YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 10 (4)
Volume: 10  Issue: 4 - 2015
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Reducing Cooling and Heating Loads in Existing Residential Buildings in the Context of Building Envelope: Beykoz-Kanlıca
Funda Öztürk Keresticioğlu, Derya Burcu Tümer Özkan, Cenk Hamamcıoğlu, Bora Yerliyurt, Esra Sakınç, Tamer Hafızoğlu
doi: 10.5505/MEGARON.2015.27132  Pages 451 - 469
Türkiye’de kentleşme sürecinde plansız yapılaşma ve bina yapım maliyetlerinin düşük tutulması gibi unsurlar konut binalarında enerji tüketiminin Avrupa Birliği ülkeleri ortalamalarının iki katı gerçekleşmesine neden olmaktadır. Bu gidişat karşısında Türkiye’de 2007 yılından itibaren Enerji Verimliliği Kanunu ve Enerji Performans Yönetmeliği uygulamaya konularak, mevcut konut binalarının enerji tüketimi-kabuk ilişkisinde, yenilenebilir enerji kullanma performansının arttırılmasına yönelik iyileştirmelerin önemi vurgulanmıştır. YTÜ Bilimsel Araştırmalar Projeler Koordinatörlüğü tarafından desteklenen “Mevcut Konut Stoğunda Yenilenebilir Enerji Kullanımına Yönelik Verilerin Değerlendirilmesi ve Tasarım Ölçütleri İçin Yere Ait Bilgilerin Oluşturulması; Beykoz Örneği” isimli araştırma projesi kapsamında İstanbul’un Beykoz İlçesi örneğinde yürütülen çalışmada çoğunluğu ayrık düzendeki yapılar, yeşil alanların çokluğu, yapı yoğunluğu ve kat adetlerinin kent merkezine göre daha az olması güneş enerjisini ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda İstanbul’un Beykoz İlçesi’nde yürütülen çalışmalar dört farklı mevcut konut dokusunda belirlenen birer bina örnek seçilerek gerçekleştirilmiştir. Seçilen mevcut dört konut binasında gerçekleştirilen araştırma sonuçları benzer çıkmıştır. Dolayısıyla ilgili araştırma projesinin ürünü olan bu makalede Beykoz’daki Kanlıca yerleşmesinden seçilen çok ailelik konut binasının sonuçları paylaşılmaktadır. Seçilen binada ısıtma-soğutma yükleri ve CO2 salınımları hesaplanarak bina kabuğunda güneş enerjisinin de bina şartlarının elverdiği oranda sınırlı bir şekilde verimli kullanımını sağlayacak iyileştirmeler belirlenmiştir. Sözkonusu iyileştirmeler; pencere alanları, pencere saçakları, pencere özellikleri, dış duvar yalıtım kalınlığı, hava sızıntılarının engellenmesi, gölgeleme ve peyzaj elemanlarıyla güneş denetiminin sağlanması olarak belirlenmiştir. Makale belirlenen yöntemlerin uygulanması ve sonuçların gösterilmesini içermektedir. İyileştirme parametreleri arasında bir ilişki kurulup herhangi bir çıkarım yapılmamıştır. Seçilen dört binadan biri olan ve bu makaleye konu olan Kanlıca’daki mevcut konut binasının aylık ve yıllık ortalama ısıtma-soğutma ihtiyaçları IESVE simülasyon programı kullanılarak hesaplanmıştır. İyileştirmeler sonunda binada yıllık ısıtma enerji tüketimi %72 azalma sağlarken, yıllık soğutma enerji tüketimi %24 düşmüş, buna bağlı binanın yaydığı CO2 miktarı %62 azalmıştır.
Turkey has undergone inadequate development during a process of rapid urbanization and growth since the 1950s, parallel to reduced construction costs for residential buildings. This has contributed to household energy consumption in Turkey growing to twice the global average, and twice the averages of European Union member states. In response, the Energy Efficiency Law and other energy performance regulations were enacted in 2007. As a part of “Assessing the Inventory for Renewable Energy Utilization in Existing Residential Buildings and Setting Up Local Design Parameters,” supported by the Yıldız Technical University Scientific Research Projects Coordination Department, İstanbul’s Beykoz District was chosen as the case area. Using solar energy for heating purposes is popular in Beykoz for a number of reasons, including the prevalence of mostly detached buildings and abundant green space, as well as less building density and fewer stories, compared to the city center. Four buildings were studied in order to identify improvements that would allow for a reduction in cooling and heating loads in existing residential buildings in the context of building envelopes. Research of the four existing residential buildings executes similar results. Results of the study of a multi-family residential building in the neighborhood of Kanlıca is presented. Determined by the calculation of cooling-heating loads and carbon emissions, improvements designed to efficiently utilize solar energy where the building envelope permits are identified. These improvements address window space, eaves, and characteristics, as well as exterior wall insulation thickness, draft prevention, shading, landscaping features, and control of solar energy. Average monthly and annual heating-cooling requirements were calculated using IESVE simulation software. The improvements yielded a 72% drop in annual heating energy consumption and a 24% drop in annual cooling energy consumption, resulting in an average drop of 62% in CO2 emissions.

2.Copying Urban Identity and Pasting it on Residential Architecture: ‘Themes’ For Gated Settlements in İstanbul
S. Banu Garip, Ervin Garip
doi: 10.5505/MEGARON.2015.37450  Pages 470 - 478
Çalışma, İstanbul’da konut çevrelerinde son birkaç yıl içinde gözlemlenen ve farklı kentsel kimlikleri kopyalayarak birebir uygulayan yeni bir eğilimin tartışılmasını ve söz konusu konut yerleşimlerine potansiyel kullanıcıların verdikleri tepkileri anlamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede bir araştırma yapılmış ve “Venedik San Marco Meydanı” ve “İstanbul Boğazı”nı kopyalayarak bu mekanlarda yaşamayı vaadeden iki farklı konut yerleşimi seçilmişitir. Seçilen konut yerleşimleri ile ilgili “mimar” ve “mimar olmayan” potansiyel kullanıcıların değerlendirmeleri ve tercihlerini analiz eden bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma, iki farklı grubun yerleşimlerin görsel özelliklerini tanım ve tercihlerinde farklılıklar olacağı hipotezini de test etmektedir. Yirmi mimar ve 20 mimar olmayan katılımcıya, konut yerleşimlerini değerlendirmeleri için bir “görsel değerlendirme testi” uygulanmıştır. Anket uygulaması ile gerçekleştirilen değerlendirme testinde seçilen konut yerleşimlerinin imajları kullanılmıştır. Sonuçlar, iki grup arasında önemli farklılıklar olduğunu göstermektedr. Mimarlar, konut yerleşimlerinin değerlendirilmesinde genel olarak negatif bir eğilimdeydi ve çoğunlukla “tasarım ve bağlam” üzerine odaklanmıştır. Mimar olmayanlar ise konut yerleşimlerinin özelliklerini genel olarak olumlu olarak değerlendirmiş ve “fonksiyon-birimler” ve “kalite” konuları ile ilgilenmişlerdir. Mimar olmayanların, kentsel kimliklerin kopyalanmasının en önemli amacı olarak görünen “Venedik’te yaşamak” veya “Boğaz’da yaşamak” konseptleri ile ilgilenmedikleri, onları daha çok yerleşimlerin “yeni, planlanmış ve düzenli” olmalarının, sosyal ve rekreasyonel alanları gibi kent merkezinde yoksun kaldıkları özelliklerin cezbettiği anlaşılmaktadır.
The aim of the present study was to discuss an emerging trend in İstanbul housing –a trend of essentially copying urban identity and pasting it on housing– in an effort to test the reaction of potential users to these environments. The present study includes research regarding a possible divergence in opinion of these environments among laypeople and experts in the field of architecture. Sample sites selected were themed “San Marco Square, Venice” and “Bosphorus, İstanbul.” It was hypothesized that a difference in opinion would be present among groups regarding the description of and preferences for visual attributes of the sample sites. Twenty architects and 20 non-architects were asked to describe the selected buildings. A “Visual Evaluation Test” featuring images of the buildings was included in the questionnaire. Significant differences in opinion were present among the groups of respondents. Architects generally held a negative view of the sites, focusing primarily on design and context. Non-architects evaluated the visual attributes positively, focusing primarily on “function-units” and quality. They were uninterested in Venice or the Bosphorus as housing concepts, but were largely impressed by the newness of the sites, their social and recreational facilities, and their planned organization, features consumers are deprived of within the city center.

3.Re-Thinking Loft Buildings in the Scope of Housing Production in Turkey*
Neslinur Hızlı, Burçin Mızrak
doi: 10.5505/MEGARON.2015.04127  Pages 479 - 493
Hızlı kentleşmenin olduğu bir çağda, konutların, şehirlerin artan ve değişen ihtiyaçlarına nasıl cevap vereceği keşfedilmesi gereken önemli bir sorun olmaktadır. Bu bildiri, bu ihtiyaçlara cevap verebilmek açısından loft binaların konut üretimindeki yerini yeniden düşünmeyi ve loft binaları ‘uyumluluk, değişebilirlik ve esneklik’ kavramlarını da içinde barındıran ‘açık yapı’ konsepti üzerinden tartışmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, ilgili yazın taranmış ve üçü yurtiçi, üçü yurtdışından olmak üzere altı örnek analiz edilmiştir. Biri, örnek loft binamızın tasarım ekibinden, bir diğeri de kullanıcısı olmak üzere iki kişi ile röportaj yapılmıştır. Çalışma göstermiştir ki, loft binalar yüksek duvarları ve iç mekânı bölmeyen taşıyıcı sistemleriyle açık yapı konseptinin temel özelliklerini içinde barındırırken, cephedeki kısıtlamalardan dolayı konseptten ayrılmaktadır. Açık yapı karakteristiği ile Türkiye’nin gelecekteki konut üretiminde önemli bir rol oynamaktadır.
In an age of rapid urbanization, the question of how housing should respond to increasing, changing demands of cities has become crucial. The aim of the present study was to re-envision the role of the loft building in housing production in Turkey in terms of responding to those needs, and to discuss loft buildings within the context of an open building–embodying adaptability, variability, and flexibility. To do so, literature was reviewed, and six examples, three national and three international, were analyzed. Two interviews were conducted, one with a member of a design team, and one with a user of loft examples. The study demonstrates that loft buildings embody the fundamentals of the open building concept, with high ceilings and structural systems that provide interior space without division, but which diverge from the concept due to restrictions in their facades. It also suggests that lofts can play a remarkable role in future Turkish housing production due to these open building characteristics.

4.Evaluation of Conservation Interventions that Use Local Knowledge and Experience at Traditional Houses Located in Kemaliye and Surrounding Settlements
Ezgi Korkmaz, Mehmet Zafer Akdemir
doi: 10.5505/MEGARON.2015.84755  Pages 494 - 502
Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Erzincan İli Kemaliye ilçesi ve çevre yerleşimleri, mimari tasarımında özgün dokusu ile ayırt edici bir özelliğe sahiptir. Bölgede yer alan geleneksel konutların zaman içinde göç nedeni ile kullanılmaması gerekli bakımların aksamasına neden olmuştur. Bu aksama ile birlikte etkin olan iklimsel etkenler yapılarda farklı düzeylerde hasarlar oluşturmuştur. Bu hasarların oluşmaması için geleneksel konutların düz damları ve cepheleri sac malzeme ile kaplanmıştır. Yerel bilgi ve deneyim kullanılarak uygulanan bu koruma yöntemi bölgenin özgün mimari dokusunun görünür olmasını engellemiş ve görüntü kirliliğine neden olmuştur. Bununla birlikte, bu yöntem konutların günümüze kadar ulaşmasını da sağlamıştır. Diğer bir müdahale yöntemi olan “emanete almak” ise, konutların taşıyıcı elemanlarında meydana gelen hasarlara yöneliktir. Bu müdahale biçimi ile hasar alan taşıyıcı elemanların onarılması veya yerine yenisinin yerleştirilmesi amaçlanmaktadır. Uygulanan bu koruma yöntemleri ele alındığında, konutların ayakta kalması sağlanmakla birlikte, farklı mimari etkilere neden olduğu görülmektedir. Geleneksel konut çevrelerinin korunması ve mimari mirasın geleceğe aktarılabilmesi önemli bir gerekliliktir. Bunun yerel bilgi ve deneyimlerin evrensel koruma ilkelerine uyumlu olarak karşılık bulması ile sağlanabileceği düşünülmektedir. Bu amaçla, çalışmada, Kemaliye ve çevre yerleşmelerinde yer alan geleneksel konutların yapısal kuruluşları, konutlarda meydana gelen hasarlar, bu hasarların giderilmesi ve mevcut yapının korunması için uygulanan müdahalelerden “sac kaplama” ve “emanete alma” değerlendirilmiştir.
Located in eastern Anatolia, the Kemaliye district of Erzincan province and surrounding settlements are distinguished by unique architectural design. Due to urban migration, traditional houses in the region are not in use, leading to a gradual neglect of necessary maintenance. Climatic factors also cause varying degrees of structural damage. Flat roofs and facades of traditional houses are covered with sheet metal to prevent this damage. This method, applied with local knowledge and experience, has hidden the region’s unique architecture and caused visual pollution. However, it has also ensured the preservation of these houses. Another method, “the suspension of the load (emanete almak)” is used to repair or replace damaged structural elements. While ensuring the general preservation of the houses, these methods have architectural impacts. The preservation of traditional settlements and architectural heritage is critical, and it is expected that local practices are in accordance with universal principles of preservation. In an effort to investigate further, the structural organization of these traditional houses, damage sustained, and “sheet metal coating” and “suspension of the load” methods of preservation are evaluated.

5.Acoustic Comfort in Lecture Halls: The Dokuz Eylül University Faculty of Architecture
Özgül Yılmaz Karaman, Nilüfer Berber Üçkaya
doi: 10.5505/MEGARON.2015.58076  Pages 503 - 521
Mimarlık fakültesi stüdyo ve derslikleri, anlaşılabilirliğin son derece önemli olduğu konuşmaya yönelik mekanlardır. Mimarlık eğitiminin temellerinin atıldığı, farklı çalışma şekillerine de cevap vermesi beklenen bu mekanlardan yeterli verimin alınabilmesi, akustik konfor koşulları bakımından iyi tasarlanmış mekanlar olmalarını gerektirmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada, örnek çalışma alanı olarak belirlenen Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde bir stüdyo ve bir dersliğin mevcut hacim akustiği koşulları öznel ve nesnel yöntemlerle belirlenmiş, yapılan tespitler doğrultusunda nesnel yöntemlerle iyileştirilmesine yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir.
Intelligibility is an extremely important feature of the studios and lecture halls of a faculty of architecture. The foundation of an education is based in these spaces, which are expected to accommodate various styles of study. For these spaces to be efficiently utilized, they must be well designed for acoustic comfort. Current conditions of acoustics in a studio and a lecture hall at the Faculty of Architecture of Dokuz Eylül University were evaluated by both subjective and objective methods in the present study. Subjective methods included a questionnaire, and objective methods included measurement and simulation of acoustics. Suggestions for improvement of acoustic quality were developed according to results.

6.From the Perspective of Manifestos: is Antonio Sant’Elia a Futurist?
Yusuf Civelek
doi: 10.5505/MEGARON.2015.72692  Pages 522 - 535
Birinci Dünya Savaşı öncesi kısa bir süre Avrupa’da avangard hareketleri etkilemiş olan Fütürizm’in mimarlık alanında en bilinen temsilcisi Antonio Sant’Elia’nın, 1914 tarihli Fütürist Mimarlık Manifestosu’nun gerçek sahibi olmadığına dair şüpheler oluşmuş bulunmaktadır. Bu şüpheler, 5 manifestonun içerdiği mesajla, mimarın geleceğin şehrini gösteren perspektif çizimleri arasında olduğu düşünülen bazı uyumsuzluklar etrafında yoğunlaşarak, Sant’Elia’nın aslında Fütürist sayılamayacağı kanaatini beslemiştir. Özellikle manifesto metnine sonradan eklenmiş olan mimarlıkta eğik ve eliptik çizgiler istendiğinin ifadesi, bu çizimlerin Fütürizm’in devingenlik arayışıyla uyumsuzluğunun bir delili olarak gösterilir. 10 İnsan bedenini, özellikle erkek bedenini merkeze koyan Marinetti ve Boccioni, özünde devingen bir maddî çevrenin psiko-fiziksel etkilerinin duyumsanmasını (empati) esas alan ve bilincin dışında kalan etkileri reddeden sanat ifadeleri aradıklarından, özneyi nesneyle etkileşime sokan perspektif, Fütürizm’in önemli bir özelliğidir. Bu sebeple, genelde mimaride nesnel yaklaşımların kullandığı aksonometri, özneyi 15 devingenlikle bedensel olarak etkileştiğini duyumsamaktan mahrum bıraktığından Fütürizm’e uygun değildir. Halbuki Sant’Elia’nın genellikle aşağıdan ve köşeden bir bakışla çizilen perspektiflerinde kaçış noktasına doğru eğilen yatay çizgiler ile dikliğini hemen her zaman koruyan düşey çizgiler, yatayda ve düşeyde devingen bir hareketin görüntüsünü duyumsatırlar. Kısacası, Sant’Elia’nın mimari yaratımlarında devingenlik, resmedilen yapılardaki “gerçek” eğik ve eliptik çizgilerin olduğu kadar, hatta belki bunlardan 20 daha da çok, öznel görsel algıyı taklit eden perspektiflerdeki görüngüsel (fenomenal) hareketlerin psiko-fiziksel etkilerinden de kaynaklanır.
Doubts linger regarding Antonio Sant’Elia’s authorship of the “Manifesto of Futurist Architecture,” which was published in 1914 with the signature of this best-known adherent of Futurism in architecture and had certain influence over avant-garde movements in Europe before World War I. These doubts concentrate on supposed discrepancies between the architect’s perspective drawings showing the city of the future and the manifesto’s message, fostering the conviction that Sant’Elia should not be regarded as a Futurist. Statements later added to the manifesto proposing the use of oblique and elliptic architectural lines are used as evidence to support the incongruity of the drawings with Futurism’s search for dynamism. Because Marinetti and Boccioni placed the human body, particularly the male body, at the center of their search for artistic expression based on psycho-physical effects of the material environment and refused to acknowledge the effects of the unconscious, perspective is a very important element of Futurism, as it can engage the subject in the object and vice versa. Therefore, axonometric projection, which generally serves objective approaches, is not appropriate for Futurism, as it deprives the subject of the sensation of physical engagement with dynamism. However, in Sant’Elia’s perspective drawings, which are usually set at an oblique angle and seen from a low level, the foreshortening of the horizontal lines and almost constant use of erect vertical lines create a sensation of both horizontal and perpendicular dynamic movement. In these architectural creations, dynamism stems from psycho-physical effects of phenomenal movement, which imitate subjective visual perception as much as, if not more than, the “real” oblique or elliptic lines of the buildings depicted.

7.Imaging Technologies, Visual Culture, and Architecture From 1962 to Today
Saltuk Özemir
doi: 10.5505/MEGARON.2015.97759  Pages 536 - 564
Mimarlık, zihnin uzantısı olan duvar resimleriyle bezenmiş mağaraların ardından gelen başlangıcından bu yana, zamanına göre algılanan ve deneyimlenen dünya/yer küre ile evrenin ölçekli bir temsili olagelmiştir. Bu çalışmada, gözün uzantısı uzgöreç/TV camlarından canlı izlenebilen Ay’ın fethinden, tıptaki canlı iç dünyalara değin, uzam kavramını dönüştürmüş olan görüntüleme uygulayımları ile bunların ‘doğ-al’ bir uzantısı olan görsel ekin/kültür arasındaki koşutluklar saptanmakta, geniş açılı bir mercekle de, bu iki olguyla, kendisi de bu uygulayımlar sayesinde uzak coğrafyalarda görünür kılınmış olan mimarî arasındaki koşut dönüşümlerin bir betimlemesi sunulmaktadır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle ele alınmış olan mimarî yapıların, siyaset ve ‘ev yönetimi/oikonomia’dan, ruhbilime değin, dönemlerine özgün yaklaşımlarla da eşzamanlılıklarının da vurgulanabileceği bu çalışmanın dördüncü boyuttaki çalışma sahasının başlangıç noktası olaraksa, Seattle Space Needle’ın (Uzay İğnesi) hizmete girdiği 1962 yılı saptanmıştır. Bu bağlamda, TWA Flight Center, Seattle Space Needle İkiz Kuleler, Pompidou Merkezi, Tours Aillaud, Les Espaces d’Abraxas, AT&T Yapısı ve 1111 Lincoln Road gibi, 1962’den günümüze değin, Dışavurumcu/İfadeci, Uluslararası Biçem ve Brutalist mimarîlerden, Çağcıl ötesi ve üstçağcıla değin farklı yaklaşımlar sergileyen çeşitli mimarî örneklerin öne çıktıkları görülmüştür. İlgili kitle basın-yayın kazıbilim buluntuları aracılığıyla da, görüntüleme uygulayımları dolayısıyla, 1962’den günümüze, aşamalı olarak abece çağından imge çağına geçişin, mimarîdeki dönüşümler ile eşzamanlı gelişen tabakalaşma süreçlerinin saptanabilmesine çalışılmıştır.
Since its beginnings, after caves were covered with paintings that were the extension of the mind, architecture has always been a scaled representation of the perceived and experienced earth world and universe. The aim of the present study was to determine parallel developments between imaging technologies that have made the living inner worlds in medicine seen just like the eye’s extension television glasses which made it possible to watch the conquest of the Moon live and their natural extension, visual culture and the architecture, which have been made visible to distant geographies by the same technological developments. Buildings such as the TWA Flight Center, the Space Needle, Centre Georges Pompidou, AT&T, and 1111 Lincoln Road were investigated through purposive sampling in the present study. The starting point was 1962, when relevant imaging technologies came to the fore. The aforementioned buildings, along with the Tours Aillaud and Les Espaces d’Abraxas, all reflecting different architectural styles from Expressionism, International Style and Brutalism towards Postmodernism came to the fore. And, via the relevant mass media archeological site’s finding context, the stratification processes of the shift from alphabet culture towards the image culture, which is synchronously transforming the architecture, thanks to the imaging technologies, are to be fixed.

8.Division and the City: Spatial Dramas of Divided Cities
Gizem Caner
doi: 10.5505/MEGARON.2015.29290  Pages 565 - 579
Günümüz şehirlerinin neredeyse tamamı kavramsal bağlamda bir düzeye kadar bölünmüştür. Ancak bu yazı, milliyet, etnisite, din ve kültürle ilişkili uç gerilimlerin neden olduğu, daha spesifik bir kentsel bölünme türüyle ilgilenmektedir. Bu çatışmalar kentsel alanlarda ses bulmaktadır ve mekânsal görünürlük kazandıkları zaman, bu yazının da konusu olan ‘bölünmüş kentler’ ortaya çıkmaktadır. Bu şehirler arasında en iyi bilinen örnekler Belfast, Kudüs, Lefkoşa, Mostar, Beyrut ve Berlin’dir. Özgün niteliklerinden dolayı, bu şehirler, kendilerini diğer kentsel alanlardan ayıran özel bir söyleme sahiptirler. Bu çerçevede, bu yazının ana konusu, seçilmiş şehir örneklerinde–Belfast ve Berlin–bölünmenin kentsel sonuçlarının karşılaştırmalı olarak analiz edilmesidir. Her kent, kendine has coğrafi, tarihi ve ekonomik gelişme özelliklerine sahip olduğu için, bölünme süreç ve sonuçları büyük farklılıklar göstermektedir. Bölünmenin kentsel sonuçlarını süreç odaklı bir yaklaşımla değerlendirmek, bölünme öncesi, sırası ve sonrasındaki mekânsal trajedilerinin bütüncül olarak daha anlaşılabilir olmasına olanak tanıyacaktır. Karşılaştırmalı analiz sonucunda, örnek şehirler arasındaki farklılıklara karşın, genel bir fonksiyonel ve yapısal kentsel sonuçlar tablosunun ortaya çıktığı görülmüştür. Bu tablonun, kentsel bölünmenin mekânsal örüntüsünü anlamak isteyen ileriki çalışmalar için aydınlatıcı olacağı düşünülmekte ve bölünmüş kentlerin karşı karşıya olduğu sorunlarla baş edebilmesi için geliştirilecek planlama modelleri için altlık teşkil etmesi beklenmektedir.
Every contemporary city is divided to a certain extent. The present study is concerned with urban division defined by extreme tensions related to nationality, ethnicity, religion, and culture, which are channelled into urban arenas. Once these contestations are made spatially visible, the “divided city” with which this study is concerned appears. Well-known examples of such “divided” cities are Belfast, Jerusalem, Nicosia, Mostar, Beirut, and Berlin. Due to distinctive attributes, these cities contain an exclusive discourse that differentiates them from other urban areas. In this context, the aim of the present study was to comparatively analyze urban consequences of division in selected case studies: Belfast and Berlin. As each city has unique attributes of geography, history, and economic development, the processes and outcomes of their division differ substantially. This investigation of the consequences of urban division in a temporal perspective presents patterns of urban development before, during, and after division in order to provide a comprehensive understanding of spatial dramas faced by these cities. Comparative analysis revealed a common pattern of functional and structural urban consequences, in spite of differences. It is suggested that an illustration of common patterns of development can facilitate an early recognition and management of division. It is believed that the findings of the present study will aid future studies that aim to understand the patterning of urban division and generate planning models to tackle problems faced by divided cities.

9.Relational and Institutional Approaches to Planning Issues in Turkey
Ozer Karakayaci
doi: 10.5505/MEGARON.2015.28290  Pages 580 - 594
Ekonomik ve sosyal paradigmalarda yaşanan değişimle birlikte, planlama tartışmaları kurumsal ve ilişkisel boyutlar üzerine odaklanmıştır. Bu yaklaşım politik ve kamusal yatırımlardan planlama-uygulama süreçlerine, kuramsal ve kavramsal tartışmalardan kurumsal düzenlemelere, mekansal ölçeklere, yerel kaynaklara, güç ilişkileri ve parçalanmışlıklara bir çok aşamada planlama sisteminin değişimine yol açmıştır. Türkiye’de akademik ve politik tartışmalar da planlamanın kurumsal ve ilişkisel boyutundaki evrimini anlamaya ve kentsel/bölgesel gelişme üzerindeki yansımalarına odaklanmıştır. Bu bağlamda, makalede Türkiye’de üst ölçekli planlama deneyimlerinin kurumsal ve ilişkisel kapasiteden ne düzeyde beslendiği ve planlama süreçlerinin başarısı açısından kurumsal ve ilişkisel yaklaşımların anahtar bir faktör olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Türkiye’de ulusal ve bölge düzeyinde tamamlanamamış yada belirsizlikler içerenkurumsal ve yasal düzenlemeler, belirsiz mekansal ölçekler ve yetki-otorite parçalanmaları gibi kurumsal ve ilişkisel boyuta referans veren konular bağlamında karşı karşıya kalınan sorunlar, planlama süreçlerindeki başarı düzeyini etkilemiştir.
Planning discourses have focused on relational and institutional structure, as well as changing economic and social paradigms. This has led to alterations in various stages of planning systems, from theoretical approaches to institutional arrangements, spatial scales, local sources, and power relations and fragmentations, and from planning-implementation processes to political and public interests. Over the last two decades, there has been growing academic and political interest in the evolution of planning from the aforementioned perspectives in Turkey. The aim of the present study was to explore whether relational and institutional approaches are the key reasons for the success of planning approaches in upper-scale planning enterprises. It is demonstrated that insurmountable obstacles that provide reference for institutional and relational dimensions of planning are some of the most important matters impacting planning in Turkey. These obstacles include uncertain spatial scales, fragmentations of authority and territory, and incomplete institutional and legal regulation at regional and national levels, among other issues.

10.Cultural Heritage Study of Avanos, Cappadocia in Relation to its Waterfront
Hülya Berkmen
doi: 10.5505/MEGARON.2015.00533  Pages 595 - 609
Yerleşmelerin tarihsel süreçleri, gelişimleri, kimlikleri işlevsel açıdan irdelendiğinde temelde birbirinden farklı iki oluşum dikkat çekmektedir. Bunlardan birisi her yerleşmede var olan ve yerleşmeler tarafından zaman içinde geliştirilen, zenginleştirilen, insan eliyle oluşturulan öğeler ve bu öğelere bağlı olarak gelişen işlevler, ikincisi ise sadece bazı yerleşmelerde var olan ve söz konusu yerleşmelerin kimliğini, tarihini, üstlendikleri rolleri belirleyen, yerleşmenin işlevlerinin oluşmasını sağlayan öğelerdir. Bu makalede bazı yerleşmelerde var olan ve yerleşmelerin varoluş sebebi olan “su” öğesi üzerinde durulmaktadır. Araştırmaya konu olan Kapadokya Bölgesi Türkiye’nin ikinci en büyük su havzasının içinde ve en uzun akarsuyu olan Kızılırmak’ın kıyısında yer almaktadır. Kızılırmak Kapadokya ve Kayalık Kapadokya bölgesinde diğer yerleşmelerden daha büyük bir etkiyi Avanos’un kimliği, ekonomik yapısı ve gelişme sürecinde göstermiştir. Bu çalışmada Avanos yerleşmesinin tarihsel süreci, su ile ilişkisi ve bu ilişkinin yerleşme kimliği üzerindeki etkileri, turizm ekonomisi bağlamında alanın planlama sorunları ile birlikte tartışılmaktadır.
When historical development and identity of settlements is analyzed functionally, two very different formations stand out. One concerns man-made elements and their functions, which have been developed and enriched over time, and are present in every settlement. The second concerns elements particular to a settlement that determine its role, history, and identity, and dictate its functions. The present study addresses water as the reason for the existence of certain settlements. The region of Cappadocia is located on the banks of Kızılırmak River, or “Red River,” which is the longest river in the second largest basin in Turkey. While the Kızılırmak has played an active role in both the physical formation and cultural structure of the region, it has had a greater effect on the identity, development, and economic structure of the settlement of Avanos, located on the river’s banks. Here, the “water element” includes not only the Red River, but all water resources, such as streams that feed the river and ground water. The relationship with water and its effects on the historical process and identity of Avanos is discussed, with an emphasis on the tourism economy and planning issues of the region.

11.Workshop Study on Impact of 2011 Van Earthquake on Rural Settlement Houses
Ali Rıza Parsa
doi: 10.5505/MEGARON.2015.81905  Pages 610 - 621
Sanayileşmenin etkisi ve izlenen ekonomik politikalar, köyden kente büyük bir göçün yaşanmasına, köy ve kent yerleşmelerinin de olumsuz olarak etkilenmesine neden oldu. Göçün etkisi Türkiye’de özellikle 1970 yılların ortasından itibaren hissedilmeye başlandı. Plansız büyük göç, şehirlerde yaşayan insanların sayısını toplam nüfusun %80’ine yaklaşmasına, kırsal yerleşmelerin tarım üretimi ve ekonomisi de olumsuz olarak etkilenmesine neden oldu. Geliri azalan köylü, evini asgari koşullarda yanlış malzeme ve yapısal detaylar ile yapmaya başladı. Hatalı yapısal detaylarla ortaya çıkan deprem bölgesindeki köy evleri de, depremlerden sonra büyük hasar tabloların ortaya çıkmasına neden oldu. İstatistiksel veriler, yaşanan büyük göçe ve 2011 Van Depreminin olumsuz etkilerine rağmen, Van‘ın kırsal yerleşmelerinde yaşayan nüfus, toplam il nüfusun %50’sini oluşturduğunu göstermektedir. Bu önemli veriyi dikkate alan çalışma, araştırmalarını Van’ın kırsal yerleşmelerinde yapmaya karar vererek bir pilot bölge seçimi yapılmıştır. Araştırmalar sırasında pilot bölgede sosyal ve yapısal anket olmak üzere, 2 anket uygulanmıştır. Anketlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, önemli analizlerin gelişmesine neden olmuştur. Analizler, bir taraftan yerleşmenin altyapısı ve sorunlarına ışık tutarken diğer taraftan da, yerleşmelerde bulunan köy evleri ve yapıları hakkında çok kapsamlı bilgilerin elde edilmesini sağlamıştır.
The impact of economic policy and industrialization has led to considerable urban migration, with negative effects on rural and urban settlements. The consequences of this migration have been felt in Turkey, particularly since the mid-1970s. Unplanned large-scale migration has caused the population of cities to approach 80% of the total population, negatively affecting the economies of rural settlements, as well as agricultural production. Villagers experiencing financial difficulty construct homes at minimum requirements, with inadequate material and structural detail. The rural houses built with earthquakes. Statistical data indicate that the rural population living in areas surrounding Van constitutes 50% of the total population of the province, in spite of large-scale migration and negative effects of the 2011 Van earthquake. Taking this data into consideration, the present study elected to address these rural settlements, and a pilot region was chosen. Two surveys – social and structural – were conducted in the region, and their results led to critical analyses. Shedding light on the settlements’ infrastructures and problems experienced by their population, theses analyses also provided comprehensive information concerning the village houses and their structures in the settlements.

12.Exploring the Knowledge Level of Interior Architecture and Environmental Design Students’ on Indoor Air Pollutants
Feray Ünlü, Kemal Yıldırım
doi: 10.5505/MEGARON.2015.65365  Pages 622 - 636
Bu çalışmada, Türkiye’deki üniversitelerin İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü son sınıf öğrencilerinin iç mekân donatı elemanlarından ortama yayılan kirleticilerin insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla geliştirilmiş olan ayrıntılı bir anket; Atılım, Hacettepe ve Selçuk Üniversiteleri İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümlerinin son sınıfında mezuniyet durumunda bulunan 95 öğrenciye uygulanmıştır. Sonuçta, katılımcıların iç mekân donatı elemanlarından ortama yayılan kirleticiler hakkındaki bilgilerinin yeterli düzeylerde olmadığı ve mezun adaylarının bilgi düzeylerinin üniversitelere göre farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu farklılıklar, her üç üniversitenin ders programlarında iç hava kirleticileri hakkındaki bilgilerin yer alma oranlarından kaynaklanmış olabilir. Bu sonuçlar, insan sağlığına doğrudan etkisi olan bu kirleticilerin ders programlarında zorunlu ders içeriklerinde daha fazla yer verilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Böylece insan sağlığına daha bilinçli ve duyarlı yaklaşan iç mimar ve çevre tasarımcıları yetiştirilebilecektir.
This study aimed to detect the knowledge levels of the final year students, attending at the Department of Interior Architecture and Environmental Design of various universities in Turkey, on the harmful effects of the pollutants released by the interior equipment elements on human health. A detailed questionnaire developed for this purpose was administered to 95 final year students attending at the Department of Interior Architecture and Environmental Design of Atılım University, Hacettepe University and Selçuk University. In conclusion, the study found that the participants had insufficient knowledge on the pollutants released by the interior equipment elements and that knowledge level of the participant students differed depending on the attended university. This difference may have resulted from the difference of the share of indoor air pollutants subject in the programs of the three selected universities. These results clearly point the need to allocate more space to the subject of indoor air pollutants -which have direct effects on human health- in the compulsory lesson contents of the course programs. By this way, it will be possible to educate interior architects and environmental designers who develop more sensitive and conscious approach towards human health.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale