temelli öğrenme gibi alternatif ve enformel öğrenme biçimleri bütünlüğünde, mekân ve öğrenme deneyimi arasındaki ilişki, farklı disiplinlerle ilişkili şekilde ele alınıp yeniden tartışılması gereken bir konudur. Özellikle kentsel açık alanlarda enformel öğrenme ve kentsel pedagojilerin kamusal alanlarla ilişkisinin altının çizilmesi ve tartışılması gerekmektedir. Bu paralelde sürdürülebilirliğe dair öğrenme, vatandaşların günlük uygulamalarında sürdürülebilir alışkanlıklar geliştirmek için önem teşkil eder. Bu bağlamda kamusal alanlarda enformel öğrenme ve sürdürülebilirliğe dair öğrenme arasında anlamlı ve güçlü bağlar bulunmaktadır.
Kıtlık, doğal alanların tahribi, kentleşme sorunları, salgın hastalıklar birbirinden ayrı kavramlar ve olgular değildir. Sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını geliştirmek ve sürdürülebilir bir bilinci hayata geçirmek için sürdürülebilirliğe dair farkındalık oluşturmanın tartışıldığı çalışma, bu anlamda kamusal alanların potansiyellerini sorgulamaktadır.
Sürdürülebilirliğe dair farkındalık oluşturma amaçlı kamusal alanların programlanması ve bu alanlarda yapılacak tasarım ve küçük ölçekli müdahalelerin öneminin altını çizmeyi hedefleyen çalışma, öncelikle öğrenme deneyimi ve doğa-insan ilişkisi konularında literatür taramasına odaklanır. Ardından kamusal alanlarda yapılacak küçük ölçekli müdahaleler ve sürdürülebilirliğe dair farkındalık yaratma potansiyelleri üzerine bir tartışma açar. Literatür taraması paralelinde netleştirilen özellikler paralelinde örnekler seçilir ve seçilen bu kamusal alan müdahaleleri incelenir.
Kamusal alanlarda sürdürülebilirliğe dair öğrenmeye odaklanan bu müdahalelerin ortak özellikleri ve anahtar kelimeler çıkarılır. Çalışma; kamusal pedagojiler ve sürdürülebilirliğe dair kamusal alanlarda farkındalık yaratmak konularına odaklanırken, gelecekte yapılacak müdahaleler için bir ortak zemin yaratmayı amaçlıyor. İkinci olarak ise; kamusal alanların taşıdığı bu sosyo-ekolojik dönüşüm potansiyelinin altını çizip tartışmaya açmak amaçlanıyor.
Learning experience infiltrates the lives of individuals by taking shape in parallel with many other developments such as technology, today’s conditions, media systems, and educational methods of the time. In parallel with this, learning cannot be thought of without time and place; it is essential to associate it with the context of the current time and lived moment. Alternative and informal learning modes – such as learning by doing, experience-based learning, playful learning, and Place-Based learning – have strong ties with the spatial organisation. The relationship between space and learning experience has turned into a situation that needs to unfold and be re-discussed. Especially learning in urban open spaces and the relationship of public pedagogies with public spaces need to be highlighted and unfolded. Learning about sustainability is essential to cultivate sustainable habits in citizens’ daily practices. Scarcity, destruction of natural areas, urbanisation problems, epidemics are not separate concepts. This study, in which informal learning about sustainability is discussed, also questions the informal teaching potentials of urban open spaces. The article also scans the potential of public spaces and informal learning experiences about sustainability. The study, which aims to emphasise the importance of programming public spaces to raise awareness about sustainability and small-scale interventions to be made in these areas, focuses primarily on a literature review on learning experiences about nature-human relationships. It then opens a discussion on small-scale interventions in public spaces and their potential to raise awareness of sustainability. Samples are selected in parallel with the characteristics clarified in parallel with the literature review and the selected public space interventions are examined. The common characteristics and keywords of these interventions, which focus on learning about sustainability in public spaces, are extracted. The study focuses on public pedagogies and raising awareness of sustainability in public spaces while aiming to create a common ground for future interventions. Secondly, it underlines the socio-ecological transformation potential of public spaces.

3.Teaching basic design online during the Covid-19 pandemic: An evaluation of the conventional and innovative pedagogies
Duygu Cihanger Ribeiro
doi: 10.14744/megaron.2022.70457  Pages 589 - 601
Bu makale, Covid-19 pandemisi sebebiyle çevrimiçi bir ortama hızlı geçiş sırasında birinci yıl temel tasarım stüdyosu dersi için kullanılan pedagojik yöntemleri tartışmaktadır. Çalışmanın amacı, 2020-2021 eğitim öğretim yılında online eğitim sisteminde kullanılan tasarım öğretiminde geleneksel ve yenilikçi araç ve teknikleri eleştirel bir şekilde tartışmaktır. Bunu yapmak için, doğrusal olmayan ve açık (çevrimiçi) bir stüdyo dersi oluşturma sürecini ortaya çıkarmak için ders hazırlık belgeleri, öğrenci projeleri ve öğrenci değerlendirmeleri analiz edilmektedir. Bu çalışmadaki ana soru, geleneksel olarak yüz yüze stüdyo ortamında uygulamalı bir deneyim olan bir dersin, çevrimiçi ortam için nasıl hazırlanılacağıdır. Ancak makalenin sonuçları özellikle şehir plancıları için temel tasarım eğitimi adına daha geniş bir perspektiften değerlendirmek için de dikkate değerdir. Doğrusal olmayan ve açık bir stüdyo programı hazırlamak için geliştirilen pedagojik stratejiler gelecekteki benzer bir deneyim için önemli yöntemleri açığa çıkarmaktadır. Bunun için çalışma, geleneksel ve dijital araçların bütünleştirilmesi, ders içeriğinin hazırlanmasında öğrencilerle işbirliği, esnek bir ders programı ve süreç temelli bir tasarım olarak çıktıları sunar. Sonuçlar, yalnızca çevrimiçi bir eğitim sistemine değil, aynı zamanda tasarım stüdyolarının ders programlarının olası bir revizyonuna uyum sağlamak için yeni ve geleneksel pedagojik yaklaşımların birleştirilmesini önermektedir.
This article presents multiple pedagogical methods employed for urban planning students’ first-year basic design studio course during the rapid shift to an online environment in response to Covid-19. The aim is to critically discuss the conventional and innovative tools and techniques in design teaching during the online education system in the 2020–2021 academic year at Middle East Technical University City and Regional Planning Department. To do this, the basic design and planning studio course preparation itineraries, student projects and reflections are analysed to unveil the process of creating a non-linear and open (online) studio course. Although the central question in this study is how to prepare for an online design course, which is traditionally a hands-on experience in an active face-to-face studio environment, the outcomes of this article are noteworthy to evaluate from a broader perspective of basic design education for urban planners. The pedagogical strategies for a non-linear and open studio present significant lessons learned for a similar future experience. For this, the study discusses the outcomes as integrating conventional and digital tools, collaboration with students in preparing the course content, a flexible course program, and a process-based design. The results suggest combining new and conventional pedagogical approaches to adapt not only to an online education system but also to a possible revision of the course programs of design studios.

4.Water supply of the Topkapı Palace kitchen complex: Review and interpretation based on new findings
Ece Uysal Engüdar, Uzay Yergün
doi: 10.14744/megaron.2022.77753  Pages 602 - 616
Topkapı Sarayı mutfak kompleksi birinci avludaki yardımcı binalarıyla birlikte sarayın ikinci avlusunun sağ kanadında yer alan, Birûn personelinin çalıştığı, içeriğinde pişirme birimi (mutfak ve helvahane), koğuş, mescit, hamam, depo, kiler ve mahzenleri barındıran, Enderûn halkı için oluşturulmuş bir hizmet birimdir. Saray mutfaklarının tüm birimlerinin işleyebilmesi için su, içilmesinin yanında, pişirme, temizlik ve sulama amacıyla kullanılmıştır. Halkalı ve Kırkçeşme su yollarından temin edilen su, su terazisi ve kuyular aracılığıyla saray mutfaklarındaki mutfak, abdesthane, hamam ve hela çeşmelerine iletilmiş, Halkalı ve Kırkçeşme sularının yetersiz kaldığı bir dönemde ise Terkos Suyu saraya ayrıca verilmiştir. Kullanılan atık sular kanallar aracılığıyla Marmara Denizi’ne dökülmüştür. Yapılan literatür taramasında elde edilen verilerin konuya bütünlük sağlayacak kadar yeterli olmadığı tespit edilmiş, oluşan boşlukların doldurulması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, Ekrem Hakkı Ayverdi Enstitüsü Arşivi, Fransa Ulusal Kütüphanesi ve Harvard Üniversitesi Dijital Harita Koleksiyonu’ndan temin edilen yeni belgelere yer verilmiştir. Değerlendirmeye alınan bu yeni belgelerin uygunluğunun teyit edilmesi ayrıca mekânlar arası ilişkilerin kurulabilmesi amacıyla çalışma alanı dahilinde saha çalışmalarına ağırlık verilerek yüzey araştırması ve kazı çalışmaları ile çapraz kontrol yapılması gerekmektedir. Temin edilebilen tüm kaynaklar, mekânsal işlevler ve bağlantıların sentezlenerek Topkapı Sarayı’nın birinci ve ikinci avlusundaki çeşitli birimlerden oluşan saray mutfaklarının su yollarının bütününe yönelik bir bağlam aranmaya çalışılması bu makalenin amacını oluşturmaktadır.
Topkapı Palace’s kitchen complex consists of the cooking units (kitchens), dorms, masjids, baths, storages, storerooms and cellars and is where the outer services (Birûn) served the inner ones (Enderûn). These units required water for drinking, cooking, cleaning and watering purposes. The water was supplied from Halkalı and Kırkçeşme. Water towers and wells then transmitted that to the kitchens’ fountains, alongside baths, ablutions and restrooms. If the Halkalı and Kırkçeşme water were insufficient, water from the city of Terkos was delivered to the palace, as well. Channels disposed of wastewater into the Marmara Sea. It has been determined that the findings obtained in the literature review do not review a holistic view of the whole study area. In order to fill the gaps, the new documents were provided from the Ottoman Archives of the Turkish Republic Presidency State Archives, archives from the Institute of Ekrem Hakkı Ayverdi, the National Library of France, and The Harvard Map Collection. To prove the accuracy of some of the new documents and to establish spatial relations, surface research and excavations are required within the study area. The aim of this article is to try to search for a context for the whole water supply of the palace kitchens by evaluating all available resources, spatial functions and connections.

5.An important parameter in concert hall design: Determination of directivity for instruments
Yalın Özgencil, Neşe Yüğrük Akdağ
doi: 10.14744/megaron.2022.67625  Pages 617 - 628
Enstrüman ses yönselliği; mimari akustik alanındaki araştırmalar için ses kaynağını tanımlarken büyük bir önem taşımaktadır. Enstrüman yönselliği alanındaki çalışmalara baktığımızda Batı Müziği enstrümanlarıyla ilgili çeşitli çalışmalara ulaşabilirken; Doğu müziği enstrümanlarının yönsellik bilgileriyle ilgili az sayıda çalışmaya ulaşılabilmektedir. Bu durum nedeniyle; konser salonları, prova odaları, müzik stüdyoları ve diğer Türk Müziği icra alanlarındaki mimari akustik tasarım süreçlerinde ses kaynağını tanımlamak açısından eksik yaklaşımlar olabilmektedir. Çalışma kapsamında; Türk müziğinin önemli enstrümanlarından kanun, ud, tanbur ve klarnet enstrümanlarının yönsellik ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümler için; TÜBİTAK UME’de bulunan, yarı yansımasız oda içerisine kurulan yarım küre şeklindeki alan içerisinde 20 mikrofon ölçüm noktası ile ölçüm düzeneği tasarlanarak, tüm oktav bant bölgeleri için ölçümler gerçekleştirilmiştir. Enstrümanların tonal yayılım özelliklerinin yönselliğe etkisi dikkate alınmış ve ilgili enstrümanların oktav aralıklarında bulunan tüm nota bölgeleri için toplamda 143 adet ölçüm gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda; enstrümanlar arasındaki yönsellik farklılıkları ve enstrümanın kendi içindeki farklı oktav bant akustik yayılım özellikleri yorumlanmıştır. Ulaşılan değerler ve sonuçlar; konser salonu ve konser salonu sahnesi mimari akustik simülasyonlarında, bununla ilişki olarak müzisyen sahne diziliminde ve diğer tüm müzik akustiği araştırmalarında, kaynak modellemesine önemli bir katkı sağlayacaktır.
Instrument sound directivity is of great importance when defining the sound source for research in architectural acoustics. When it comes to the topic of instrument directivity, whereas there are various studies on Western music instruments, only a few studies could be found on the directivity information of Eastern music instruments. For this reason, during architectural acoustic design processes in concert halls, rehearsal rooms, music studios and other Turkish music performance areas, there may be insufficient approaches in terms of defining the sound source. Directivity measurements of the qanun, oud, tanbur and clarinet, which are important instruments of Turkish music, were carried out within the scope of the study. These measurements for all octave band regions were carried out by designing a measurement setup with 20 microphone measurement points in the hemispherical area created in the semi-anechoic room at TÜBİTAK UME. The effect of the tonal spread characteristics of the instruments on the directivity was taken into account and a total of 143 measurements were carried out for all the note regions in the octave ranges of the relevant instruments. The directivity differences among the instruments and the acoustic propagation characteristics of different octave bands for each instrument are interpreted at the end of the study. The obtained values and results will make an important contribution to source modelling in architectural acoustic simulations of concert halls and concert hall stages; and in relation to this, in musician stage arrangements and all the other musical acoustics research.

6.The influence of learning space colours on students within attention, emotional and behavioural
Fazıla Duyan, Fatma Rengin Ünver
doi: 10.14744/megaron.2022.53386  Pages 629 - 643
Çevresel renkler, mekan kullanıcılarını performans, estetik, duygu vb. açılardan etkileyebilir ve eylemleri üzerinde rol oynayabilir. Literatürde yapılmış bir çok çalışma çevresel renklerin kullanıcılar üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, sınıf duvar renklerinin, öğrencilerin dikkatleri, duyguları ve davranışları üzerindeki etkilerini gerçek sınıf ortamında araştıran deneysel bir çalışma ve sonuçlarına yer verilmiştir. Araştırmadaki denekler 8-9 yaş grubu ilköğretim okulu öğrencileridir. On iki hafta süren deney süresince öğrenciler, haftada bir değişen (kırmızı, sarı, yeşil, mavi, mor, turuncu, yeşil-sarı, mavi-yeşil, mor-mavi, kırmızı-mor, beyaz ve gri) on iki farklı duvar rengine boyanmış sınıflarında derslerine devam etmişlerdir. Bu süreçte, her farklı duvar rengi için, dikkat, duygusal ve davranışsal etkilere yönelik çeşitli ölçme ve değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuçlar, öğrencilerin dikkatlerinin kırmızı-mor ve sarı duvar renginde arttığını, turuncu, mor, kırmızı ve mavi duvar renklerinde ise azaldığını göstermektedir. Öğrenciler duyuşsal açıdan en çok yeşil-sarı, mavi-yeşil, turuncu, mor ve mavi duvar renklerini, en az ise gri, sarı ve kırmızı-mor renkleri tercih etmişlerdir. Kırmızı, turuncu, yeşil, yeşil-sarı, mavi-yeşil, mavi ve mor duvar renkleri öğrenciler tarafından olumlu olarak algılanmıştır. Davranışsal açıdan, turuncu, sarı ve mavi-yeşil duvar rengi ortamında öğrenciler daha hareketli iken, mor, kırmızı-mor, mavi ve yeşil duvar rengi ortamında daha sakin oldukları, gri duvar rengi ortamında ise öğrencilerin biraz uyuşmuş, sıkılmış ve algılarının biraz yavaşlamış olduğu gözlemlenmiştir.
Environmental colours can affect users in terms of performance, aesthetics, emotion, etc., and can play a role in their actions. Previous studies have shown that environmental colours are effective on user perception. This research aims to find out how wall colours can impact students in the learning environment by manipulating their attention, emotion, and behavioural reactions. An experiment was conducted with students aged 8–9 years in a real classroom painted in twelve colours. The students have taken the courses within a classroom having different wall colours (red, yellow, green, blue, purple, orange, green–yellow, blue–green, purple–blue, red–violet, white and grey) for twelve consecutive weeks during the experiment. In this process, various measurements and evaluations were conducted for each different colours regarding attention, emotion, and behaviours. The results show that learners’ attention notably increased in the red–purple and yellow wall colours and decreased in the orange, purple, red, and blue wall colours. The students mostly preferred green–yellow, blue–green, orange, purple, and blue wall colours, and the least preferred ones were grey, yellow, and red–purple colours. The red, orange, green, green–yellow, blue–green, blue, and purple wall colours were perceived as positive by students. From behavioural point of view, they were more active in red, orange, yellow, and blue–green, whereas they were calmer in purple, red–purple blue, and green. In the grey wall colour environment, students were observed as bored and distracted, and there was a slight decrease in their attention in the course.

7.Determining the impact of horizontal and vertical fins of office facades on visual and thermal comfort
Gülçin Süt, Leyla Dokuzer Öztürk
doi: 10.14744/megaron.2022.23356  Pages 644 - 657
Modern bina tasarımında yüksek saydamlık oranı oldukça yaygın olup yapı kabuğunda sıklıkla
gölgeleme amaçlı yatay ve/veya düşey çıkıntılar kullanılmaktadır. Çıkıntıların türlü özellikleri hacim
içindeki görsel ve ısısal konforu etkilemektedir. Bu çalışma güncel görsel ve ısısal konfor
standartlarına göre yatay ve düşey çıkıntı aralıklarının sınırlandırılmasına yönelik bir yöntem
önermiştir. İklim tabanlı verilerle görsel ve ısısal konfor ölçütlerinin analizleri yapılarak uygun çıkıntı
aralıkları belirlenmiştir. Çalışma bir ofis binasında konumlandığı varsayılan ve bir uzun kenarı saydam
olan modül ofis hacmi için yapılmıştır. Saydam duvarın güney, batı, doğu, güneybatı, güneydoğu,
kuzeybatı ve kuzeydoğu olmak üzere yedi yöne baktığı durum, dört farklı cam tipi, yatay ve düşey
çıkıntı için minimum ve maksimum çıkıntı aralığı belirlenmiştir (toplam 112 durum). Görsel konfor ile
ilgili EN 17037 standardındaki günışığı aydınlık düzeyi, kamaşmadan korunma, güneşlenme ve dış
ortamla görsel bağlantı ölçütleri dikkate alınmıştır. Isısal konforun sağlanmasında ilk aşamada çıkıntı
aralıklarını sınırlandırmak üzere güneş denetimi yapılmıştır, yani yöne göre yıllık gölgeleme ihtiyacı ve
güneş kazancı belirlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Ardından çıkıntı aralıklarının konfor koşullarını
değerlendirmek üzere ASHRAE 55-2017 standardında doğal havalandırılan mekanlar için önerilen
adaptive comfort yöntemi uyarınca işlem yapılmıştır. Çok yönlü analizler sonucunda ısısal ve görsel
konfor açısından optimum sonucun güney, bu yöndeki çıkıntı türünün yatay olduğu görülmüştür. Batı,
doğu, kuzeybatı ve kuzeydoğu yönlerinde düşey çıkıntılar olumlu sonuç vermektedir. Güneybatı ve
güneydoğu yönlerinde ise yatay ve düşey çıkıntıların performansı birbirine yakın olmaktadır. Bu
çalışmada önerilen yöntem uyarınca ısısal ve görsel konfor koşullarını sağlayacak çıkıntı aralıkları
saptanabilir. Modül ofis hacmine ilişkin sonuçlardan çıkıntı tasarımına yönelik temel ilke kararlarının
alınmasında yararlanılabilir.
A high degree of transparency is customary in modern building design, and horizontal or/and vertical fins are often employed for shading the building envelope. This study proposes a method to limit horizontal and vertical fin ranges according to current visual and thermal comfort standards. The study was carried out considering a module office room, which is assumed to be located in an office building, and one long wall is transparent. The minimum and maximum fit ranges were determined for four glazing types and seven directions the transparent wall faces (a total of 112 cases). The criteria suggested in the standard EN 17037 have been considered for visual comfort. In the first stage of providing thermal comfort, solar control was implemented to limit the fin range, that is, the annual shading need and solar gain were identified depending on the direction. Afterward, the adaptive comfort method recommended for naturally ventilated spaces in the ASHRAE 55-2017 standard was applied to evaluate the comfort conditions of the fit ranges. The detailed analysis revealed that the optimum direction regarding thermal and visual comfort is south, and the fin type in this direction is horizontal. Vertical fins in the west, east, northwest, and northeast directions provide positive outcomes. The performance of the horizontal and vertical fins is close to each other in the southwest and southeast directions. The results for the module office room can be used to take principle decisions for fit design.

8.Assessment of urban surface performance of open spaces with multi-criteria decision-making method
Elif Safiye Serdar Yakut, Sehnaz Cenani, Gülen Cagdaş
doi: 10.14744/megaron.2022.47827  Pages 658 - 672
Araştırma, üzerinde yol veya yapısal unsur bulunmayan bütün alanları “kentsel yüzey” kabul ederek mekansal performanslarının değerlendirilmesine odaklanan çok kriterli bir karar verme yöntemi sunmaktadır. Bu kapsamda çalışma alanı olarak seçilen Fatih ilçesine bağlı Seyyid Ömer mahallesi fiziksel, ekolojik ve sosyal ana başlıklar altında alt kriterlerine detaylandırılarak ele alınmıştır. Fiziksel kriterler, her bir yüzeyin boyutunu ve açıklık/çevrelenme değerlerini kapsarken; ekolojik kriterler ise, birim yüzeydeki geçirimlilik oranları ve vejetasyon niteliğini klorofil miktarları üzerinden ölçümleyen NDVI değeri ile incelenmiştir. Bunlara ek olarak kentlilerin açık alanlara etkileşimlerini belirleyen ana unsurlar olan mülkiyet tipi ve kentsel bağlam içindeki kullanım tipolojisine de sosyal kriterler ana başlıkları altında alt kriterler olarak yer verilmiştir. Belirlenen kriterler mahalle dokusu içinde yer alan açık alan tipolojileriyle olan ilişkileri, Analitik Ağ Süreci (AAS) kullanılarak, kentsel yüzey performansının ölçümlenebilmesi için ağırlıklandırılarak bir indeks haline getirilmiştir. Geliştirilen indeks ile bazı küçük kentsel açık alanların açıklık ve vejetasyon nitelikleri bakımından Çukur Bostan gibi önemli semt parkından bile daha fazla öne çıktığı görülmüştür. Ek olarak bu parçalanmış açık alanların bütünleştirilebilmesi ve yapısal strüktür içinde yaşam kalitesinin iyileştirilmesi için planlama yaklaşımlarına altlık oluşturacak kentsel yüzeylerin önem dereceleri haritası elde edilmiştir. Haritada Şelaleli Park ve Skate Park gibi çeşitli cep parklar ile fiziksel, ekolojik ve sosyal değerlerine göre kentsel boşluklar potansiyel kentsel açık alanlar olarak saptanmıştır. Bu yapısıyla araştırma, kentsel yüzeyleri çok boyutlu ve hesaplanabilir bir skalaya oturtarak, potansiyellerinin değerlendirilmesi için referans oluşturabilecek çok kriterli bir indeks önermektedir.
The research presents a multi-criteria decision-making method that focuses on evaluating spatial performance by considering all areas without roads or structural elements as “urban surfaces”. In this context, the Seyyid Ömer neighbourhood in Istanbul’s Fatih district, as the study area, was discussed in detail in terms of physical, ecological, and social criteria and their sub-criteria. While the physical criteria include the size of each area and enclosure; the ecological criteria were studied with permeability rates and the normalised difference vegetation index (NDVI) value, which measures unit area through the amount of chlorophyll. In addition, the type of property and land use in the urban context, which are the main factors for citizens’ interaction with open spaces, were included as sub-criteria under the main social criterion. The relationships between the identified criteria and the open space typologies in the neighbourhood were converted into an index using the analytical network process (ANP) to measure the urban surface performance. The developed index indicated that some urban voids stand out even more than the important ones and have greater potential than urban parks such as Çukur Bostan in terms of social and vegetation qualities. As a result of the research, a map of the importance level was created to illustrate the potential areas for improving the urban ecological performance. Then, various pocket parks such as Şelaleli Park and Skate Park and urban voids regarding their physical, ecological and social values were extracted as potential urban open spaces. With this structure, the research proposes a multi-criteria index that can be used to evaluate the potential of urban surfaces by putting them on a multi-dimensional and computable scale.

9.Space and accessibility analysis of Erzurum historical urban zone
Hilal Turgut
doi: 10.14744/megaron.2022.80037  Pages 673 - 683
Zaman içerisinde değişerek günümüze gelen tarihi kentlerin sahip olduğu sosyal, mimari ve ticari doku kentsel mirasın en önemli bileşenleridir. Günümüzde hızla değişen kentlerin çoğu, tarihi kimliğini koruyamamış ve tarihi doku önemini yitirmiştir. Kentsel mirasın sürdürülebilirliğinin sağlanması kültür aktarımı açısından da oldukça önemlidir ve korunması zorunludur. Bu amaçla pek çok planlama kararlarının alındığını ancak bu kararların her zaman yeterli olmadığı ve bilimsel temellere dayanmadığı görülmektedir. Çok katmanlı yapıya ve oldukça zengin kültürel birikime sahip olan Erzurum Tarihi kent çekirdeğinin ne yazık ki son 10 yıl içinde hızlı yok olması oldukça üzücüdür. Çözüm olarak kent merkezinde bulunan ancak kentten soyutlanarak kent yaşamından uzaklaşmış olan bölgelerin kent yaşamına yeniden katılması ve kent ile bütünlüğünün sağlanması önerilmektedir. Bu araştırma Erzurum kenti tarihi dokusunu oluşturan iç kale ve çevresini içine alan 1. derece ve 3. derece kentsel sit alanı ve çevresini kapsamaktadır. Çalışmanın ana amacı, Erzurum tarihi kent çekirdeğinin fiziksel özellikleri ve bu özelliklerin yaya hareketlerine olan etkisinin belirlenerek mekân okunabilirliğinin ölçülmesidir. Bu amaçla 2019 yılında uygulanmaya başlanan, ilk etabı bitmiş olan koruma amaçlı imar planı kararları incelenerek tarihi kent çekirdeğinin kent ile bütünleşme yolları araştırılmıştır. Tarihi kent çekirdeği mekân dizim analizi yöntemi ile alan erişilebilirliği, alan bütünleşmesi ve sokak okunabilirliği analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, Erzurum tarihi kent çekirdeğinin erişilebilirlik ve bütünleşme açısından iyiye yakın olduğu, ancak tarihi sokak dokusunun özgünlüğünü yitirmiş olduğu görülmüştür. Analiz sonuçları değerlendirilerek Erzurum tarihi kent çekirdeğinin kent ile yeniden bütünleşmesi, erişilebilirliğinin ve mekânsal okunabilirliğinin artması için bazı kriterler ortaya konulmuştur.
Erzurum’s historical urban texture has lost its layered structure over time, and its integrated structure with the city has deteriorated.
The present study aims to determine the physical characteristics of Erzurum’s historical city centre and their influence on pedestrian movements in order to quantify spatial legibility. The present study employs the Space Syntax technique. Developed by Hiller & Hanson (1984), this method serves as an approach for analysing the complex structure of cities, and it has been applied in a variety of disciplines.
All types of maps and aerial photographs, related publications, theses, the conservation plan dated 6.8.1986, and the open-source software DepthmapX were used as primary materials in the present study. Field observations, expert evaluations, and field and numerical data were used as secondary materials.
The present study focuses on Erzurum’s historical city centre, which is protected as a first and third-degree archaeological site. The study area was divided into four regions for examination. Region I involves the Erzurum Castle and its surroundings; Region II involves the Twin Minaret Madrasa and its surroundings; Region III involves the Yakutiye Municipality building and its surroundings; Region IV involves the Yakutiye Madrasa and its surroundings.
The Photoshop program was used to visualise the suggestions presented at the conclusion stage. The present study can be categorised as applied research because of this characteristic. Over time, historical cities evolve and develop a layered structure. The relevance of historical textures is recognised in planned cities, and the historical texture is conserved. The city of Erzurum, which was selected as the study area, is one of the cities where the historical urban environment and street texture could not be preserved. The historical city centre, which is a first- and third-degree protected area connected to the city’s busiest street, has become isolated over time, the area has become run-down with the gradual withdrawal of the historical city’s inhabitants, and the lack of responsibility and abandonment has resulted in security issues. The relationship between spatial accessibility and this scenario was investigated in the present study. The findings of the analysis and methodology are represented graphically. An axial map of the study area was first constructed, followed by a spatial legibility graph. According to the graphic results, the accessibility value in Regions I and IV are better as a result of the arrangements made in the form of city squares, whereas the accessibility value in Regions II and III is rather low. In order for the space to achieve a permeable structure, access points are defined and depicted on maps. In the conclusion section of the present study, the beneficial aspects of the relationship between accessibility and landscaping as found in the field studies were analysed, and field suggestions were included. The historical street texture of Erzurum has almost completely vanished in the area, according to investigations. In terms of legibility, it has been decided that the urban landscape studies conducted in Regions I and IV are more applicable. The historical urban texture of Regions II and III has been assessed to be complex, lacking a substantial level of comfort, and also insufficient in terms of security due to the isolation brought on by this turmoil, resulting in poor walkability.
The importance of accessibility in historical urban textures, as well as its implications for spatial use, have been evaluated in the pres-ent study. The use of digital software is critical in the planning of historical urban textures, which are becoming more relevant around the world and in our country. The present study, which was conducted in Erzurum’s historical city centre, is unique in regional terms. In terms of urban memory, historical urban textures are extremely important. The approaches that represent the spirit of the space, integrate with the traditional texture and respect the urban stratification, as well as the aesthetic value they offer to the city, emerge as the unifying element of city squares. The feasibility of recent urban transformation works in and around Erzurum Castle within the context of the layered structure was assessed in the present study. This distinguishes the study in regional terms.
Point proposals that have been expanded in terms of the coherence of the study area, which has a significant resource value in terms of preserving the remaining pieces of history, make the study distinctive in another respect.



© 2023 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale