YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 9 (2)
Volume: 9  Issue: 2 - 2014
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE (THESIS)
1.A Generative Computer Model for the Preliminary Design of Mass Housing
Ahmet Emre Dinçer, Gülen Çağdaş, Hakan Tong
doi: 10.5505/MEGARON.2014.42104  Pages 71 - 84
Bilgi teknolojilerinin sürekli olarak yenilendiği ve geliştiği, Enformasyon Çağı olarak adlandırdığımız günümüzde, mühendislik alanlarında olduğu gibi, mimarlık alanında da “Hesaplamalı Tasarım” ya da “Sayısal Tasarım” adı altında yeni bir yaklaşımın ortaya çıktığı ve tasarım sürecinin tüm aşamalarında etkisini belirgin bir biçimde hissettirdiği görülmektedir.
Bu yeni yaklaşım, tasarımın mühendislik problemlerine yakın analitik problemlerinin (maliyet tahmini, sirkülasyon sisteminin ve çevresel etkenlerin değerlendirilmesi gibi) çözüm süreçlerinde, geleneksel yöntemlerle tasarlanan binaların değerlendirme, temsil ve sunum aşamalarında kullanılmaya başlanmıştır. Yazılım ve donanım teknolojisinin gelişimiyle birlikte, ön tasarım aşamaları için geliştirilen sayısal araçlarla, mimari ürünlerin tasarımı ve üretim uygulamalarına yönelik çalışmalar olarak gelişmiştir.
Bu çalışmada, hesaplamalı tasarım yaklaşımına dayalı üretken tasarım sistemlerinden biri olan Hücresel Özdevinim ile toplu konutların ön tasarım aşamasında kullanılabilecek bir bilgisayar modeli sunulmaktadır. 3Ds Max yazılımının betikleriyle (script) geliştirilen bu hesaplamalı model; toplu konutların vaziyet planı tasarımına, kullanıcı tercihine göre yapılan kat planı düzenlemelerine ve cephe tasarımına uygulanmıştır. Geliştirilen bilgisayar modelinin kullanımıyla, farklı konut tiplerine ait çok sayıda alternatif hızla üretilebilmiştir. Model için geliştirilen bilgisayar arayüzü ile kullanıcıların konuta ait boyutsal ve işlevsel tercihlerini modele aktarmaları sağlanarak, etkileşimli bir tasarım aracı geliştirilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar, yenilikçi mimarlık yaklaşımları açısından tartışılmıştır.
Today, we live in what we call the “Information Age”, an age in which information technologies are constantly being renewed and developed. Out of this has emerged a new approach called “Computational Design” or “Digital Design”. In addition to significantly influencing all fields of engineering, this approach has come to play a similar role in all stages of the design process in the architectural field. In providing solutions for analytical problems in design such as cost estimate, circulation systems evaluation and environmental effects, which are similar to engineering problems, this approach is being used in the evaluation, representation and presentation of traditionally designed buildings. With developments in software and hardware technology, it has evolved as the studies based on design of architectural products and production implementations with digital tools used for preliminary design stages. This paper presents a digital model which may be used in the preliminary stage of mass housing design with Cellular Automata, one of generative design systems based on computational design approaches. This computational model, developed by scripts of 3Ds Max software, has been implemented on a site plan design of mass housing, floor plan organizations made by user preferences and facade designs. By using the developed computer model, many alternative housing types could be rapidly produced. The interactive design tool of this computational model allows the user to transfer dimensional and functional housing preferences by means of the interface prepared for model. The results of the study are discussed in the light of innovative architectural approaches.

ARTICLE
2.The Effectiveness of Cultural Property and Conservation Learning in Elementary Education and Evaluation of the Contribution of Non-Governmental Organizations
Meltem Uçar
doi: 10.5505/MEGARON.2014.02996  Pages 85 - 102
Kültür varlığı tanımı somut ve somut olmayan değerlerin tüm anlamlarıyla günlük hayatta kullanılan yapı ve alanları içermekte ve bunların koruma kapsamına alınmasını gerektirmektedir. Bu yapısı ile koruma, kullanıcıların günlük yaşamını ilgilendirir hale gelmekte ve topluma sorumluluk yüklemektedir. Bu nedenle kişilerin tarihi yapı ve alanların sahip oldukları değerler ve önemi hakkında bilgi sahibi olması ve korumanın gerekliliği ile bu gereklilik içinde kendi sorumluluklarının bilincine varması, kültür varlıklarının korunması konusunda temel etkenler arasındadır. Kişilerin tarihi yapı ve alanların korunması konusunda bilinç sahibi olmaları için, çocukluk dönemlerinden itibaren bu konuda farkındalıklarının oluşturulması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’de kültür varlıkları ile ilişkili konular ilköğretim müfredatında yer almaktadır. Ayrıca, sivil toplum örgütleri de çocuklara yönelik koruma farkındalık çalışmaları yürütmektedir. Bu çalışmanın amacı, ilköğretim düzeyinde mevcut müfredatta Sosyal Bilgiler dersinde yer alan koruma ile ilgili kazanımları incelemek ve sivil toplum örgütlerince yürütülen koruma farkındalık çalışmalarının örgün eğitime olası katkılarını değerlendirmektir. Bu çerçevede korumada kullanıcıların yerini içeren birinci bölümün ardından, ikinci bölümde ilköğretim 4. ve 5. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde kültür varlığı ve koruma ile ilişkili tanımlanmış olan kazanımlar verilmekte ve üçüncü bölümde örnek anket çalışması üzerinden kazanımların gerçekleşme durumu değerlendirilmektedir. Dördüncü bölümde farkındalık oluşturmada yurtdışında ve ülkemizde sivil toplum örgütleri tarafından yürütülmekte olan çalışmalar sunulmaktadır. Son bölümde ise ülkemizde ilköğretim düzeyindeki çocuklara yönelik kültür varlıkları ve koruma eğitiminin geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmaktadır.
Cultural heritage definition, with its tangible and intangible meanings, introduces places that are a part of daily life in the concern of conservation efforts. With this context, conservation has become the concern of daily life and saddling users with more responsibility. With this respect, people need to be aware of the values and importance of cultural heritage and their individual role in its conservation. To develop public awareness for conservation of cultural heritage, it is necessary to start awareness studies in childhood education. In recognition of the importance of raising the awareness of children, cultural heritage concepts have been included in Turkish primary school education programs. Additionally, a number of awareness studies have been carried out by non-governmental organizations up to date. This paper aims to evaluate the cultural heritage concept in social science programs in elementary education and discuss the potential contributions of awareness studies carried out by non-governmental organizations to education system. In the first part of the paper, the place of individuals in conservation studies is emphasized, followed in the second part by cultural heritage learning areas in social science programs in elementary education and in the third part by the results of the survey held to evaluate students' learning degrees. The forth part evaluates awareness-raising studies carried out in international and national level by non-governmental organizations. The last part proposes a number of criteria to be considered when attempting to raise cultural heritage education among children.

3.A Contingency in Architecture: Is 'house' consumed in postmodern daily life?
Lerzan Aras
doi: 10.5505/MEGARON.2014.63835  Pages 103 - 112
Konut, mimarlık ve iç mimarlık için her zaman özel bir konu olmuştur. Bireylerin yaşamlarında öncelikli bir rolü olduğunu düşünürsek, bu ilginin sebebini de anlayabiliriz. Özellikle 20. yüzyıla giriş ve modernizmin kendini toplumsal hayatta hissettirmesi ile birlikte konut’a ve iç mekanlarına bakış açısı da çeşitlenmiştir. Konutun, avangart, gelenekselden kopuk, esnek ve şık mekanlarının sıklıkla göründüğü modern zamanlardan, renkli, ucuz, göstergesel değerleri anlaşılmaz hale getirilmiş postmodern döneme uzanan, hareketli, çeşitli ve tartışmaya açık bir öyküsü gözlenmektedir.
Elbette, bu dönüşümler kolay değildir; sosyal yapının değişimi, teknolojik yenilikler, bireylerin istek ve ihtiyaçlarında ve sosyal statülerde görünür kılınmak istenen farklılaşmalar bu sürecin vazgeçilmez parçalarını oluşturmaktadır.
100 yılı geride bırakıp, 21. yüzyılın ilk çeyreğini deneyimlerken, konut bireyin yaşamında aynı önemi korur gibi gözükse de, temsil ettiklerinde farklılaşmalar dikkati çekmektedir. Günümüzde tüketim nesnesi olarak konut, kullanıcıları tarafından gündelik yaşam dinamikleri, zevkler ve ait olunan sosyal grubun temsilini gösteren bir kimlik ifadesi olmanın ötesinde yerini almaktadır.
Bu çalışmanın amacı, gündelik yaşamda konutu bir tüketim nesnesi olarak tanımlayan bireyin 20. yüzyılın başından bu yana oluşturduğu mekan tanımlayıcı ve kimlik oluşturucu öğelerle, “ev”i kendi yaşamının parçası haline dönüştürmesini irdelemek ve bunun olası varoluşçu sonuçlarını ortaya koymaktır.
Housing is always a special topic for architecture and interior architecture. This special interest is understandable, as it has a prior role in individuals lives. Especially the beginning of the 20th century, and the impact of modernism on social life, created a diversification in the viewpoint to housing an their interiors. Housing had an active, varied, and open to dispute story started from the avangard, traditionally alienated, flexible, and chic spaces of modernism to the colourful, cheap, and inarticulated signs of postmodernism.
Of course, these changes were not easy to achieve. The change of social organism, innovations in technology, differentiations in individuals needs and demands, and their social status created the most essential components of this process.
While putting 100 years behind us, and experiencing the first quarter, it seems that housing remains important as it was before in individuals lives, but some differentiations in the representation are attracting attention.
Today, as a consumption object, house stands beyond of the statement of daily dynamics, taste and the expression of the identity the consumer defines as the representation of the social groups he belongs to.
The aim of this study is to analyse the conversion of the house since the beginning of the 20th century in respect of the space identifying and identity creating factors of the individual, who sees house as an consumption object in daily life, and transformes “home” as part of his life; and to reveal the possible existential results.

4.Experiencing the Sanctity of Life in Josef Plecnik’s Architecture
Kezban Ayça Alangoya
doi: 10.5505/MEGARON.2014.43153  Pages 113 - 131
Dünyamızın coğrafyasının aslında ülke sınırlarıyla bölünmemiş bütünlüğü ve sürekliliği gibi sanatçılar ve fikir sanatçıları olan düşünürler olmak üzere tüm insanlar din, dil, ırk ve milli sınırlarla ayrışmamış bir dünya topluluğu olarak görülebilir. Sahip oldukları düşünce ve duygularla bireyler, barındıkları farklı kültür ve geleneklerle de topluluklar ya da milletler dünya hayatının zenginlikleridir ve dünya tarihinin vazgeçilemez öğelerindendir. Yeryüzünde ya da zamanın sürekliliğinde güncel olan yerden ve andan uzaklarda kalmış da olsalar, eserleri ve fikirleriyle evrensel değerlere temas etmiş sanatçı ve düşünürler tüm insanlığa hizmet etmeyi sürdürürler.
Slovenya doğumlu Josef Plečnik (1871-1952) insanın ve yaşamın özüne mimarlık üzerinden temas etmiş böyle mekan sanatçılarındandır. Antik mimari, Rönesans ve Gottfried Semper’in Stil kuramından ilham almış Plečnik’in şiirsel mimarisi, gerek kullandığı malzemeler gerekse yaşama ait programları yorumlaması bakımından zamana ve yere ait sınırları aşar ve güncel mimari dile kendini zenginleştirme olanakları sunar. Plečnik mimarisinin güncelleşmesi yolunda bir başlangıç olmak üzere ele alınmış bu makalede kendisinin bazı dinsel ve dünyevi mekânları yaşamın kutsallığını görünür kılmaları bağlamında incelenmiştir.
In the continuity of time and space, those artists who touch the human essence with their works and/or ideas, continue to serve and influence all human life and enrich the actual art scene, even when the time of their own actuality has already passed. Among these artists, there are some who, although valuable, have not been granted sufficient recognition or are almost forgotten in our current time. The Slovenian artist Josef Plečnik (1871-1952), who touched on the essence of the human being and the sanctity of life through his architecture, is one of these. The poetry of Plecnik’s interpretations of humankind’s varied social activities reflects itself also through his choice and usage of materials. As a result, Plečnik’s architecture passes beyond the borders of time and space and helps enrich today’s architecture, art and social life. This article, which analyzes Plečnik’s sacred and profane buildings in comparison with ancient and Renaissance architecture, and Gottfried Semper’s ‘Style Theory’, also aims to be a starting point for the re-actualization of Plečnik’s body of work, through which the observer and the user touch the sacred dimension of universal life.

5.A General Evaluation on Double Skin Facades
Tuğba İnan, Tahsin Basaran
doi: 10.5505/MEGARON.2014.91885  Pages 132 - 142
Bu çalışmada, literatürde çift cidarlı cephe sistemleri ile ilgili son on yılda yapılmış olan çalışmalar incelenmiş ve bu sistemlerin vurgulanan olumlu ve olumsuz yönleri tablo ve grafikler yardımıyla irdelenmiştir. Ayrıca çift cidarlı cephe türleri arasında karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, çift cidarlı cephe sistemleri ile ilgili avantajların en başında %95 oranla bu sistemlerin doğal havalandırmaya imkan sağlaması gelmektedir. Diğer vurgulanan avantajlar ise yüzdelere göre sırasıyla; şeffaflık oranının yüksek olması sayesinde kullanıcı ile çevre arasındaki etkileşimi arttırması, ısı ve ses yalıtımını desteklemesi, ısı iletimi ve güneş ısı kazanç katsayısını düşürmesi, ısıl konforu arttırması ve iki cephe arasındaki boşluğa güneş kırıcı elemanların yerleşimine olanak sağlaması ile bu elemanları dış ortamın olumsuz koşullarından korumasıdır. Öte yandan hemfikir olunan dezavantajların başında % 72 oranla iki cephe arasında kalan hava boşluğundaki aşırı ısınma problemi gelmektedir. Diğer vurgulanan önemli dezavantajların ise binaya giren gün ışığı miktarının azalması ile ilgili problemler, yüksek yatırım maliyetleri, ek bakım onarım maliyetleri, yangın ve akustiğe ilişkin problemler olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde bu sistemlerin uygulanabilirliği ve enerji performansına olumlu katkı sağlayabilmesi için aşırı ısınma problemini göz önünde bulunduran mimari tasarım kararlarının alınması gerekmektedir.
This study examines the literature of double-skin facade systems over the last decade, and, with the help of tables and graphics, investigates their advantages and disadvantages. Moreover, a detailed comparison is made between double skin façade systems. The results of the study show that the greatest advantage (95%) of double skin facade systems is their provision of natural ventilation. Other advantages are highlighted according to their percentage as follows: An increase in interaction between user and environment because of the high proportion of transparency, support of heat and sound insulation, reduction in heat transmission and solar heat gain coefficient, an increase in thermal comfort, allowance of solar control elements between the two facade spaces, and protection of these elements from external environment conditions. The most commonly accepted disadvantage (72%) is overheating in the air space of the two facades. Other disadvantages are highlighted according to their percentage as follows: Problems related to a decrease in the amount of daylight entering the building, high investment costs, additional maintenance and repair costs, fire, and acoustic problems. In our country, architectural design decisions related to overheating must be taken so as to provide a positive contribution to energy performance and the applicability of these systems.

ARTICLE (THESIS)
6.A Model for the Development of Architectural Psychology Formation in Architectural Education
Semra Sema Uzunoğlu, Harun Özer
doi: 10.5505/MEGARON.2014.39974  Pages 143 - 165
Bu çalışma, mimarlık eğitimine yeni başlayan öğrencileri mimarlık psikolojisine hazırlamak üzere geliştirilen ve uygulanan, Sosyal Psikoloji, Çevresel Psikoloji ve Algı Psikolojisi konularının mimarlık kavramları ile örtüştürülüp yoğurularak birlikte uygulandığı “Mimarlık Psikolojisi” programının amaç, yöntem ve sonuçlarını irdelemektedir. Mimarlık eğitiminin birinci yılında “Mimarlığa Giriş” dersi ile koordineli ve eşgüdümlü uygulanacak bir bilimsel disiplin olan “Mimari Psikoloji”, öğrenen merkezli bir eğitim sistemi çerçevesinde, öğrencilerin psikolojiyi tanımları ile anlayarak, mimarlık eğitimine entegre etme becerisini kazanmalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Önerilen metod, alan çalışması olarak, biri toplamda yüzkırk kişilik (İç mimarlık öğrencileri), diğeri, seksen kişilik (Mimarlık öğrencileri) gruplara ayrılarak uygulanmıştır. Bu çalışmada mimarlık öğrencilerine uygulanan program ele alınarak açıklanmıştır. Programlanan bu süreç on dört haftaya yayılmış, dokuz aktivite ve sürecin sonunda, öğrencilerin hazırladığı bir fikir projesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu aktivitelerden elde edilen sonuçlara göre “Mimari Psikoloji” dersinin mimarlık müfredatına zenginlik katarak, eksikliği duyulan mimari algılamalardaki mimarlık -psikoloji ilişkisi ve bunların tasarıma yansıtılması konularını tamamlayıcı nitelikte bir içerikle, geliştirilerek ele alınması ve uygulama programları olarak kapsamlarıyla eğitim programlarına dahil edilmesi uygun görülmektedir.
This article examines the purpose, method, and outcomes of an “Architectural Psychology” program, developed to introduce new architecture students to the subject. A combination of the architectural concepts of Social Psychology, Environmental Psychology and Psychology of Perception were used in the program. Psychology of Architecture will be taught simultaneously with the Introduction to Architecture program in a student-based educational system to help students understand psychology with its definitions, and implement it throughout their architecture education. This method was implemented in one class of 140 students of interior design, and another of 80 students of architecture. In this article, the latter is explained. The duration of the program was fourteen weeks and, in total, nine activities and a final study were assigned. The outcomes of the assigned activities indicated that the “Architectural Psychology” program enhanced the architecture curriculum by adding the elements lacking in the “architecture – psychology relationship” and its usage in architectural design. Therefore, it is concluded that the addition of the program to the curriculum was apt and beneficial.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale