YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 4 (1)
Volume: 4  Issue: 1 - 2009
Hide Abstracts | << Back
1.The Mystery of Planning in Istanbul: Three Impressions of a Visitor
John LOVERING
Pages 1 - 4
Abstract | Full Text PDF

2.An Overview of Istanbul’s Conservation Sites
İclal DİNÇER, Zeynep ENLİL, Yiğit EVREN
Pages 5 - 15
İki kıtanın birbirine bağlandığı özel bir coğrafyada 2500 yıllık tarihi mirasıyla İstanbul, dünyada ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. İstanbul bu eşsiz özelliğinin yanı sıra, tarihi yarımada, Haliç ve Boğaziçi gibi pek çok doğal ve kültürel değeri bünyesinde barındırmaktadır. Bu değerlerin bir bölümü 1970’li yıllardan beri sit alanı olarak ilan edilerek bu özel statü kapsamında korunmaya çalışılmaktadır. Ancak, kentin özellikle geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında ülkenin nüfus ve ekonomik yatırımlarının çekim merkezi haline gelmesi, bu miras alanlarını sürekli olarak değişim ve dönüşüm baskısı altında bırakmaktadır. Bu yazıda, Türkiye’deki koruma mevzuatı kapsamında İstanbul’da belgelenen ve koruma altına alınan sit alanlarının niceliksel yapıları ve mekânsal dağılımları ekseninde bir değerlendirme yapıldı. Makaleye temel olan çalışma, yazarlar tarafından 2005-2006 yıllarında gerçekleştirildi; kentteki tüm sit alanlarının arşiv çalışmaları yapılarak sayısallaştırıldı ve 1:100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na veri olarak aktarıldı. Bu yazıda, İstanbul’daki doğal, arkeolojik ve kentsel ölçeklerdeki sit alanlarının saptanması, belgelenmesi ve ilan edilmesi süreçlerinin izinden gidilerek Türkiye’deki koruma tarihinin gelişimi değerlendirildi; sit alanlarının karşı karşıya kaldığı temel riskler dile getirilerek özellikle planlama disiplini içinde yapılması gerekenlere dikkat çekildi. Ayrıca, tarihi yarımada’nın Dünya Miras Listesi sürecine de göndermeler yapıldı.
With its 2500 years of historical heritage, Istanbul is situated on a privileged location at the crossroads of two continents. Further to this unique characteristic, the city comprises a wide palette of natural and cultural treasures like the Historic Peninsula, the Golden Horn and the Bosphorus. Since the 1970s, part of that heritage has been listed and is thus under protection. However, since the second half of the past century in particular, Istanbul has become a magnet for investments and individuals, with the result that these heritage sites are now targeted under an ongoing pressure of rapid urban growth and urban regeneration. This report attempts to provide an overview of Turkey’s conservation history, by placing an emphasis on risks in the planning of conservation areas in Istanbul. It is based on a study conducted by the authors in 2005-2006, in which all of Istanbul’s conservation areas were documented, digitalized and transferred into the Strategic Master Plan of Istanbul, prepared to a 1/100,000 scale. This paper provides a spatial and quantitative analysis of the city’s natural, archeological, historical, and urban conservation areas, all of which have been listed since the 1970s - when Turkey’s conservation legislation was expanded beyond the scale of single buildings. It also attempts to shed light on the problematic processes concerning Istanbul’s world heritage sites.

3.Does the Urban Regime Theory Provide an Appropriate Theoretical Framework for Analysis of Urban Politics in the Context of the Urbanization Process in Turkey? A Theoretical Discussion
Mehmet Hakan UZBEK, İclal DİNÇER
Pages 16 - 26
Kentsel rejim kuramı, 1980’lerdeki ortaya çıkışından bu yana kentsel siyasal yapı çözümlemelerinde en sık kullanılan kuramsal çerçevelerdendir. Çoğulcu ve yapısalcı yaklaşımlar arasında bir orta yol bulmaya çalışan kuram, belirli bir gündem ve ortak hedefler çerçevesinde kaynaklarını birleştiren farklı sektörlerden aktörlerce oluşturulan ve kendisini sürekli kılarak toplumdaki önderliği ele geçiren yarı formel ilişki ağları -yani rejimler- üzerinde durmaktadır. Bu makalenin amacı, kentsel rejim kuramının, Türkiye’deki kentleşme sürecinin siyasal boyutunun incelenmesi ve açıklanması bakımından uygun bir çerçeve sunup sunmadığını kuramsal olarak tartışmaktır. Ülkemizdeki kentleşme biçiminde önemli rol oynayan ve toplumun farklı kesimlerince oluşturulan uzlaşı ve ittifakların kimi yönleriyle kuramca çizilen kavramsal çerçeveyle örtüştüğü gözükmektedir. Bununla birlikte diğer coğrafyalarda olduğu gibi Türkiye’de de rejim kuramı bağlamında yapılan kentsel siyasal yapı çözümlemelerinde kavram kargaşasına düşmemek adına özenli davranmak ve kuramın özünden ayrılmamayı sağlayacak temel bir takım noktaları gözden uzak tutmamak gerekmektedir.
Since the 1980’s, the urban regime theory has been one of the most widely used theoretical frameworks in the field of the analysis of urban politics. Seeking a synthesis between the pluralist and structuralist approaches, it focuses on semi-formal and cross-sectoral networks of relationships in cities that are formed around a particular agenda by actors who have a shared sense of purpose. By doing so, they bring together complementary resources and gain the “capacity to govern” in cities. The aim of this article was to discuss theoretically whether the urban regime theory can be applied in the context of the urbanization process in Turkey. Coalitions being formed by different groups of the society and playing a significant role in the urbanization process of the country show some similarities with the regime concept provided by the theory. From this point of view, the theory seems to be appropriate; however, in order to avoid concept-stretching, some points of concern that remind the researcher of the core of the theory should always be kept in mind.

4.Ecological and Technological Cities of the Future
Özge Yalçıner ERCOŞKUN, Şule KARAASLAN
Pages 27 - 34
Türkiye’de dünya toplam enerji tüketimine göre daha fazla enerji tüketilmesi, çevreci politikaların gözardı edilmesi, sera gazları emisyonunun fazlalığı, küresel iklim değişikliğinin ciddi yansımaları, tarım ve orman alanlarının tahribi ve artan ekolojik ayak izine karşı daha güçlü tedbirler alınması zorunlu hale gelmiştir. Konforlu, sağlıklı, çevre dostu, minimum karbon tüketen, kendi kendine yeterli yeni yaşam alanlarının ekolojik ve teknolojik olarak tasarlanması ile kentsel sürdürülebilirliğe katkı sağlanmaktadır. Bu makalede, geleceğin sürdürülebilir kentleri için ekolojik ve teknolojik yaklaşımlar ortaya koyarak, bazı dünya örnekleri incelenmektedir.
In Turkey, more energy is consumed than the average energy consumption in the world, environmental policies are ignored, greenhouse emission levels are high, issues related to global climate change are disregarded, agricultural land and forestry are destroyed, and the ecological footprint increased; thus, it has become an obligation to take significant precautions. Ecological and technological design of new comfortable, healthy, environmentfriendly, minimum carbon-consuming, self-sufficient settlements contribute to urban sustainability. In this article, selected examples from around the world are analyzed for the future of sustainable cities by putting forward ecological and technological approaches.

5.Assessing the Afyonkarahisar Millet Hamam in the Context of Reuse Adaptation and Sociocultural Sustainability
Dicle AYDIN, Ş. Ebru OKUYUCU
Pages 35 - 44
Yeniden kullanıma adaptasyon eyleminin sosyal, kültürel, ekonomik ve ekolojik anlamda yararları bulunmaktadır. Yeniden kullanım sürdürülebilirlik kavramı özelinde analiz edildiğinde, yeni işlevin özellikle sosyal ve kültürel sürdürülebilirliğe katkı düzeyinin, işlevin sürekliliğinde ve yapının yaşamının devamlılığında katkısı olduğu söylenebilmektedir. Yeniden kullanıma adapte edilmiş bir kültür varlığının, sosyal ve kültürel sürdürülebilirliğe olan katkılarının araştırıldığı bu çalışmada, bugün “semt ve kültür evi” işlevi ile hizmet veren Afyonkarahisar kent merkezindeki tarihi Millet Hamamı alan çalışması olarak belirlenmiştir. Çalışma ile sosyal ve kültürel sürdürülebilirliğin bileşenleri; (i) sosyal, kültürel, toplumsal bileşenler ve (ii) bina ve yeni işleve adaptasyona ilişkin bileşenler olarak iki ana başlıkta tanımlanmıştır. Çalışmada anket, gözlem ve görüşme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Semt ve kültür evi kullanıcılarına uygulanan anketlerle yeni işlevin sosyal ve kültürel sürdürülebilirliğe katkısı analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar sosyal, kültürel, toplumsal ve yeniden kullanıma adaptasyona ilişkin başarı düzeyi anlamında belirtilmiştir. Bu çalışma ile Anadolu’nun birçok yerinde var olduğunu bildiğimiz, özgün amacına hizmet veremeyen hamamlar için düşünülebilecek alternatif bir kullanımın yararları ortaya koyulmuştur.
An adaptation action to re-use has social, cultural, economic, and ecological benefits. When re-use is being analyzed with the sustainability concept, it can be said that the contribution level especially to social and cultural sustainability of the new function would be high in sustainability of function and also in ensuring continuity of the building’s life. We performed a space study on the historic Millet Hamam in Afyonkarahisar city center to investigate the contributions of the cultural entity, which has been adapted to reuse as a district and cultural home, to social and cultural sustainability. In this study, the components of social and cultural sustainability are defined under two main titles as (i) social, cultural, communal components and (ii) components related to adaptation to the building and the new function. Survey, observation and interview processes were used. The contribution of the new function to social and cultural sustainability was analyzed using surveys applied to the users of the district and cultural home. The results were imported as indicating the success level related to the social, cultural and communal components and adaptation to reuse components. With this study, we show the practical benefits of alternative use for the baths (hamams) in Anatolia, which can no longer serve their original purpose.

6.A Model to Improve the Management Buildings used by Private Sector
İclal ALUÇLU, Ayfer AYTUĞ
Pages 45 - 51
Sistem iyileştirmesi, büro sisteminin etkinliğini ve verimliliğini arttırmak amacıyla bilimsel ve sistematik olarak yürütülen problem çözme faaliyeti olarak kullanılabilir. Sistemi oluşturan öğeler, ortak bir amaca yönelmiş olarak bir arada bulunmaktadırlar. Sistemi oluşturan parçalar bir amacı gerçekleştirmek için etkileşim içerisindedirler. Sistem iyileştirme amacıyla bürolarda gerçekleştirilen çalışmalar; iş akış analizleri, alan kullanım analizi, kullanılan formların analizi, personel kullanım analizi, donanım kullanım analizi, zaman kullanım analizi ve idari faaliyetlerin maliyet analizi olarak ifade edilebilir. Büro yöneticileri ya da sistem analistleri genellikle, herhangi bir sistem problemi üzerinde çalışırken, sistem iyileştirme amacıyla iş basitleştirme ya da girdi-çıktı analizi yöntemlerini kullanmaktadırlar. Planlamada organizasyonun gereksinimi olan iletişimi güçlendirici bir fiziksel planlama geliştirilmelidir. Fiziki açıdan uzun ömürlü bir bina ile sık sık değişebilen organizasyonların uyumunu sağlamak ancak esnek ve olası değişikliklere cevap verecek binada mümkündür. Böylece tasarım, rasyonel bir çalışma oluşumunu engellemeyip, büronun değişen gereksinimi ve gelişimi halinde yeni düzenleme imkânı verebilecektir. Bu çalışmada, özel sektör yönetim binalarının sisteminin iyileştirilmesi için öneri modeli oluşturulmuştur. Bu model, tasarımcının ya da iyileştirmeyi yapacak olan analistin hangi adımları izleyerek sonuca ulaşması gerektiğini belirleyen bir çalışma olması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, özel sektör yönetim binası tasarımında da tasarımcının program oluşturma, planlama gibi tasarım aşamalarında da yararlanabileceği bir kontrol listesi haline dönüştürülmesi de mümkündür. Önerilen modelin uygulanması ile özel sektör yönetim binalarının, gelişen teknoloji karşısında değişimlere kolay adapte olması ve yüksek verimliliğin sağlanması mümkün olabilecektir.
System improvement can be used to increase productivity and solve problems in official activities. For the best outcome, the improvement must have a scientific and systematic base. The system elements blend together for collective goals. They interact with each other to realize a special aim. System improvement consists of the analysis of the following: the work flow-chart, place use, official objects use, the form used for official activities, staff use, official materials use, time use, and costs. In order to solve system problems or to improve the system, the managers or the system analyzers use simplifications and/or idealizations in the problem, and/or in analyzing the inputs and outputs of the system. A suitable communication is another important issue for productivity. For a harmony between buildings with a long use life and for modular organizations, a flexible architectural planning is needed. Thus, the design should not prevent rational work conditions and should satisfy the changeable needs of the office. A model to improve the management buildings used by private work sector is therefore proposed in this study. The model is beneficial for the designer in clearly indicating which steps have to be followed in such designs. The model can be used as a program or a checklist for designing the management buildings in the private work sector. It is hoped that this model will serve as an easy guide for designers.

7.Efficient Design of Nursing Unit Floors
Z. Tuğçe KAZANASMAZ, Arda DÜZGÜNEŞ
Pages 52 - 60
Hastane tasarımları, yapısal, bakım-onarım ve işletimsel maliyeti mümkün olan en az seviyede tutmayı hedeflemektedir. Bunu sağlamak için hasta bakım ve tedavi ünitelerinin verimli tasarlanması oldukça önemlidir. Bu çalışma, belirli kat alanları ve alan oranları tanımlanarak hasta bakım ve tedavi ünitelerinin planimetrik tasarım verimliliğini incelemek için yürütülmüştür. Mevcut hasta bakım katları incelenirken, tasarım verimliliğine bağlı olarak servis alan hasta alanları, servis veren destek alanları, dolaşım alanları ve bunların birbirleriyle bağlantılı oranlarını içeren sayısal değerlendirmeler yapılmış, sonuçlar karşılaştırmalı tablo halinde sunulmuştur. Kat planları incelenen 15 hastaneden beşi hasta kullanım alanları için gerekli minimum alan ihtiyacını karşılamakta, diğer beş hastane de mümkün olan en uygun büyüklükte dolaşım alanlarına sahiptir. Ancak, iki hastane en düşük hasta-dolaşım alanı oranına sahip olduğu için en az verimli olarak tanımlanmıştır.
Hospital designs aim to obtain the lowest possible construction, maintenance and operational costs together with patient satisfaction, comfort and privacy. To satisfy these needs, the efficient design of nursing unit areas becomes considerably important. This study was thus conducted to analyze planimetric design efficiency of nursing unit floors by defining certain floor areas and floor area ratios. To test existing nursing unit floors, quantitative assessments were noted in regard to their planimetric efficiency: the utility value of the built floor area, both in terms of its allocation to patient space (served), support (serving) and circulation space and the relative proportions of these. Results were presented in a comparative table. Of the 15 hospital floor plans analyzed, five satisfied minimum space requirements for patient areas, while another five were in the optimum range for circulation areas. Two were defined as the least efficient, having the lowest patient-to-circulation area ratio.

8.Positional Arrangements of Waste Exhaust Gas Ducts of C-Type Balanced Chimney Heating Devices on Building Façades
Erkan AVLAR, Ezgi Korkmaz
Pages 61 - 68
Günümüzde Türkiye’de doğal gaz kullanımının artması ile mevcut ısıtma aygıtlarının yerini bağımsız ısıtma aygıtlarına bıraktığı görülmektedir. Türkiye’de mevcut yapılarda baca olmaması ya da standartlara uygun olmayan hatalı bacaların bulunması nedeniyle bağımsız ısıtma sistemi olarak yanma için gerekli olan havayı kuruldukları ortamdan bağımsız özel hava bağlantısı ile dış ortamdan alan, kapalı yanma odalı, yanma ürünlerini özel atık gaz bileşenleri ile dış ortama veren ve havalandırmaları bulundukları ortamdan bağımsız olan, C tipi denge bacalı aygıtların kullanımında artış görülmektedir. Bu aygıtlarda bacaya gereksinim duyulmadığı için atık gaz çıkışı dış duvarlardan, duvar boşluklarından ve balkonlardan yapılmaktadır. Doğal gaz, binada depolama gereksinimi olmayan, kullanımı kolay ve temiz bir fosil yakıttır. Ancak, doğal gazın yakılması sonucunda ortaya su buharı ile birlikte karbondioksit ve azot oksitler çıkmaktadır. Bu gazların yüksek yoğunluğunun insanlar üzerinde baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı gibi olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Atık gazların cephedeki duvar boşluklarından içeri girerek bina içinde insan sağlığı açısından tehlikeli ortamlar oluşturması söz konusu olabilir. Bu nedenle C tipi denge bacalı aygıtların atık gaz çıkış borularının bina dış cephelerindeki yerlerinin düzenlenmesiyle ilgili kurallar önem kazanmaktadır. Bununla ilgili olarak çalışmada Türk Standardları Enstitüsü, Makina Mühendisleri Odası, gaz dağıtım şirketleri, belediyeler ve yetkili firmaların çalışmaları incelenerek, doğru uygulamanın yapılabilmesi için kaynaklardaki ölçütlerin karşılaştırılması yapılmış ve bu karşılaştırma sonucunda kaynaklarda yer alan ölçütlerin birbirleri ile uygun olmadığı görülmüştür.
In Turkey today, with the increase in availability of natural gas, detached heating devices are being preferred over existing heating devices. Due to the lack of chimneys in existing buildings in Turkey or the presence of chimneys that fail to conform to standards, the use of C-type balanced chimney devices has increased. C-type balanced chimney devices take the combustion air directly from the outside by a specific air duct as detached heating equipment, with enclosed combustion chambers and a specific waste gas exhaust duct, and they are ventilated independently of the field of equipment. Because of their essentiality, the use of a chimney is not required in these devices; the waste gas is exhausted through walls, windows, doors, or balconies. The natural gas is a clean fossil fuel that requires no storage in buildings and is easy to use. However, water vapor, carbon dioxide and nitrogen oxides are produced by the combustion of natural gas. It is widely known that high concentrations of these products can have some adverse effects on humans such as dizziness, headaches and nausea. As a result, the waste products could recoil through wall openings on the façade to create unhealthy indoor environments that could be dangerous to human health. Therefore, the importance of standards and regulations about the positional arrangements of the waste gas exhaust ducts of C-type balanced chimney devices on building façades is increasing. In this research, we analyze the studies of the Institution of Turkish Standards, Chamber of Mechanical Engineers, gas distribution companies, municipalities and authorized firms and compare the criteria to determine the necessary application method. According to our comparison of the references accessed, the criteria are not uniform.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale