YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 11 (1)
Volume: 11  Issue: 1 - 2016
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Regulation of Urban Space in the Ottoman State: The Case of Istanbul (1820-1900)
Ceylan Irem Gençer, Işıl Çokuğraş
doi: 10.5505/megaron.2016.20982  Pages 1 - 14
1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra yönetim, hukuk, vergi, mülki haklar, eğitim, kentsel planlama ve belediye hizmetleri gibi farklı alanlarda sistematik bir değişim başlamıştır. Bu durum, modern bir devlet oluşumuna bir araç olarak kent mekânını düzenleme sürecini de beraberinde getirmiştir. Bu makale, 19. yüzyılda kentsel düzenlemelerin oluşum süreçlerine odaklanmakta ve İstanbul örneği üzerinden bunların kent mekânındaki yansımalarını irdelemektedir. Bu inceleme için yapılara ve sokaklara yönelik dokuz adet nizamnamenin yayınlandığı 1820-1900 aralığı seçilmiştir. Bu dönemde, yapı düzenlemeleri sistematikleştirilmeye çalışılmış ve gerekli yönetim birimleri kurulması sayesinde İstanbul’un bazı bölgelerinde hayata geçirilmeleri mümkün olmuştur. Her ne kadar yapı düzenlemeleri tüm kente uygulanmak üzere yayınlanmışsalar da, finansal ve idari kısıtlamalar nedeni ile Galata ve Pera gibi belirli bölgelerde gerçekleştirilebilmiştirler.
Starting with the declaration of Tanzimat Firman in 1839, a systematic transformation in different fields, such as administration, law, taxation, property rights, education, urban planning and public works was initiated, which triggered the regulation of urban space as a tool for achieving a modern state. This paper focuses on the formation of urban regulations in the 19th century and questions their reflection in the urban space based on the case of Istanbul, the capital of the Ottoman State. The period between 1820-1900 is chosen, during which nine regulations were enacted concerning the buildings and the streets. During this period, the building regulations were tried to be systematized and following the establishment of the necessary urban administrative bodies, they were able to be applied in some districts in Istanbul. Although the building regulations were enacted with the purpose to transform the whole city, they could only be implemented in certain areas, the most prestigious neighborhoods such as Galata and Pera, due to financial and administrative restrictions.

2.Evaluation Of Artvin Government House In The Context of Modern Architectural Heritage
Koray Güler, Ayşe Ceren Bilge
doi: 10.5505/megaron.2016.54227  Pages 15 - 34
Cumhuriyetin ilk yıllarında küçük bir kasaba görünümünde olan Artvin’in o tarihlerde henüz geleneksel karakterini koruduğu ancak son 60 yılda büyük bir dönüşüm geçirerek birçok Anadolu kenti gibi bu karakterinden uzaklaştığı görülmektedir. Kentin konut dokusunda gerçekleşen bu değişimin yanı sıra il merkezi olması dolayısıyla kamusal fonksiyonlara yönelik inşa edilen birçok yapı da zaman içerisinde kent peyzajına eklemlenmiştir. Kent dokusuna katılan kamu yapılarının en önemlisi; eski hükümet konağının kentin ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelmesi gerekçesiyle 1968 yılında Bayındırlık Bakanlığı tarafından açılan mimari proje yarışmasını kazanan Mustafa Aslan Aslaner, Erkal Güngören ve Sümer Gürel’den oluşan ekibin projesinin 1974 yılında uygulanması sonucunda inşa edilen Artvin Hükümet Konağı’dır. Yarışmacılardan korunması beklenen eski hükümet konağının oranları soyutlanarak yaratılan modülasyonla yeni yapıya aktarılmış ancak kentin geçmişinin önemli bir tanığı olan eski hükümet konağı 1980’li yıllarda yıktırılmıştır. Bu çalışma son yıllarda koruma kamuoyunda gün geçtikçe daha fazla yer tutmaya başlayan modern mimarlık mirasının korunması konusunu eski hükümet konağının izlerini de barındıran Artvin Hükümet Konağı örneğinde tartışmayı hedeflemektedir. 1970’li yıllarda, ulusal bir mimari proje yarışması sonrası elde edilmiş Artvin Hükümet Konağı’nın korunmasının hem ulusal ölçekte inşa edildiği dönemin mimari yaklaşımını yansıtması hem de kentin son 40 yıllık tarihinin önemli bir tanığı olması nedeniyle büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Artvin kent tarihi açısından 20. yüzyılın modern mimarlık anlayışını yansıtan yapıların korunarak gelecek kuşaklara aktarılması en az 19. yüzyıl ve öncesine tarihlenen ve günümüzde sayıları oldukça azalan geleneksel ve anıtsal yapıların korunması kadar önemlidir.
Artvin, which had been a view of a rural town in the first years of the Turkish Republic, had still preserved its traditional character in this era. Over time a major transformation lasted in town’s traditional character that can be seen in many other Anatolian towns. In addition to the change that took place in the city’s residential areas, so many public buildings are added to the urban lanscape in time because of being the central of the province. Artvin Government House is the most important one beetween these buildings which has built in 1974 by winning architectural project of Aslaner, Güngören and Gürel after the competition of Ministry of Public Works in 1968 according to the need of a new Goverment House. Old government house which was an important witness of the city's history and was expected to be protected from competitors were transferred to the new building with the creation of an abstract modulation in the proportions of the new design. Despite all the efforts the historical building was demolished in the 1980s. This study aimed to discuss the conservation of modern architectural heritage subject, which has started to be more discussed in conservation science environments in recent years, in the case of Artvin Government House which carries traces of the old government house. The protection of Artvin Government House, which was obtained after a national architectural competition, has a crucial importance because of not only reflects the architectural style of the period but also witnesses the town’s last fourty years history. The preservation of the 20th century modern architectural heritage of Artvin and transmitting to this heritage to next generations are at least important that the protection of the traditional and monumental buildings dating to 19th century or earlier periods that number of which are decreasing nowadays.

3.Questioning Architectural Envelope - Context Relationship in Contemporary Architecture
Hande Düzgün, Çiğdem Polatoğlu
doi: 10.5505/megaron.2016.53315  Pages 35 - 48
Her bina iç ve dış arasındaki bir arakesit olan mimari kabuk ile tanımlanır. Güncel mimari ortamında değişen “bağlam” anlayışı, kabuğun anlamsal – tanımsal olarak ifadesini değiştirmiştir. Mimari gündemin sürekli değişimi / dönüşümüyle bu yaklaşımlar; sembol, değer, dil, söylem açılarından çok boyutlu olarak tartışmaya açılmaktadır. Yeni bir anlamsal ifade aracı olarak mimari kabuk ve kabuğu oluşturan elemanların kavramsal olarak nasıl okunduğunun ortaya konması, mimari kabuğun yeni anlamını, tanımını ve kapsamının güncel mimarlık söylemleri içindeki yerini gösterecektir.
Bu çalışmanın amacı; ‘Mimari Kabuk’ un binayı tanımlayan, temel bir yapı elemanı olmanın yanı sıra binanın kimliğini belirleyen, iç ve dış arasında gerçekleşen dinamik değişimi ve gerilimi temsil eden, anlamsal, teknolojik ve estetik kaygısı olan, çok önemli bir parçası olduğunu ortaya koymak ve ‘Bağlam’ı yeniden tanımlamak ve anlamlandırmak, bu yeni mimarlık kapsamında ‘bağlamın kavramsal hale gelmesi’ ve ‘kavramın / kavramların bağlam haline dönüşmesi’ gibi birbiriyle bağlantılı durumların ortaya çıktığına dikkat çekmektir.
Çalışmada, güncel mimarlık ortamında kabuk-bağlam ilişkisinde değişen anlamlar, söylem analizi ile irdelenmiştir. Mimarlık ortamında, güncel tartışmaların odağındaki mimarların medya ve literatürde yer alan söylemleri üzerinden yapılan bu analiz ile, kavramsal açılımlar ve kodlar çeşitliliği ortaya konarak, kabuk – bağlam ilişkisi üzerine yeni bir bakış açısı kazandırılmış, yeni tasarımlarda bilgi üretimine olanak sağlayacak bir altyapı kurgulanmıştır.
Every building is defined by an ‘architectural envelope’ which is an interface between interior and exterior. The changing understanding of ‘context’ in contemporary architectural environment has changed the definitional and semantic signification of envelope. With continuous change / transformation of architectural agenda, these approaches were opened to multi-dimensional discussion in terms of symbol, value, language, expression. The analysis of how to read conceptually the architectural envelope and its constituent elements as a new means of definitional expression will reveal the place of the new meaning, definition and scope of architectural envelope in contemporary understanding of architecture.
The purpose of this work is to prove that the architectural envelope is a very important part of the building which, as a basic construction element, defines the building, determines its identity, represents the dynamic change and tension between interior and exterior, and has also semantic, technological and esthetical concerns. It also aims to point out that the interrelated situations such as ‘re-defining and re-explaining the context’, ‘context becomes the concept’ and ‘concept/concepts become context’ may occur in this scope of the new architecture.
In this study, changing meanings of Architectural Envelope - Context, in the current architectural environment relations, are examined by the discourse analysis. In the environment of architecture, with this analysis that has been made on the discourses of architects in media and literature, a new perspective has been presented on the envelope - context relation, by explaining conceptual openings and diversity of codes, and an infrastructure, to promote new information in the new design, has been conceptualized.

4.Visual Comfort Parameters For Classrooms And The Effect Of Interior Surfaces
Şensin Aydın Yağmur, Müjgan Şerefhanoğlu Sözen
doi: 10.5505/megaron.2016.75537  Pages 49 - 62
Derslikler, insanların yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri mekanlardır. Öğrenmede görsel algılama diğer algılamalara göre daha etkili olduğundan, dersliklerde görsel konfor koşullarının sağlanması, bu eylemin zorlanmadan, yorulmadan ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi açısından özenle üzerinde durulması gereken bir konudur. Hacimlerde, aydınlığın niceliği ve niteliğinin yanı sıra iç yüzey özellikleri de görsel konfora etki eder. Bu çalışmada, dersliklerde görsel konfor koşullarına yönelik genel bilgi verilmiş, bir derslik hacmi ele alınarak, bilgisayar simülasyon programı aracılığıyla doğal, yapma ve bütünleşik aydınlatma koşulları için iç yüzeylerin ışıklılık değerleri örneklenmiş ve YTÜ Mimarlık Bölümü’ndeki bir derslikte çalışma masası yüzeylerine ilişkin öznel değerlendirmeler yapılmıştır.
Classrooms are spaces where people spend the special part of their lives. Due to the fact that the visual perception is more effective than other perceptions for learning, visual comfort in classrooms has a prime importance in terms of performing learning activity without any difficulty, fatigue and loss of efficiency. In spaces, interior surface features affect the visual comfort as well as lighting quantity and quality. In this study, some main information about factors of visual comfort in classrooms was given, the luminance values of inner surfaces of a classroom were exemplified via lighting design programme. Additionally, surveys were implemented regarding surface features of work tables to students in a classroom of YTU Department of Architecture.

5.Traditional Houses Of Bitlis: Conservation Issues And Suggestions
Gülin Payaslı Oğuz, Işık Behiye Aksulu
doi: 10.5505/megaron.2016.76588  Pages 63 - 77
Bitlis ili; farklı topografik konumu, bu topografyada konumlanan geleneksel konutların kentsel görüntüsü, anıtsal yapılar ile farklı açılardan birbirinden zengin vistalar veren bir geleneksel mimari zenginliğe sahiptir.

XX. Yüzyıl ilk çeyreğinde Ermenilerin ve Müslümanların bir arada yaşadığı bir yerleşim yeriyken, yüzyılın ikinci yarısından sonra iç ve dış göçler yüzünden kentte yaşayanların sosyal yapısının değiştiği görülmektedir.

Bitlis, bulunduğu bölge itibariyle, ülke genelindeki sanayileşme sürecinden gelişmişlik bazında olumlu yönde etkilenmemiştir. Bu süreçte geleneksel kent dokusundaki kullanıcılar ekonomik zorluklar nedeniyle büyük şehirlere göç etmiştir. 1960 sonrasında ekonomik nedenlerle başlayan göç, 1980 sonrası bölgede oluşan terör sebebiyle devam etmiştir. Bitlis’in geleneksel kent dokusu, bu göçler nedeniyle kullanıcı değişimlerini yaşamak zorunda kalmıştır.

Kentin sahip olduğu geleneksel konut sayısının çok fazla olması, özgün kent dokusunun fiziksel bağlamda korunarak günümüze ulaşması, kullanıcı değişiminin süregelmesi ve geleneksel konutlar hakkında kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olması Bitlis il merkezindeki geleneksel konut dokusunun bilimsel anlamda incelenmesinin ve değerlendirilmesinin gereğini doğurmuştur.
Bu çalışmada, sosyal içerikli bir fiziki korumanın daha başarılı olacağı düşüncesinden hareketle, Bitlis geleneksel kent dokusunun anlatılması amaçlanmıştır. Alanda yapılan incelemeler sonucunda Bitlis ilindeki geleneksel evlerin plan ve cephe tipolojileri hazırlanmıştır. Alanın kullanıcıları ile yapılan anketler sonucunda ise sosyal yapı analizi çıkartılmıştır. Bu analizler sonucunda ise geleneksel kent dokusunun sosyal ve fiziksel sorunlarından bahsedilmiştir. Sonuç olarak, sosyal yapıdaki değişimin geleneksel konut mimarisi üzerindeki etkilerinin neler olduğu belirlenerek, geleneksel kent dokusu ve geleneksel evlerin koruma sorunları ve bunların çözümü yönünde önerilerde bulunulmuştur.
Bitlis province is located in south east Anatolia and settled on a high terrain, with in this topography, images of the traditional urban houses and monumental building semblances a rich profile from different vistas.

XX. In the first quarter of the century, when it was a settlement where the Armenians and Muslims live together,because of internal and external migrations after the second half of the century the social structure of the residents of the city that has changed is observed.

The 1960s in the aftermath of migration to the big cities for economic reasons, which is, after 1980 because of the terror that occurs in the area continued. Bitlis traditional urban fabric, due to this migration, the user was forced to live the changes.

The number of traditional housing to be a lot of the city's original urban fabric while maintaining the physical context of the present day, to reach a comprehensive study of the user of the change have been made about the traditional houses in Bitlis province suregelmes and tissue for Evaluation and analysis of traditional housing in the scientific sense was born out of necessity.

As a result of the analysis from the traditional urban tissue of the social and physical problems have been mentioned. As a result, the change in the social structure by determining what are the effects on the domestic architecture of traditional traditional traditional homes and the protection of the urban fabric in the direction of solution of their problems and made suggestions.

6.An Example of Integrating BIM into Architectural Curriculum
Emrah Türkyılmaz
doi: 10.5505/megaron.2016.26121  Pages 78 - 88
Bu çalışma, İstanbul’da bir üniversitenin lisans programında seçmeli ders olarak yer alan “Yapı Bilgi Modelleme” isimli teknoloji dersini açıklamaktadır. Bu dersin amacı, temel Yapı Bilgi Modelleme (YBM) bilgisinin tasarım sürecinde nasıl kullanılabileceğini tanımlamaktır. Bu dersi 2007-2015 yılları arasında yaklaşık 500 öğrenci almıştır. “Yapı Bilgi Modelleme” dersinin, içeriği ve dersin ürünleri üzerinden tartışıldığı bu çalışmada dersin değerlendirmesini yapmak üzere ayrıca bir anket hazırlanmış ve dersi almış olan öğrencilere uygulanmıştır. Bu çalışma, YBM ve mimarlık eğitimi üzerine tartışmalar sunmaktadır.
This paper explains a course called “Building Information Modelling” that is compulsory in an undergraduate program of architecture in a university in Istanbul. The aim of the course is to describe how basic BIM knowledge can be used during the whole design process. From 2007 till 2015, approximately 500 students have taken this course. This paper discusses “Building Information Modelling” course by giving the content and the products of the course. In order to evaluate the course a survey is made and the results of the survey is also given. This paper also talks over the importance of BIM on architectural education.

7.Discussing Quality of Life in Urban Transformation Through Bursa Doğanbey
Miray Gur, Neslihan Dostoğlu
doi: 10.5505/megaron.2016.89410  Pages 89 - 105
Son dönemde, Türkiye’de planlama politikalarına ilişkin merkezi düzeyde verilen kararlarda kentsel dönüşüm oldukça gündemde olup, geçtiğimiz yıllarda geliştirilen yasal altyapı ve beraberinde yapılan uygulamalarla hem halk, hem de uzmanlar ve akademisyenler tarafından tartışılan bir alan kimliğine bürünmüştür. Yapı adası ölçeğinden başlayarak bazı kentlerde apartman ölçeğine kadar inen uygulamaların ve bunları yönlendiren dönüşüm politikalarının izlenmesi, söz konusu gelişmelerle kent parçalarının yeniden yapılandırılması nedeniyle önem taşımaktadır.
Kentsel dönüşümün diğer önemli bir yönü kullanıcıların gündelik yaşam çevresini değiştirerek, hem süreç içerisinde hem de sürecin sonunda sosyal ilişkiler, ekonomik durum, aidiyet, bağlılık gibi yaşamın farklı boyutları üzerinde dolaylı olarak etkili olması ve yaşam biçimini değiştiren bir role bürünmesidir. Bu kapsamda değişen zaman ve koşulların da etkisiyle, bireylerin yaşamlarını farklı boyutlarıyla değerlendirmesine ilişkin bir çıktı olan yaşam kalitesi de farklılaşmaktadır. Bu yönüyle, kentsel dönüşüm ve uygulamaları yönlendiren politikaların yaşam kalitesi çerçevesinde ele alınmasının yarar sağlayacağı düşünülmektedir.
Bu doğrultuda çalışmada kentsel dönüşüm, ülke çapında bilinirlik kazanmış Doğanbey uygulaması üzerinden, bireysel veya toplumsal esenlik düzeyinin belirlenmesini sağlayarak politikalara girdi oluşturan yaşam kalitesi perspektifinden ele alınmaktadır. Fiziksel, sosyal, yasal, yönetsel ve ekonomik boyutlarıyla oldukça tartışılan alanda gerçekleştirilen yaşam kalitesi araştırması ile, insan-çevre arasındaki dinamik ilişkiler sonucunda oluşan algı ve deneyimlerle ilintili olarak kentsel dönüşüm süreci irdelenmekte olup; yaşam kalitesinde tercih hakkının taşıdığı önem perspektifinden, kullanıcı katılımı eksikliği vurgulanmaktadır. Katılım eksikliğinin fiziksel, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açtığı Doğanbey üzerinden, aktörler, karar mekanizmaları ve katılım konusu ele alınmakta ve elde edilen sonuçlara dayanarak, dönüşüm dinamikleri bakımından benzer niteliklere sahip uygulamalar aracılığıyla kullanıcı yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yönelik çıkarımlar üretilmektedir.
Urban transformation has been a considerable topical in recent epoch concerning planning policies set out at a centralized level in Turkey, and has also become a much-debated subject by the authorities and academics in legal structures and implementations concomitant. By the reason of structuring parts of the cities with the aforementioned developments, it is important to monitor the implementations from city block scale decreasing to apartment scale in some of the cities and the policies governing these.
Another important aspect of urban transformation is that, being effective on different dimensions of life as social relationships, economical status, belonging, attachment etc. both in and at the end of the process, also assuming a role in the change of the life style. The quality of life, that is an outcome concerning the individuals’ evaluation of their lives by different dimensions becomes different by the effect of time and conditions changing. From this aspect, it’s thought that discussing the urban transformations and the policies governing the implementations from the perspective of qualiy of life will provide benefit.
Accordingly, urban transformation is discussed through Doğanbey implementation that became known countrywide from the perspective of quality of life which creates inputs for policies, allowing the determination of individual or public well-being level in this study. With the survey of quality of life conducted in the area, a much-debated case due to its physical, spcial, legal, admisnistrative and economical dimensions, the urban transformation process is semtinized in relation to the perception and experiences of individuals generated by the dynamic relationship between people and environment; and lack of user participation is emphasized related to cruciality of the right to prefer in life quality. Through Doğanbey in which lack of participation caused physical, social and economical problems, this study adresses actors, decision mechanisms and participation; and based on the case study results, deductions are produced for improvement of quality of life through implementations that have similar qualities in terms of transformation dynamics.

8.Restructuring the Organised Industrial Zones as the Instruments for Development
Elif Örnek Özden
doi: 10.5505/megaron.2016.29200  Pages 106 - 124
emizde organize sanayi bölgeleri, gelişmelerin bölgeler açısından dengeli olması bakımından özel sektör yatırımlarının belirli yörelere yönlendirilmesi veya mevcut yatırımların desteklenerek teşvik edilmesi için parasal ve fiziksel teşviklerin verilmesi aracı olduğu gibi aynı zamanda da, gelişmekte olan sanayilerin arazi gereksinmelerinin karşılanması, birbirleri ile ilişkisi olan sanayilerin belirli bir program çerçevesinde bir arada üretim yapmalarına olanak sağlanacak şekilde örgütlenmesi ve bunun sonucunda dışsal ekonomiler yaratılması yoluyla da yararlar sağlamaktadır. Organize sanayi bölgeleriyle hedeflenen amaçlardan biri bölgesel dengesizlikler yaratmadan geri kalmış bölgeleri teşvik ederek sanayi yatırımlarını bu bölgelere çekmek, ülke kalkınmasını sağlamaktır.
Organize sanayi bölgeleri örgütlü, düzenli ve planlı bir yaklaşımın ürünleridir; bir mekân düzenleme aracı olduğu gibi, aynı zamanda bir gelişme aracıdır. Sanayinin azgelişmiş bölgelere yönlendirilmesi ya da gelişme potansiyeli taşıyan bölgelerde bu potansiyelin aktive edilmesi gibi hedeflere ulaşmak için Organize Sanayi Bölgelerinden yararlanılmaktadır. Bu doğrultuda düzenli ve planlı kentsel gelişmeyi sağlamak adına kullanılabilecek önemli bir araçtır.
Ülkemizde ilk organize sanayi bölgesinin faaliyete geçtiği 1962 yılından bu yana 280’e yakın organize sanayi bölgesi kurulmuştur. Ülkemiz açısından bakıldığında; bir yandan azgelişmiş bölgelere sanayinin yönlendirilmesi hedeflenirken öte yandan gelişmiş bölgeler için çok sayıda organize sanayi bölgesi kararı verilerek gelişmiş bölgeler ile az gelişmiş bölgeler arasındaki farkın gelişmiş bölgeler lehine büyümesi teşvik edilmiştir demek yanlış olmaz.
Ekonomiye sağladıkları bu önemli yararların kent planlama açısından da olumlu olabilmesinin koşulu organize sanayi bölgeleri ile ilgili kararların ülke ve bölge ölçeğinde alınmasıdır. Bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, ülke içinde eşitsiz büyümenin önlenmesi, uzun dönemli ekonomik etkinliğin sağlanması, teknik ve sosyal altyapı hizmetlerinin kendi içinde karşılanması gibi ilkeler günümüzde “her ile Organize Sanayi Bölgesi” sloganları ile yanlış yatırımları getirmiş ve bugün atıl durumda olan ve beklenen endüstriyel gelişimi sağlayamayan doluluk oranları çok düşük organize sanayi bölgelerinin oluşmasını getirmiştir.
Kısaca, kentleşme ve sanayileşme ilişkilerini düzenlemek bakımından önemli olan organize sanayi bölgeleri, sanayi işletmelerinin çevrede yaratacağı olumsuz etkileri denetleyebilmeyi, işletmelerin topluca yer aldıkları alanlarda daha kolay ve ucuz olarak üretim yapmalarını ve uygun koşullarda altyapı hizmetlerinden yararlanmalarını sağlayarak; gelişen sanayilerin geniş olanaklara kavuşturulmalarına olanak tanırlar. Ancak organize sanayi bölgelerinin beklenen bu faydaları sağlayabilmeleri için doğru yerseçim kararlarının getirilmesi gerekmektedir.
Bu makalede ülkemizdeki organize sanayilerin mevcut durum saptamasını yaparak (her ilde kaçta organize sanayi bölgesi olduğu, doluk oranları, faaliyet alanları… gibi) bir değerlendirmeye gidilecek ve kalkınmanın bir aracı olarak planlanan organize sanayi bölgelerinin; gayrimenkul odaklı bir büyümeden üretim ekonomisine geçişi sürecinde üstelenebileceği role uygunluğu tartışıldıktan sonra nasıl olması gerektiği (üretim türü, yerseçim kriterleri, yasal ve kurumsal yapılanma…) üzerine de tartışmalar açılacaktır.
Turkey’s organized industrial zones serve to balance regional development equally by directing private sector investments to specific regions or by providing monetary or physical incentives to augment existing investment incentives. They also cover the land requirements of developing industries, organize related industries so that they can manufacture together within the framework of a specific program, and consequently generate an external economy. Another aim of organized industrial zones is to aid national development by incentivizing underdeveloped regions and drawing industrial investments to these regions toward regional equality.

Organized industrial zones are the outcomes of an organized, orderly and planned approach. They provide locational configuration and also serve as vehicles for development. These zones are efficient in directing industry to less developed regions, and, in regions with development potential, serve to activate this potential. Accordingly, they are efficient means of achieving orderly, planned urban development.

Turkey’s first organized industrial zone began operating in 1962 and to date, nearly 280 organized industrial zones have been established. Direction of industry to underdeveloped regions is a goal on one hand, while on the other, the decision has been made to establish several organized industry zones in developed regions as well. From the perspective of Turkey, it can be said that the difference between underdeveloped regions and developed regions has increased in favor of the developed regions.

In order for the economic benefits they provide to also make a positive impact on city planning, decisions regarding the organized industrial zones must be made on the national and regional levels. Principles such as providing regional equality, preventing unequal development in the country and the internal provision of technical and social infrastructure brought about poor investments through the use of slogans such as “An Organized Industrial Zone for Each Province.” Consequently, today there are many stagnant organized industrial zones. They are unable to provide the expected industrial development and have a low occupancy rate.

In sum, organized industrial zones play an important role in organizing the relationship between urbanization and industrialization. They enable the inspection of the negative effects of industrial organizations on the environment and allow organizations to manufacture easily and cheaply in areas where they are all located together and benefit properly from infrastructural services. Thus, they give developing industries the chance to encounter ample opportunity. Yet the right decisions on site selection must be made so that the organized industry zones can provide these expected opportunities.

This declaration aims to determine the current situation of organized industrial zones (e.g., the number of organized industrial zones per province, their occupancy rates and business segments) and evaluate their outcomes. Firstly, the appropriateness of the role that organized industrial zones, planned as vehicles for development, can play during the shift from realty-based growth to a production economy will be discussed. Then the discussion will be opened up to how this should occur (production type, site selection criteria, legal and institutional structuring, etc.).

9.Historic Landscape vs. Urban Commodity?: The Case of Yedikule Urban Gardens, Istanbul
Elifnaz Durusoy, Duygu Cihanger
doi: 10.5505/megaron.2016.48343  Pages 125 - 136
Kent bahçeleri çeşitli doğal, toplumsal ve ekonomik dinamiklerin tarihsel birikimleri ve birbiriyle etkileşimleriyle biçimlenirler. Kırın ve kentin arayüzünü oluşturan bu nadir alanlar aynı zamanda oldukça açık olan çevresel ve ekolojik değerlerinin ötesinde toplumlar ve kentler için önemli sosyal ve psikolojik faydalara sahiptir. Yarattıkları kentsel tarım ve üretim uygulamaları süreçleriyle, kentlerdeki tekdüze “kentsel” yaşam tarzına sundukları kaçış yollarıyla topluluklar arasında birlikteliği ve ortaklıkları geliştirme potansiyeli taşımaktadırlar. Bu az görünen nitelikler, kent bahçelerini aynı zamanda kentlerin korunması en zor ve en hassas alt birimlerinden kılmaktadır. Nitekim son zamanlarda önüne geçilemez hale gelen kentsel büyüme kent bahçeleri ve insanlar arasındaki ilişkiyi tehdit etmektedir.
İstanbul’daki kent bahçeleri de son yıllarda kültürel koruma, ekonomik büyüme ve sosyal katılım gibi konularda çeşitli çelişkilerle yüzleşmektedir. Bu sebeple, yukarıda bahsi geçen kentsel büyüme gerçeği ve korumada yaşanan zorluklara uygun bir örnek teşkil ederler. Bu çalışma özelinde İstanbul’daki önemli kent bahçelerinden olan Yedikule Bostanları’nda gerçekleşen yıkım ve gelişme kavramları, mekanda yaşanan değişimin fiziksel, doğal, ekonomik ve toplumsal bağlamları içerisinde değerlendirilmektedir. Bu çalışma yaşanan kentsel değişim ve büyüme süreçlerinde kentsel tarım, kırsal üretim ve kültürel-üretken peyzaj alanlarının eklemlenmesi adına genel bir çerçeve sunmaktadır. Bu bakış açısı ayrıca Türkiye’de yeni oluşan kentsel yeşil ortaklıkların da tartışmaya açılmasını hedeflenmektedir.
Urban gardens are formed by a historical accumulation of and inter-relationships among the natural, social and economic dynamics. Standing at the interface of urban and rural, they are significant urban areas providing important societal and psychological benefits for societies beyond their explicit environmental and ecological values. They also have the potential of refurbishing collectivity within communities through urban farming and agricultural production. However, these rare characteristics also make them one of the most vulnerable sections of cities today that they have been threatened with the recent and irrepressible growth of urban areas.
Urban gardens in the city of İstanbul face the challenges of cultural conservation, economic development and social inclusion in recent decades as well. Hence, they are a pertinent example to the hardships in sustaining urban gardens in the phase of the urban growth. This study focuses particularly on Yedikule Urban Gardens in Istanbul by underlining both the “destruction” and “development” sides of the story in physical, natural, economic and social contexts of change. The paper proposes a “new” planning and conservation process for the urban gardens of Istanbul. This will provide a framework for the integration of urban farming, rural production, conservation of cultural and productive landscapes and farming activities into the changing urban environments in general. This concern is also present an introductory discussion for the significance of urban green commons in Turkey.

10.Spatial effects of Istanbul centered industrial spreading in sub-cities: the example of Tekirdag
Özdemir Sönmez
doi: 10.5505/megaron.2016.38247  Pages 137 - 149
Sanayi sektörü, 1950’li yıllardan buyana başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de de temel ekonomik faaliyet olarak, büyük kentlerin biçimlenmesinde belirleyici etkenlerden biri olmuştur. Bunun yanı sıra metropol kentlerde oluşan yığılmalar ve ardından bazı ekonomik eylemlerin aşırı birikmelerden dolayı ekonomik dönüm noktalarını aşmaları, yeni alanlara yönelme gereksinimi yaratmış ve bu alanların sunduğu konumsal avantajlar doğrultusunda hareket etmelerine yol açmıştır. Bu doğrultuda İstanbul Metropolü kaynaklı birçok sanayi doğu, batı ve güney yönünde genişleyerek Marmara Bölgesi içinde birçok alana yayılmış ve bu alanlarda önemli değişimleri de beraberinde getirmiştir. Metrepolün batı komşusu konumunda bulunan Tekirdağ ve bağlı yerleşmelerde bu değişimlerden oldukça etkilenmiştir. 1980-2010 yılları arasında hızlanarak devam eden değişimler bir yandan idari yapılanmayı yeniden oluştururken, oluşan yeni idari yapılarda mekansal değişimleri hızlandırmıştır. 30 yıllık bu süreçte 17 adet yeni belde belediyesi kurulmuş ve toplam olarak yaklaşık 60.000 ha alan yapılaşmaya açılmıştır. Bu doğrultuda, bu makalede, İstanbul metropolünün etki alanında hızlı bir ekonomik değişim ve büyüme süreci yaşayan Tekirdağ ili içinde bulunan yerleşmelerde, 1980 yılından buyana oluşan yerel yönetimler ve bunların yerel planları yönlendirme biçimleri incelenmekte ve yapılan planların sanayi etki alanları içinde olan yerleşmelerde nasıl etkilendiği matematiksel olarak test edilmektedir.
The industrial sector has been a determining factor in shaping big cities as a basic economic activity in Turkey, principally in Istanbul, since the 1950’s. In addition, the build-ups in metropolitan cities and the fact that some economic actions subsequently exceeded their economic turning points due to excessive build-ups have created the need to gravitate toward new areas, and caused them to act in line with the positional advantages offered by these areas. To this end, many industries that originated in the Metropolis of Istanbul have expanded in the east, west, and south directions, expanding to many areas within the Marmara Region bringing about significant changes in these areas. Tekirdağ and subsidiary settlements which are the western neighbors of the metropolis have been fairly effected by these changes. The changes which continued at an accelerating pace between the years of 1980 and 2010 have reconstructed the administrative structure while expediting spatial changes in new administrative buildings. In this 30 year period 17 new township municipalities were established and an area of approximately 60,000 ha was opened for development. Accordingly, this article examines the local administrations which were created since 1980 in the settlements within the province of Tekirdağ which experienced a process of rapid economic change and growth under the area of influence of the metropolis of Istanbul, as well as the ways these local administrations have affected local plans, and mathematically tests how the plans that have been made were influenced in settlements within the areas of industrial influence.

11.Assesing design support programmes from an inovation models perspective in Turkey
Tengüz Ünsal
doi: 10.5505/megaron.2016.49379  Pages 150 - 161
Sanayileşmiş ülkelerin iktisadi performanslarına yenilik/inovasyon yapabilme yetenekleri önemli katkı sağlamaktadır. Yenilik sadece bilim ve teknolojik alandaki gelişmelere değil; aynı zamanda teknoloji, hizmet, kullanıcı-merkezlilik ve sosyal yenilik arasında köprü olarak hareket edebilen tasarım odaklı gelişmelere de bağlıdır. Güçlü tasarım sektörüne sahip ülkelerde tasarım sadece iç kaynak temelli bir faaliyet olarak gerçekleştirilmemekte, Tasarım Danışmanlık Firmaları (TDF), araştırma ve uygulama merkezleri, Ar-Ge laboratuvarları gibi dışsal oyuncular da etkin olarak kullanılmaktadır. Yeni nesil yenilik modelleriyle birlikte kabul gören, yenilik ilişkili dışsal oyuncular gerek kendi içinde oluşturdukları gerekse üretim endüstrileri ile oluşturdukları yakın ve uzak mesafeli yenilikçi ve işbirlikçi networkler içinde yer alarak, firmaların rekabetçiliğine katkı sağlamaktadır.

Türkiye’de de son yıllarda yenilik ve tasarımın rekabet gücü kazanımına sağladığı katkı ve role dair farkındalık artmış, özellikle 2000’ler sonrasında konuya dair politik, yasal ve yönetsel düzenlemelere gidilmiştir. Tasarıma ilişkin politikalar ve desteklerin dayandığı temel teorik çerçeve doğrusal yenilik modellerinden beslenmekte, yeni nesil yenilik modelleri etkin olarak kullanılmamaktadır. Halbuki Türkiye’de sınırlı ürün ve teknolojik yenilik yapma kapasitesine sahip imalat sanayi firmalarının oranı yüksektir ve farklı büyüklükteki imalat sanayi firmalarıyla dış kaynak temelli yenilik sağlayıcıları arasındaki yakın ve uzak mesafeli işbirlikçi (yerel ve küresel) network kullanım oranları düşüktür. Sunulan makalenin amacı tasarıma ilişkin destek programlarını yenilik modelleri perspektifinden analiz ederek, ürün yeniliğinde tasarımın etkin olarak kullanılabilmesi için kavramsal bir çerçeve oluşturmaktır. Bu amaçla yürürlükte olan politika ve strateji belgelerine, kamunun sağladığı doğrudan ve dolaylı tasarım destek programlarına odaklanılmaktadır.
The innovative character of the industrialized countries contributes to their economic performance. The dynamics of innovation are not dependent only on scientific and technological developments but also include design, which acts as a bridge between technology, services, user-centred, and social innovation. Design is not only implemented by in-house activities in countries with powerful design sectors; design- and innovation-related external actors are also actively used. Influenced by the new inovation models, innovation-related external actors contribute to a country’s competitiveness by engaging in local and global collaborative networks they form among themselves, and with manufacturing industries.

Awareness about the role and contribution of innovation and design in attaining competitiveness has been raised in Turkey, and relevant political, legal, and administrative regulations have been implemented in the 2000s. The theoretical framework on which policies and supports are based relies on linear innovation models, and new generation innovation models are not actively used. Yet, the ratio of manufacturing industry firms that have the capacity to make limited products and technological developments in Turkey is high. In addition to that, the use of collaborative (local and global) networks between manufacturing firms of different sizes and innovative outsourcing suppliers is low. This study aims to build a conceptual framework for the active use of design in product innovation by analyzing the relevant public policies. To this end, the focus will be on current policy and strategy documents, and the design-support programs provided by the public.

12.The Effect Of The Education Systems Applied In Pre-School Educational Institutions On The Place Formation And Essays On The Place Design Provided By Reggio Emilia Education System
Didem Erten Bilgic, Amrela Sany Surur
doi: 10.5505/MEGARON.2016.03016  Pages 162 - 176
Bir ülkenin genç nüfusuna eğitimi sırasında kazandırılanlar, o ülkenin geleceğinin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu tespitten hareketle ülkelerin gelecek vizyonlarının belirlenmesinde önem arzeden eğitim politikalarının program içerikleri incelendiğinde, 0-6 yaş arasının insan beyninin en hızlı gelişim gösteren dönem olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle eğitim süreçlerindeki bu dönem programlarının diğer dönemlere göre farklı bir önem taşıdığı görülmektedir.
Bu çalışmada amaç, okul öncesi eğitim olarak adlandırılan 0-6 yaş eğitim süreci için eğitim bilimcilerin geliştirdikleri programların başarısının kurgulanan eğitim sistemine bağlı olduğu kadar bu kurgunun doğru ve etkili bir şekilde hayata geçirilmesini sağlayacak ortamların, mekânların tasarlanması ve ortaya konmasına bağlı olduğunu da vurgulamaktır. Çalışmada izlenen yöntem, literatür üzerinden Dünya çapında yer edinmiş eğitim sistemlerinin iç mekan tasarımlarına olan yaklaşımlarını belirlemek ve T. C. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Müdürlüğü’nün okul öncesi eğitim sisteminde yaptığı son yenilemenin eğitime kazandırdıkları özellikler ve yenilikler ile benzerlikler gösteren Reggio Emilia eğitim sisteminin mekan tasarım ölçütlerini tespit etmektir. Bu tespitler, eskiz çizimleri ile görselleştirilmiştir.
Sonuç olarak; eğitim bilimlerine ait disiplinlerin tasarladığı kurguların hedefine doğru ve zaman kaybetmeden ulaşabilmesi için uygun mekân tasarımlarına ihtiyaç olduğu, yapılacak yeni eğitim kurumlarında mekânların bir eğitimci gözüyle düşünülmesi kadar, bir iç mimar gözü ile de tasarlanmasının gerekliliğinin ortaya konması ve çalışmanın bundan sonra yapılacak benzeri çalışmalara ışık tutması beklenmektedir.
In a country, the earnings of the young population during education, shape the cornerstone of the country’s future. When the program contents of the education policies, which are important for the determination of countries’ future visions, are examined, it is seen that the age group of 0-6 has a different importance among education process as it is the period when the human brain develops the quickest.
The objective of this study is to emphasize that as much as the success of the programs developped by pedagogues for the education process of 0-6 age group, namely the pre-school education, depends on the education system, it also depends on designing and presenting places that would enable this system to be applied accurately and effectively. The method applied in this study is to determine the approaches of education systems, which are applied worldwide through literature, on the interior designs and to ascertain the place designing standards of Reggio Emilia education system which shares similarity with the features and innovations that was brought into education with the last innovation by Republic of Turkey The Ministry of National Education that was aimed at pre-school education. These determinations are explained through preliminary design examples. As a result; it is expected to assert that the places should be designed both with the vision of an educator and interior, so constructions have been designed by the disciplines under educational sciences. These constructions reach its objectives accurately and timely in the new educational institutions to be built.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale