YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 15 Issue: 2
Year: 2020

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print













Megaron: 15 (2)
Volume: 15  Issue: 2 - 2020
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Archeology of a Vanishing Typology: Motels in the Geography of Turkey
Gökçeçiçek Savasir, Zeynep Tuna Ultav
doi: 10.14744/megaron.2020.82956  Pages 171 - 182
Bu çalışmanın odağı, günümüz Türkiye coğrafyasında yok olan bir tipoloji olarak karşımıza çıkan motellerdir. Bu odak kapsamında, yüzyıl başında Amerika bağlamında ve yüzyıl ortasında Avrupa’da ortaya çıkan öncülleri üzerinden çerçevesi çizilecek çalışmada, Türkiye turizm mimarlığı kesitindeki motel tipolojisi, yarım yüzyılı aşan tarihçeleriyle mekânsal, ekonomik ve sosyo-kültürel açılardan irdelenecektir. Her iki ölçekte yaşanan dönüşüm süreçleri ve onları doğuran tarihsel koşullar içerisinde yorum ve anlam kaymaları göz önünde bulundurularak, tipolojinin küresel ölçekte geçirdiği dönüşümün Türkiye bağlamındaki izleri aranacaktır. Turizm konaklama yapıları arasında önemli bir yeri olan moteller üzerinden, mimarlık ve turizm alanlarına ait kavram ve niteliklerin açığa çıkarılması için yapılacak olan bu arkeolojide, konum, ölçek, biçim gibi mimari özellikler ile tüketim kültürü içinde motel işletmelerinin popülerliklerini yitirerek yok olmaya yüz tutan dönüşümleri, görsellerle desteklenen literatür taraması yöntemiyle incelenecektir. Kentteki konumu ve küçük ölçeği, biçimsel ve işlevsel yalınlığı ve sunduğu mekansal konfor anlamında özgün bir tipoloji olarak turizm mimarlığı tarihi ve literatüründe karşımıza çıkan motel tipolojisinin, özgün anlamıyla, kullanıcılarına “yeni yaşam biçimi” sunduğunu söylemek mümkündür. Ancak, tarihsel olarak Türkiye’deki örnekler (Emniyet Motel, Florya ve Kilyos Tesisleri bünyesinde yer alan A ve B Moteli, TUSAN Motel zinciri ve Çizmecioğlu Motel dışında) bu tanıma uymamaktadır. Bir başka deyişle, aslında bu tipolojinin Türkiye bağlamında özgün anlamıyla uygulandığından söz etmek güçtür. Motel tipolojisi, kıyı turizmine yapılan vurguyla kıyılara yerleşen bir turizm anlayışıyla anlam değiştirmiş, dolayısıyla Türkiye’de yerel yorumunu bulmuştur.
Encountered as a vanishing typology in Turkey’s geography, motels are the focus of this study. In this context, Establishing a framework from the precedents that arouse in the American context at the beginning of the twentieth century and European context in midcentury, the motel typology in tourism architecture in Turkey was analyzed in spatial, economic and socio-cultural aspects with their history over half a century. This study attempted to sought the traces of the transformation that this typology went through in a global context considering transformation processes and semantic shifts within the historical context that generates them. In this study conducted to reveal the concepts and qualities related to the realms of architecture and tourism through motels having a significant place among tourism accommodation, the architectural features of motels such as location, scale and form and the transformations of motel enterprises that have lost their popularity within consumption culture were examined through literature review supported with visuals. It is possible to state that motel typology as a unique typology in terms of its location in the city and its small scale as well as its formal and functional simplicity and its spatial comfort, offers its users “a new way of life” through its original meaning. However, the historical examples in Turkey (except for Emniyet Motel, Florya and Kilyos Establishment A and B Motels, TUSAN Motel chain and Çizmecioğlu Motel) do not fit this definition. To put it more precisely, it is difficult to see the implementation of motel typology in its original sense in the context of Turkey. The meaning of Motel typology has changed in parallel with a shift in tourism understanding focusing on coastal settling and has found its local interpretation in Turkey.

2.Theorizing Folded Geography in Architectural Design: Experience of Cappadocia
Levent Arıdağ, Bilge Can
doi: 10.14744/megaron.2020.90582  Pages 183 - 192
Bu çalışma, Kapadokya’nın fenomenolojilerini tasarım pratiğinde ve stratejisinde bir atmosfer oluşturucu olarak tanımlamayı ve bu atmosferin Mimari Tasarım 5 stüdyosunda öğrencilerin kendine özgü tasarım konseptleri aracılığıyla nasıl yeniden ortaya çıktığını anlamayı amaçlamaktadır. Kapadokya GEOFOLD, yeni bir mimari tasarım yaklaşımıyla insan ve doğa arasındaki mekan dinamikleri ve bunların değişen dengesine dayanmaktadır. Bir model olarak ortaya çıktığı yerde doğal olanı geliştirmeyi ve elde etmeyi amaçlar. Üç aşamadan oluşur; Yeri Deneyimlemek, Coğrafyayı Diyagramlaştırmak, Diyagramları Haritalamak. Bu aşamalarda bilgisayar mantığı mimari tasarım stüdyosunda bir tasarım stratejisine dönüşerek manuel olarak kullanılır. Bir akış mantığını, vektörlere bağlı olan farklılıkları ve iç tutarlığı bozmadan çeşitliliği birleştiren ilişkiler ağını amaçlar. Kapadokya GEOFOLD, parçalardan bütüne, karmaşık formlar ve ilişkiler olarak tanımlanan fenomenlerdir. Form, bu fenomenler arasındaki ilişkiler bakımından düşünülür ve önem kazanır. Bu ilişkisel formlar, noktaların birbiriyle bağlantısı ve konfigürasyonları veya dağılımlarıyla birlikte olayların dizileri olarak tanımlanır. Böylece dinamik bir modelle oluşturulan tasarım süreci, beklenmedik düşünceleri yaratma, düşünme ve dönüştürme yolunu açar.
This study defines the phenomenologies of Cappadocia in design practice and strategy and attempts to understand how the atmosphere of Cappadocia can re-emerge through specific design concepts in student projects in Design Studio 5. Cappadocia GEOFOLD is based on a new approach in architectural design toward the dynamics of space between humans and nature and the changing balance between them. It aims to acquire and improve upon what is natural and to unfold as a pattern in place. It comprises three phases: Experiencing the Place, Diagramming the Geography, and Mapping the Diagrams. Computer logic is used as a strategy when carrying out these phases in the studio. The aim is to produce a network of relationships strong enough to have a logic of flow, with differences depending on vectors and incorporating variation without distorting internal consistency. Cappadocia GEOFOLD is a phenomenon in which the parts lead to the whole and are defined in terms of intricate links/relations. The final form is carefully considered and important in terms of the relations between these phenomena. These relational forms are defined as connections and configurations of points, either with each other or with sequences of events, together with their distributions. Thus, the design process operates as a dynamic model, opening new ways of creating and thinking as well as engendering unexpected ideas.

ARTICLE (THESIS)
3.Memory and Mimesis During the Architectural Design Process: An Evaluation Over Archiprix Projects
Özgür Demirkan, Ayhan Usta
doi: 10.14744/megaron.2020.32548  Pages 193 - 203
Bu çalışmanın amacı mimari tasarlama pratiği bağlamında bellek ve mimesis arasındaki ilişkinin tartışılması, tasarımcıların bellek ile kurdukları mimetik ortaklık üzerinden mimarlıkta taklit olgusuna yeni bakış açılarının kazandırılmasıdır. Çalışmanın kavramlarından bellek, düşünme faaliyetinin gerçekleşmesini sağlayan yer; mimesis, tasarlama sürecine yaratıcı bir bellek olarak işlerlik kazandıran, düşünme faaliyetini harekete geçiren araç olarak tanımlanmıştır. Ancak bellek ve mimesis arasındaki ilişkinin tartışıldığı bir çalışmada mem kavramının, nasıl taklit edildiklerinin, çoğaldıklarının ya da tasarlama sürecinde neden mimetik bir değer olarak seçildiklerinin bilgisi önem kazanmaktadır. Bu nedenle tasarlama sürecinin çok katmanlı yapısı içerisinde birbiriyle ilişkisel halde bulunan bilginin bir taklit birimi olarak; fikirleri, alışkanlıkları, inanışları, becerileri, görüntüleri, öğrenilebilen, hatırlanabilen her şeyi kapsayan mem kavramıyla açıklanmaya çalışılması olağandır. Tasarlamanın zihinsel kurgusu; başlangıçta var olan ve sundukları bilginin türüne göre görsel, kavramsal, yaratıcı memler olarak tanımlanan memlerin görerek, okuyarak, çizerek taklit edilmesini, yeniden üretilerek mimari düşünceye ve en sonunda somut bir nesneye ulaşılmasını mümkün kılar. Bu bakışla dijital ağların sonsuz yapılar evreninde kendine fazlaca yer bulabilen mimari yapıların memleri görsel belleğin; gelenek, toplum, kültür, sanat, felsefe gibi mimarlığın sosyal, toplumsal yönüne ilişkin memler kavramsal belleğin; bu memleri eşleyerek yeniden üreten duyusal, sezgisel akıl yaratıcı belleğin birimleridir. Bu kapsamda yapılan çalışma birbiriyle bağlantılı katmanlar üzerine temellendirilmiş, öncelikle dijital ağlarda, ilgili kaynak ve literatürün memleri araştırılarak türü, niteliği ve anlamına göre sınıflandırılmıştır. Sonrasında, tekil mimari yapıların yerine bir tasarım ortaklığı oluşturabilecek yapılara odaklanmanın çalışmaya hakim teorik yaklaşımın daha net okunmasını sağlayacağı öngörülerek, farklı kültürlerden ve coğrafyadan öğrencilerin katılımıyla varlık kazanan Uluslararası Archiprix Projeleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.
This study has been shaped and developed upon the evaluation of the relationship between memory and mimesis in the context of architectural design practice and aims to gain new perspectives regarding mimesis in architecture through the mimetic partnership established by designers with memory. For this reason, memory, one of the concepts of the study, is evaluated as ‘visual, conceptual and creative memories’ according to the information cycle of design process both in terms of its own internal design and both in the mind of the designer and in the information code it provides. Visual memory; the conceptual memory, which is composed of the universe of infinite constructions in which architectural constructions take place, and which identi- fies the building visuals providing visual data to the designers; traditions, social, cultural facts, human, identity, knowledge, reason, spiritual needs, experiences, habits. Creative memory is; the sensory intelligence that transforms and transforms both visual and conceptual information codes at the point of reproducing is rational mind or mimetic memory. In this context, the study is based on interconnected layers, first of all, in digital networks, the memes of the relevant sources and literature are researched and classified according to their type, quality and meaning. Afterwards, an evaluation was made on the International Archiprix Projects, which gained existence with the participation of students from different cultures and geographies, with the prediction that focusing on buildings that can create a design partnership instead of individual architectural structures will provide a clearer reading of the theoretical approach dominating the study.

4.Architectural Design in Historical Areas: Urban Regeneration Areas in İstanbul
Burcu Tan, Feride Pınar Arabacıoğlu
doi: 10.14744/megaron.2020.05935  Pages 204 - 216
Türkiye’de 2005 yılında çıkarılan kentsel yenileme yasası ile yenileme alanı ilan edilen sit alanlarında ortaya konan tasarım projelerinin kültürel mirasın korunması konusunda ortaya konan evrensel ilkeler ve yasal düzenlemeleri dikkate almadığı ve bu bağlamda tarihi dokunun bütünlüğünü bozan, kimliğini değiştiren mimari tasarım çalışmaları yapıldığı gözlenmektedir. Günümüzde tarihi çevrede çağdaş mimari tasarım, koruma konusu ile birlikte ele alınmakta, konuya dair evrensel çalışmalar aracılığı ile kültürel kimliğin değerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması amaçlanmaktadır. Tarihi çevrede mimari tasarım konusu ile ilgili uluslararası ilkelerin tasarıma etki etmesi, yeni yapıların bağlam, süreklilik ve dönemsel okunabilirlik kavramları ışığında ortaya konması kültürel mirasın korunmasına yardımcı olacaktır. Bu doğrultuda makale İstanbul’da öncelikli olarak yenileme alanı ilan edilmiş Fener-Balat, Süleymaniye ve Tarlabaşı yenileme projelerinin evrensel koruma ve mimari tasarım ilkeleri kapsamında sorgulanmasına odaklanmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde mimari tasarıma etki eden dış faktörlerin ortaya konması hedeflenmiştir. Makalede öncelikle tarihi çevre koruma ve tarihi çevrede mimari tasarım kavramları, tarihsel süreçte ortaya konmuş evrensel çalışmalar ve Türkiye’de bu kapsamda yapılan yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden irdelenmiş, daha sonra bu kavramlar kapsamında tarihi çevrede mimari tasarım kriterleri belirlenmiştir. Çalışma alanı olarak belirlenmiş üç bölge için hazırlanmış yenileme projeleri irdelenerek tasarım sorunlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda projeler, çalışmada belirlenen tasarım kriterleri ve Türkiye’de tasarıma etki eden dış faktörler kapsamında konunun uzmanları ile yapılan anket çalışması aracılığı ile sorgulanmıştır. Söz konusu yenileme projelerinde tasarım çalışmalarının bağlam, süreklilik, dönemsel okunabilirlik kavramları ile ele alınmadığı aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik durumun tasarım çalışmalarına etki ettiği sonucuna varılmıştır.
In Turkey, it is observed that, the design projects in sites declared as protected areas with the urban regeneration law enacted in 2005, neglect the universal principles and legal regulations set forth in the protection of cultural heritage. Consequently, architectural design works distorting the integrity and changing the identity of the historical texture are commonly seen. Today, contemporary architectural design in the historical environment is handled together with the subject of conservation aiming to protect the value of cultural identity and transfer it to future generations in the light of various universal studies. Taking design principles into account which are continuously being discussed on international levels regarding new designs within the historical environment will help protect the cultural heritage by constructing the new buildings in the light of context, continuity and historical texture. In this regard, the current study focuses on the questioning of Fener-Balat, Süleymaniye and Tarlabaşı renovation projects, which were declared as regeneration areas in Istanbul, within the scope of universal protection and architectural design principles. In the study, initially, the concepts of conservation of historical environment and architectural design in the historical environment were examined through the lens of international literature and the related legal and institutional arrangements in Turkey, and then, the architectural design criteria in the historical environment were specified within the scope of these concepts. This study aims to reveal the design problems in the regeneration projects of designated three regions. To this end, the projects in question were evaluated in terms of the specified design criteria and the external factors affecting the design studies in Turkey through a survey held with experts on the field. The results reveal that context, continuity and periodical readability are neglected in the renovation projects in question and the political and economic situation in Turkey affects the design works.

ARTICLE
5.Reading the Transformation of the City from a Parcel: The 150-Year History of Parcel 1201/20 at Kordon of Izmir
Halil İbrahim Alpaslan
doi: 10.14744/megaron.2020.34603  Pages 217 - 229
Bu çalışma, denizden kazanılan bir parselin yaklaşık 150 yıllık tarihini izleyerek İzmir kent merkezinin çok katmanlı yapısını ve katmanların birbirlerine aktardığı izleri görünür kılmayı amaçlamaktadır. Çağdaş adlandırması 1201/20 parsel olan bu kent parçası 1876 yılında İzmir rıhtımının inşa edilmesi ile ortaya çıkmış ve o günden günümüze kadar 3 farklı yapının zeminini teşkil etmiştir. Parseldeki ilk yapı olan 1908 tarihli neoklasik Pallas Sineması 1933 yılında yenilenerek modernist üsluptaki Tayyare Sineması’na dönüşmüş, mimari dil tamamen değişmekle birlikte yapı sinema işlevini sürdürmeye devam etmiştir. 1969-70’de yıkılan Tayyare Sineması binası da yerini 1970-73’de inşa edilen Tayyare Apartmanı’na bırakmış, sinema işlevi sona ererken sinemanın ismi olan Tayyare yeni apartmanın adında günümüze kadar gelmiştir. Üst ölçekten bakıldığında bu değişimlerin kentin imar eğilimlerini takip ettiği dikkat çekmektedir. Geç dönem Osmanlı İzmir’inin ağırlıklı olarak gayrimüslim nüfusunun sosyal, kültürel etkinliklerinin ve eğlence mekanlarının odaklandığı Kordon’da adını ve üslubunu Yunan klasik döneminden alan bir yapı olarak Pallas Sineması dönemin havasını taşır. Erken Cumhuriyet dönemi kadrolarının Avrupa’daki modern mimari akımını benimsediği dönemde inşa edilen Tayyare Sineması da hem biçimsel dili hem de Tayyare Cemiyeti’nin üstlendiği misyonla birlikte düşünüldüğünde yine toplumsal gelişmeleri takip eden bir bina olarak tarif edilebilir. Parselin son yapısı olan Tayyare Apartmanı da kent toprağının değerlenmesi ve yüksek imar koşullarının getirilmesini takiben hızla eski dokunun yerini alan çevresindeki birçok apartmanla birlikte 1960-70’lerin yapılaşma eğilimlerinin temsilcilerinden biridir.
This study aims to reveal the multi-layered structure of Izmir city center and the traces of the layers transferred to each other by tracing the 150-year history of a parcel obtained from the sea. Emerged with the construction of the İzmir quay in 1876, the parcel numbered as 1201/20, formed the basis of 3 different buildings since then. The first building in the parcel, Cinema Pallas, dated 1908, was demolished in 1933 and left its place to Tayyare Cinema building, which continued to function as a cinema building with significant architectural changes. Demolished in 1969-70, the Tayyare Cinema building was replaced with the Tayyare Apartment Building in 1970-73, keeping its name but losing its cinema function. From the upper scale, it is noteworthy that these changes follow the zoning tendencies of the city. Pallas Cinema, a structure taking its name and style from the Greek classical period in Kordon, the focus for the social and cultural activities and the entertainment places of the late Ottoman period mainly for the non-Muslim population, bore the atmosphere of its period. Tayyare Cinema, built in the period when the early republic adopted the modern architectural trend in Europe, can be described as a building that follows social developments considered together with both formal language and the mission undertaken by the Tayyare Association. Tayyare Apartment Building, which is the last structure on the parcel, is one of the representatives of the construction tendencies of 1960-70s along with many apartment buildings that rapidly replaced the old fabric following the appraisal of the urban land and high zoning conditions.

RESEARH BRIEF
6.The Dimensions of the Two Remaining Türbes in Ottoman Hungary: Contributions to the Methods of Ottoman Construction Practices in the Sixteenth Century
Gergo Máté Kovács, Péter Rabb
doi: 10.14744/megaron.2020.51333  Pages 230 - 239
16. yüzyıl boyunca klasik Osmanlı mimarisinin ‘altın çağı’ olarak adlandırılan dönemde binlerce önemli bina inşa edilmesine rağmen, klasik Osmanlı dönemi tasarım yöntemlerine ilişkin hala cevaplanmamış birkaç soru olduğu görülmüştür. Bu yazıda, klasik Osmanlı tasarımlarının bazı özellikleri, zanaatkârların kullandığı çeşitli çizim belgeleri ve mimari kurumların işleyişi incelenmektedir. Makale, Osmanlı Macaristanı’nda inşa edilen belirli bir anıtsal yapı türü olan türbelerin boyutlarını ana hatlarıyla açıklayarak, bu tür yapıların günümüze dek kalan örneklerinin değerlendirilmesi ve yapım tekniklerinin anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, makalede Macaristan’da halen ayakta duran iki türbenin, Gül Baba Türbesi ve İdris Baba Türbesi’nin boyutları incelenecektir.
Despite the fact that during the sixteenth century, the so-called golden age of classical Ottoman architecture, thousands of significant buildings were constructed, the methods of designing in the classical Ottoman period still raises several unanswered questions. The present paper surveys some features of classical Ottoman designs, the types of drawing documents used by the craftsmen, and the operation of the architectural institutions. By outlining the dimensions of a specific group of commemorative buildings, the mausolea or türbes erected in Ottoman Hungary, this article aims at providing historical contributions to the evaluation and construction methods of the remaining examples of this building type in Hungary. For this reason, the dimensions of the Türbe of Gül Baba and the Türbe of Idris Baba, the two Shrines in Hungary that still stand, will be investigated.

ARTICLE
7.Dinar-Bademli Mosque: Architectural Characteristics and Hand-Made Decorations on Plaster
Aslıhan Ece Paköz, Nurcan Boşdurmaz, Zeynep Gül Ünal
doi: 10.14744/megaron.2020.90377  Pages 240 - 253
Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi, Bademli Köyü’ndeki Bademli Cami Geç Osmanlı dönemine tarihlenmektedir. Anadolu’da birçok şehirde olduğu gibi Afyonkarahisar’da da bu dönem etkileriyle bezenmiş camiler vardır. Bademli Cami yoğun bir bezeme programına sahip olması ve bezemelerinin özgün niteliklerini koruması açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Ahşap direkli, düz ahşap tavanlı bu caminin kârgir duvarları sıva üzerine renkli kalem işleriyle bezenmiştir. Bunlar arasında en dikkat çeken kalem işi son cemaat yerindeki Sultan II. Abdülhamid’in tuğrasıdır. Bunun yanı sıra caminin giriş kapısından içeriye doğru devam eden yazı programı, 20. yüzyıl başında mekândaki ibadetin sembolik yansımasının nasıl algılandığını göstermesi açısından önemlidir. Caminin mimari özellikleri ile beraber çeşitli süslemelerden oluşan kalem işleri bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada; hem bakım ve onarım eksikliğine hem de kullanıma bağlı koruma sorunları yaşayan Bademli Cami’nin sahip olduğu özgün niteliklerin korunması için koruma önerileri de verilmektedir. Bu konuda makale yazarları tarafından 2018 yılında hazırlanan koruma projesinden yararlanılmıştır.
Bademli Mosque, in Bademli village of Afyonkarahisar, dates back to the late Ottoman period. In Afyonkarahisar, as in many other Anatolian cities, the influence of this period is visible in the adorning of mosques. Bademli Mosque is an important example as it has an extensive decoration program and preserves its original features. The mosque has timber posts and a flat roof, clad with timber. Its walls are adorned with colorful handmade decorations on plaster, the most noticeable one being Sultan Abdülhamid II’s tughra in the last prayer hall. In addition, the calligraphy program that extends inward from the entrance of the mosque is remarkable in that it shows how the symbolic reflection of worship in the place was perceived at the beginning of the 20th century. The present study focuses on the mosque’s rich handmade decorations, as well as its architectural characteristic. The study also provides suggestions for the preservation of the unique features of the Bademli Mosque, which have been poorly protected due to user-related problems and a lack of maintenance and repair. In this context, preservation project proposed by the authors in 2018 was used as a reference.

8.Multi-Disaster Risk Evaluation and Accessibility for Stair Streets: The Case of Istanbul
Gül Yücel, İlke Ciritci
doi: 10.14744/megaron.2020.37108  Pages 254 - 269
Çalışmada İstanbul’daki merdivenli sokaklar afet ve erişilebilirlik kapsamında değerlendirilmiştir. Yerleşimlerin ulaşım ağı, afet ve acil durum sürecinde güvenli tahliye ve acil durum birimlerine ulaşım açısından önemli görev üstlenmektedir. Bu nedenle ulaşım ağında afet öncesi mevcut risklerin tespiti ve güvenli kullanımı arttırıcı önlemlerin alınması önemlidir. Merdivenli sokaklar bulunduğu topografya ve çevresindeki kullanımla şekillenen, yaya ulaşımının önemli bileşenidir. Sokağın merdivenli yapısı kendine özgü koşulları da beraberinde getirmektedir. Farklı fiziksel yapı, malzeme ve çevre dokusuyla bütünleşen merdivenli sokakların günümüzde afet riskleri açısından da ele alınmaya ihtiyacı bulunmaktadır. Bu kapsamda deprem riski yüksek İstanbul’da farklı semtlerden 100 basamağın üzerinde seçilen 26 örnek incelenmiştir. Yerinde tespit ve incelemede merdivenli sokakların topografya ile ilişkisi, peyzaj, bina bağlantıları, basamak yapısı, kullanım amacı, yoğunluğu ve deprem başta olmak üzere, sel, yangın gibi afet ve acil durum riskleri değerlendirilmiştir. Depremle ilişkili olarak bina dışı yaralanmalara neden olabilecek yapısal olmayan sorunlar dikkate alınmıştır. Ani su baskını, sel kapsamında mevcut drenaj yapısı incelenmiştir. Yangın açısından ise merdiven çevresindeki binalar yapı malzemesi, kullanım türü yangın riskleri açısından dikkate alınarak, mevcut yangın altyapısı değerlendirilmiştir. İncelenen sokakların büyük kısmında yangın ve ani yağışa bağlı su baskınları açısından önlemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Araştırma sonuçları İstanbul merdivenli sokaklarının afet ve acil durum riskleri açısından ayrıntılı ele alınması gerektiğini göstermektedir.
In the study, stair streets in Istanbul were evaluated within the scope of disaster risk and accessibility. The transportation network of the settlements plays an important role during the disaster and emergency in terms of safe evacuation and reaching to the emergency units. Determining existing risks and taking preventive measures for safe use of transportation networks before a disaster therefore become important. Stair streets, shaped by the topography and the use in their surroundings, are an important component of pedestrian transportation. The structure of street with stairs comes with its own set of challenges. Stair streets that are integrated with different materials and environmental texture in different regions need to be evaluated in terms of disaster risks today. In this context, 26 samples selected over 100 steps from different districts of İstanbul with high earthquake risk were examined. The stair streets were evaluated in on-site examination and observation in terms of their relationship with the topography, landscape, building connections, step features, purpose of use and intensity and their disaster risks such as flood, fire and especially earthquake. Non-structural building problems that may lead to outdoor injuries associated with earthquakes were taken into account. The existing drainage system in the stair streets were evaluated in the context of flash flooding. Buildings around the stairs were evaluated in terms of the existing infrastructure considering building materials, type of use and fire risks. In most of the streets studied, preventive measures need to be developed regarding flooding and fire risks. The overall research results show that the stair streets in Istanbul should be studied in detail in terms of emergency and disaster risks.

ARTICLE (THESIS)
9.Determination of Sustainability Criteria for Building Renewal Applications: A Systematic Literature Review and Meta-Analysis
Seda Serbest Yenidünya, Sevgül Limoncu
doi: 10.14744/megaron.2020.92499  Pages 270 - 284
Afet risklerini azaltmak amacıyla yapılan kentsel dönüşüm uygulamaları, afet güvenliğinin sağlanmasının yanında birçok iyileştirmeye olanak sunmaktadır. İyileştirme olanakları arasında yapılı çevrenin sürdürülebilirliğinin sağlanması, binaların olumsuz çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri nedeniyle önem kazanmaktadır. Dünya’da yapılı çevrede sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla yapılmış çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Ancak sürdürülebilirliğin ülke ve bölgenin yerel bağlamına uygun olarak ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye’de sürdürülebilir binaların oluşturulması için yerel koşullara uygun, piyasa dinamiklerini göz önünde bulunduran, yasa ve yönetmelikler çerçevesinde oluşturulmuş ve sürdürülebilirliği çevresel, ekonomik, sosyal boyutlarıyla ele alan ölçütlerin belirlenmesi gerekmektedir. Çalışmanın amacı, parsel ölçeğinde bina yenileme uygulamalarının tasarım aşamasında yararlanılmak üzere geliştirilecek yöntem kapsamında kullanılacak sürdürülebilirlik ölçütlerini belirlemektir. Bu amaçla ilk olarak 2009-2018 yılları arasında yayınlanan makaleler sistematik olarak taranmış, sonrasında 22 makale ve beş bina değerlendirme sisteminin konutlar için önerdiği ölçütler analiz edilmiştir. Çalışmada sistematik literatür taraması ve meta analizi ile bina yenileme uygulamalarında kullanılabilecek bir ölçüt seti oluşturulmuştur. Sürdürülebilirliğin çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarını içerecek şekilde oluşturulan dokuz kategoride toplam 68 ölçüt elde edilmiştir. Çalışma, Türkiye koşullarında kentsel dönüşüm kapsamında parsel ölçeğinde gerçekleştirilen bina yenileme uygulamalarının sürdürülebilirliğinin sağlanması için oluşturulacak yönteme girdi oluşturmakta ve bir çerçeve sunmaktadır.
Urban transformation practices aimed at reducing disaster risks provide many improvement opportunities besides disaster safety. Among these opportunities, ensuring the sustainability of the built environment gains importance due to the negative environmental, social and economic effects of the buildings. A considerable amount of literature has been published around the world on providing sustainability in the built environment. However, sustainability needs to be handled according to the specific local context of the country and the region. In this context, criteria for creating sustainable buildings in Turkey should be determined which considers the local context, market dynamics, law and regulations, environmental, economic and social dimensions. This study aims to identify the sustainability criteria to be used within the scope of the method that will be developed for the design phase of building renewal applications at parcel scale. Accordingly, articles published between 2009-2018 were systematically reviewed, then the criteria proposed by 22 articles and five building assessment systems for residential buildings were analyzed. In the study, a set of criteria through systematic literature review and meta-analysis has been created that can be used in building renewal applications. A total of 68 criteria were obtained in nine categories including the environmental, economic and social pillars of sustainability. This study provides a framework and input for the method to be established for providing sustainability in building renewals carried out at parcel scale in the context of Turkey’s conditions for urban transformation.

ARTICLE
10.Analysis of Hazard Sources in External Escape Stairs within the Context of International Principles
Erkan Avlar, Hüsniye Sueda Yıldırım
doi: 10.14744/megaron.2020.40316  Pages 285 - 297
Bina dışında düzenlenen ve kullanım koşulları sınırlı, zor ve riskli olan dış kaçış merdivenleri, can güvenliği açısından tehlikeli ortamlar oluşturmaktadır. Bu merdivenlerdeki tehlikeler nedeniyle can kayıpları yaşandığı bilinmektedir. Bu bağlamda çalışmada, yangın anında binalardan kaçışın hem kolay ve hızlı hem de can güvenliğini tehlikeye atmayacak bir biçimde sağlanabilmesi için, dış kaçış merdivenlerinin fiziki koşulları gözden geçirilmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre dış kaçış merdivenlerindeki olası güvenlik tehlikeleri nedeniyle oluşabilecek risklerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması için çözüm önerileri geliştirilmektedir. Geliştirilen önerilerin dış kaçış merdivenlerinde meydana gelebilecek can kayıpları ve sağlık sorunlarının önlenmesinde yararlı olabileceği, kullanıcıların karşılaşabileceği olası zararları en aza indirilebileceği varsayılmaktadır. Bu çalışmada, bina yönetmelik uygunluk kontrolü yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle dış kaçış merdivenlerindeki güvenliğe yönelik olası tehlike kaynakları belirlenmektedir. Yangın anında, insanların binadan tahliye edilirken güvenlik tehlikesi oluşturabilecek kaynakların belirlenmesi, yangın güvenlik önlemlerinin eksiksiz bir biçimde alınmasına yardımcı olabilir. Araştırma kapsamında, kullanıcılar açısından can güvenliğini etkileyecek farklı kaynaklara bağlı güvenlik tehlikeleri de belirlenmiştir. Bu kaynaklar, çalışma kapsamında yapılan araştırma sonucunda elde edilen verilere göre, erişim ve kullanım olmak üzere iki grup altında sınıflandırılmakta ve dış kaçış merdivenlerinin fiziki koşulları Türkiye ile birlikte Amerika, İngiltere ve Rusya’da geçerli olan yangınla ilgili kod, standart ve yönetmeliklerdeki kurallar bağlamında analiz edilmektedir.
The external escape stairs with limited and risky usage conditions, designed outside of the buildings cause life-safety dangers. It is well-known that the safety hazards of these stairs lead to loss of lives in the past. In this context, within the scope of the study, physical conditions of external escape stairs of existing buildings were examined in terms of providing an easy and fast escape from the buildings during a fire, and reducing the risk on someone’s life safety. Based on the results, suggestions for solutions were made to eliminate or reduce the potential risks of external escape stairs. It is assumed that these suggestions will be beneficial for preventing possible health problems and loss of lives occurred at the external escape stairs and minimizing the potential damages faced by the users. In this study, automated building code compliance checking system is used. First of all, the potential sources of hazard in the external escape stairs are identified. It is thought that identifying the sources that could pose a hazard for people during the evacuation from the building in case of a fire can be beneficial to ensure taking necessary fire safety measures. Within the scope of the study, safety hazards related to different sources that could affect the life safety of users were also determined These sources were subsumed under two categories: access and usage. Besides, the physical conditions of external escape stairs were analyzed in the context of fire-related codes, standards and regulations valid in Turkey, United States of America, England and Russia.

ARTICLE (THESIS)
11.An Example Approach for Taking of Auditory Comfort as a Design Parameter in Open Planned Offices
Semran Özdem Gürtürk, Neşe Yüğrük Akdağ
doi: 10.14744/megaron.2020.44452  Pages 298 - 307
Hacimlerde, kullanıcıların eylemlerine uygun işitsel ortamın yaratılmasında, gürültünün denetlenmesi son derece önemlidir. Öte yandan, açık planlı büro, sanayi tesisi gibi kimi yapı tiplerinde hacimlerin fiziksel özellikleri ve işlevleri nedeniyle, gürültü daha da önemli bir sorun durumundadır. Açık planlı bürolar gerek ekonomik açıdan, gerekse yapım süresi açısından işletmeye olumlu katkılar sağlasa da, özellikle kullanıcılar için bir takım problemleri de beraberinde getirmektedir. Günümüze değin yapılan çalışmalar, pek çok açık planlı büroda, en önemli sorunun, gürültü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tür mekânlarda bölme duvarları bulunmadığı için, konuşmadan, telefonlardan ve diğer ofis araç gereçlerinden kaynaklanan sesler, ayak sesleri, klima ve aydınlatma düzeninin gürültüleri, ofis ekipmanı (faks makineleri, yazıcı gibi), dışarıdan gelen gürültüler çalışma verimini düşürmekte, kimi zaman da önemli sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Bu durum, açık planlı büroların tasarımında, akustik önlemlerin bir tasarım parametresi olarak ele alınmasının gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada, açık planlı büro örneği olarak, gürültü sorununun çok daha fazla olduğu bir çağrı merkezi incelemeye alınmıştır. Gözlem, anket ve ölçmeler gerçekleştirilmiş, ardından hacim modellenerek Soundplan 8.1 programına aktarılmıştır. Program yardımı ile öncelikle hacim içerisindeki mevcut gürültü düzey durumu ortaya konmuştur. Aynı programı aracılığı ile, hacim içerisinde personel sayısı, uygun çalışma ünitesi model tasarımları, bölücü eleman yükseklikleri, farklı yüzey yutuculukları değerlendirilerek en uygun akustik konfora sahip çağrı merkezi modeli ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile işitsel ortamı iyileştirmek üzere alınması gereken önlemler, mimari ve akustik tasarım kapsamında belirlenerek, tasarımcılara yol gösterecek sonuçlar elde edilmiştir.
Noise audit is extremely important in creating an auditory environment suitable for the actions of users in volumes. On the other hand, due to the physical properties and functions of the volumes in certain buildings such as an open-plan office, industrial facility, noise is even a more important problem. Although open-plan offices make positive contributions to the business both in terms of costs and construction period, they also bring some problems especially for users. Studies to date reveal that the most important problem in many open-plan offices is noise. Since there are no partition walls in such places, sounds caused by speech, telephones and other office supplies, footsteps, air conditioning, and lighting noises, office equipment (i.e. (fax machines, printers), external noises reduce the efficiency of work and sometimes can lead to important health problems. As this clearly demonstrates, handling acoustic measures as a design parameter in the design of open-plan offices is a necessity. In this study, as an example of an open-plan office, a call center where the noise problem is very high was examined. Observations, surveys and measurements were carried out, then the volume was modeled and transferred to the Soundplan 8.1 program. The current noise level in the volume was first revealed by using the program. The call center model with the most appropriate acoustic comfort was sought to be determined in the same program by evaluating the number of personnel in the volume, suitable working unit model designs, divider element heights and different surface absorbents. The results of the current study regarding the measures to be taken to improve the audio environment within the scope of architectural and acoustic design may serve as a guide to the designers.

ARTICLE
12.Life In-Between Flows: A Study on Airport Cities and Changing Trends in Metropolitan Areas
Dila Babaoğlu, Eren Kürkçüoğlu
doi: 10.14744/megaron.2020.88557  Pages 308 - 320
Küreselleşme girişimleri, şehirlerin geleceğini belirleyen sosyo-ekonomik kaygılar, inovasyon teknolojilerinin planlama stratejilerine entegrasyonu ve sürekli artan nüfus ile mücadele gibi güncel olgular; planlama yaklaşımlarına yeni bakış açılarının getirilmesine olanak sağlamıştır. Post-modern bir “yerleşim konsepti” olarak tanımlanan havaalanı şehirleri; merkezinde havaalanı birimleri ve bu merkez odağı 30 kilometre boyunca çevreleyen, doğrudan ilişki içinde olduğu diğer donatılar ve yerleşim birimleri ile özellikle metropoliten alanların çeper noktalarında yeni ve farklı yerleşme kurgularının ortaya çıkmasına örnek oluşturmaktadır. Havaalanı noktalarından uluslararası transferlere, günübirlik kongre-iş toplantılarına, alışveriş noktalarına ve konaklama birimlerine kısa sürede ve kolay erişebilir olma ihtiyacı; 21. yüzyıl küreselleşen dünya koşullarında havaalanlarının metropoller içindeki rolünü daha da güçlendirmiştir. Bu bağlamda havaalanı şehirleri, şehir merkezine gitmeyi gerektirmeden tüm ihtiyaçların giderilebileceği, kompakt, kendi kendine yetebilen potansiyel gelişme alanları olarak tanımlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; havaalanı şehirlerinin temel kurgusu, mekânsal düzeni ve bileşenleri, çevresel ve ekonomik etkileri ile metropoliten alanlar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini teorik bir çerçevede inceleyerek metropoliten gelişim dinamiklerinde değişen eğilimler hakkında çıkarımlar yapmaktır. Çalışma; veri toplama, karşılaştırma ve değerlendirme gibi kalitatif yöntemleri esas alarak üç temel etapta kurgulanmıştır: (I) Havaalanı şehirlerinin oluşumu, tarihsel gelişim süreci, temel karakteristik özellikleri ve çevresel/ekolojik sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerinin kavramsal okuması, (II) Elde edilen kavramsal bulguların Stockholm - Arlanda Havaalanı Şehri örneklem alanı üzerinden irdelenmesi, (III) Havaalanı şehirlerinin metropoliten alanların geleceğine dair potansiyelleri ve olası etkilerinin tartışılması.
Globalization efforts, socioeconomic concerns shaping cities, the integration of innovative technologies into planning strategies, and attempts to deal with increasing populations have added a “new breath” to planning concepts. Airport cities could be defined as examples of postmodern cities in metropolitan areas in which the airport (with its related departments) is centered as a focal point and other facilities encircle the airport hub up to 30 kms outward in a mutualistic manner. Considering the crucial role of airports in the 21st-century globalized world; travel activities such as international connections, business contacts, congresses, accommodation, and so forth should take place in a short time with easy access. Airport cities can provide all these elements without the need to go to the metropolitan city center and generate a new potential for the reconstruction and development of metropolitan areas. This study aims to investigate the basic information about airport cities with their spatial structure, components, general characteristics, environmental and economic impacts, and critical contributions to metropolitan areas through a theoretical framework. The study consists of three main stages in the framework of qualitative methods, such as data collection, comparison, and evaluation: (I) introduction and theoretical investigation of airport cities with their historical background, key concepts and characteristics, effects on the environment, and their role in sustainability; (II) inquiry into the theoretical knowledge through a case study (Stockholm–Arlanda Airport City); (III) and discussions on the potentials, possible impacts, and stimulating dynamics of airport cities regarding the future of metropolitan areas.

13.Microclimate Assessment of Design Proposals for Public Space in Cold Climate Zone: Case of Yakutiye Square
Doğan Dursun, Merve Yavaş, Sevgi Yılmaz
doi: 10.14744/megaron.2020.15985  Pages 321 - 331
Dünyada yaşanan iklim değişikliği nedeniyle iklim duyarlı kentsel tasarım konusu birçok ülkede son yılların popüler araştırma konusu haline gelmiştir. Ancak, kuzey şehirleri sürekli olarak kar, buz, rüzgâr ve karanlık gibi stresli iklim koşulları altında yaşamaktadır ve bu şartlara her daim hazır olmak zorundadır. Kentsel dokularının makro ölçekten mikro ölçeğe soğuk iklim koşullarına uygun olması beklenmelidir. Özellikle kamusal alanların kış kenti karakteristiği sergilemesi ve dış mekân kullanım sürelerini uzatması gerekmektedir. Kamusal alanların kentsel tasarım yardımıyla kullanıcıların dış mekânda kalma sürelerini uzatıcı şekilde düzenlenmesi, kışın faydalı yönlerini maksimuma çıkaracak bir etki yaratacaktır. Bu çalışmanın temel amacı, Erzurum Yakutiye Meydanı ve çevresindeki kentsel dokunun, soğuk iklim koşullarıyla uyumluluğunun mikro-iklim simülasyonları yoluyla test edilmesidir. Bu süreçte meydanın termal konfor koşullarının üretilmesi ve meydandaki kentsel tasarım parametrelerinin soğuk iklim koşullarına duyarlılık düzeyinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında Yakutiye Meydanı ve çevresindeki dokunun kış rahatsızlıklarını azaltıcı/artırıcı etkileri sorgulanmıştır. Analizde kullanılan veri olarak, alanın morfolojik yapısı, meteorolojik parametreler ve zaman parametreleri kullanılmıştır. Kış kentlerinde en uygun kamusal alan tasarımı konusunda fikir verecek termal konfor haritaları bu üç veri kullanılarak üretilmiştir. Termal konfor haritalarının üretilmesi ve değerlendirilmesi sürecinde ENVI-met yazılımı kullanılmıştır. Bulgular Yakutiye Meydanının soğuk iklim koşullarına uygun tasarlanmadığını ve kış koşullarını avantaja çevirebilecek nitelikte olmadığını göstermiştir. Çalışmanın son bölümünde Yakutiye Meydanında ki olumsuz duruma karşı bazı kentsel tasarım önerileri getirilmiştir.
In the last decade, a climate-sensitive urban design has become a popular research topic in most countries, due to the changing climate pattern. In particular, northern cities have always been experiencing stressful climatic conditions, such as snow, ice, wind, and darkness, and should always be ready to withstand these conditions. Urban patterns and designs should be consistent on both macroscale and microscale levels, for buildings to withstand cold climate conditions. Especially, public spaces built in cities should have characteristics to withstand cold winter, such that people can remain in these places for most of the time, that is, remain outdoors. Residents should be encouraged to remain outside, with the help of a public space that is designed to optimize the beneficial aspects of winter. This study mainly aims to explore the consistencies between the urban patterns of Yakutiye Square, which is the central square of Erzurum, and cold climate conditions by simulating the microclimate in the square. In this process, it is aimed to generate a thermal comfort model for the square and determine the level of sensitivity of the urban design to the climate conditions. This study mainly analyzes whether the urban patterns in and around the square eliminate or withstand the winter disturbances. In addition, it questions the capability of the square for transforming this outdoor space into a center of attraction. In this context, a case study is conducted during the winter period. The analysis uses the data gathered through urban geometry of the site, meteorological parameters, and time parameters. Thermal comfort conditions are generated based on these three issues, which gives an idea about a better public space design for winter cities. To evaluate the models, ENVI-met is used. The findings show that Yakutiye Square is not compatible with cold climate conditions and does not use the advantage of the existing climate conditions. As a result, some alternative urban design proposals are suggested for the case study area.

14.Landscape Optimal Suitability Analysis Method: The Case of Anamur District
Tülay Erbesler Ayaşlıgil
doi: 10.14744/megaron.2020.52296  Pages 332 - 342
Gerek dünyada gerek Türkiye’de, artan nüfus ve yaşamsal gereksinimler nedeniyle, doğal kaynakların en uygun kullanım şeklinin belirlenmesini gerektirmektedir. Sürdürülebilir kalkınma doğru arazi kullanım kararlarının alınmasına bağlıdır. Toprak yapısının sahip olduğu üretim yeteneği o arazinin biyokütle performansını belirler. Bu araştırmada tarım, orman, çayır ve mera olmak üzere bu üç kullanım türüne göre Anamur İlçesi topraklarının en uygun arazi kullanım biçiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli Optimal Peyzaj Uygunluk Analizi Yöntemi (LANDEP) uygulanmıştır. Bu kapsamda 27 literatür incelenerek mutlak değerlendirme parametreleri tespit edilmiştir. Bunlar topoğrafya (yükselti, eğim), toprak yapısı özellikleri (büyük toprak grupları, arazi kullanım kabiliyet sınıfları), toprak kısıtlayıcı faktörler (erozyon, tuzluluk, drenaj, taşlılık, ıslaklık, toprak derinliği), iklimsel özellikler (bakı, sıcaklık, yağış), jeomorfolojik yapı, şimdiki arazi kullanım durumudur. Araştırma alanı özelinde bu kriterlerin alt kriterleri, ölçüt ve ağırlıkları belirlenerek alan kullanım türüne göre uygunlukları değerlendirilmiştir. Uygun, uygun olmayan alanlar olarak araziler sınıflandırılmış ve derecelendirilerek “Tarım, Orman ve Çayır- Mera Peyzaj Uygunluk Haritaları” üretilmiştir. Araştırma alanın uygun alanlar toplamı (1., 2. ve 3. derece) kullanım türüne göre değerlendirildiğinde; %46’sı tarıma uygun, %96’sı ormana uygun, %5’i çayır ve mera potansiyeline uygundur. Uygunluk karşılaştırması ile alanın üretim yeteneği bakımından öncelikli kullanım şekilleri belirlenmiş ve “Karma Uygunluk Haritası” oluşturularak öneriler getirilmiştir..
Due to the increasing population and life-needs both in the world and in Turkey, most appropriate use of natural resources should be determined. Sustainable development depends on taking the right land use decisions. Productivity of soil structure determines biomass performance of that field. This study aims to determine optimal ways of using Anamur land according to three kinds of land use: agricultural, forest, meadows-ranges. Geographic Information Systems (GIS) assisted Landscape Optimal Suitability Analysis Method (LANDEP) was used in the study. In this scope, absolute evaluation parameters were determined through the review of 27 studies from the literature. These parameters are topography (altitude, slope), soil characteristics (large soil groups, land usability groups), soil restriction factors (erosion, salinity, drainage, stoniness, wetness, soil depth), climactic features (exposure, temperature, precipitation), geomorphological structure, current land use status. Sub-criteria, standards and significance of these criteria were determined in line with the current research and their suitability were evaluated according to type of land use. Lands were classified as suitable and unsuitable lands and “Agricultural, Forest and Meadow-Range Landscape Suitability Maps” were generated through grading. When the research area was evaluated in terms of suitability (1st, 2nd and 3rd grade), 46% are suitable for agriculture, 96% are suitable for forest and 5% are suitable for meadow and range. Primary land use type in terms of production capacity were determined with suitability comparison and suggestions were offered by creating “Combined Suitability Map”.



© 2020 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale