YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 7 (2)
Volume: 7  Issue: 2 - 2012
Hide Abstracts | << Back
1.Monumental Masonry Buildings Pre-Assessment Method Based on Risk Assessment
Meltem VATAN, Gözün ARUN
Pages 79 - 93
Taş, tuğla, kerpiç ve harç ile inşa edilmiş anıtsal tarihi yığma yapılar; yapım dönemi, geometrik tipoloji, yapım biçimi, yapım tekniği, yapı elemanlarının boyutları ve malzemeleri bakımından çok çeşitli ve karmaşıktır. Son elli yıl içinde yapılan ve yeni yapılacak olan betonarme, çelik ve yığma yapıların güvenlik değerlendirmesi yönetmelik ve şartnamelerle yapılmaktadır, ancak tarihi yapıların değerlendirilmesine ilişkin yöntemler yaygın değildir. Bu çalışma, anıtsal yığma binaların görsel verilerle risk düzeyinin belirlenmesinde puanlama sistemine dayanan bir yöntem sunmaktadır. Çalışmada, geliştirilen “Yapı Tespit Formu” ile alanda yapıya ilişkin görsel veriler elde edilmiş, ardından bu veriler web tabanlı veri tabanına işlenerek sonuç risk puanı otomatik olarak hesaplanmıştır.
Depending on the construction period, geometrical typology, construction and organization of the structure, element size and construction material of historic monumental structures; constructed with bricks, stones, adobe and mortar, are diverse and very complicated. Structural safety is guaranteed by the codes, guidelines, and specifications for recently constructed concrete and steel buildings, but there is no specific criterion for evaluating the historic monumental buildings. This study presents a scoring system method for classifying the risk level of the historic monumental structures based on visual information. This method is based on the acquisition of visual data of the building by using the developed building inspection form, storage of the acquired data on the web database and evaluation of the risk score of the inspected building automatically by the computer database system.

2.A Study on The Problems of The Implementation of Project Type Primary Structures
Çiğdem KÖSE, Ömür BARKUL
Pages 94 - 102
Günümüzde kalkınmanın en önemli aracı olarak kabul edilen eğitimin en önemli işlevi, kişilere yeteneklerine göre gelişme olanağı sağlayarak toplumun yaratıcı gücü ile verimini arttırmaktır (Özbulut, 1999). 18 Ağustos 1997 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4306 sayılı yasa ile Türkiye’de 5 yıl olan zorunlu eğitim 8 yıla çıkartılarak bu alanda önemli bir reform gerçekleştirmiştir. Yeni sisteme geçişle birlikte hızlı nüfus artışı ve artan kentleşme oranı nedeni ile büyük boyutlara ulaşan okul yapısı açığı, olanaklar ölçüsünde yoğun bir okullaşma çabası ile kapatılmaya çalışılmıştır. Bu süreçte; inşa edilecek her okul yapısı için ayrı proje üretmenin zorluğu yanında, zaman darlığı, eleman yetersizliği ve finansmandan kaynaklanan sorunlar nedeni ile, ülkemizde uzun yıllardır tartışılan tip proje uygulamaları bu kez daha yoğun bir biçimde gündeme gelmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişimleri ile bazı üniversitelerin mimarlık fakülteleri ve bazı müşavir firmalar yardımı ile elde edilen okul projelerinin farklı çevre koşullarında uygulanması, yapım aşamasında birçok sorun yaratmıştır. Bununla birlikte; Türk İhale Kanunu, yerel yönetimlerin bu konudaki tutumları da yapılmış ve yapılmakta olan uygulamalarda zaman ve para açısından önemli kayıplara neden olmaktadır. Bu çalışmada; yeni eğitim sistemine göre tasarlanmış ya da yeniden düzenlenmiş İstanbul İl sınırları içindeki ilköğretim okulu tip projeleri incelenerek, uygulama aşamasında ortaya çıkan sorunlar ile ilgili bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.
Considered one of the most important tools of development, education increases the efficiency of society by providing opportunities for people according to their skills. (Özbulut, 1999). Through the implementation of Law No. 4306, which was passed on August 18, 1997 in the Official Gazette, an important reform was carried out by increasing the duration of the compulsory education in Turkey from 5 to 8 years. The transition to the new system emphasized the lack of school buildings, which has become problematic due to rapid population growth and the increasing urbanization rate. An intense effort was put into meeting the needs of this system, and, due to the difficulty of producing different projects for each school, time constraints, staff shortage and funding problems, the production of typical project applications which had been discussed for years came more intensely to the fore. The implementation of school building projects through the initiatives of the Ministry of Education and the help of the architecture faculties of various universities, as well as some consulting firms, and their application on different environmental conditions created many problems during construction. Turkish Procurement Law and the attitudes of local governments in this regard are causing significant losses in terms of time and money on applications. In this research study, the typical elementary school projects that have been revised or designed according to the new education system within the Istanbul City boundaries will be studied and an evaluation regarding the emerging issues related to the implementation phase will be explored.

3.A Model Proposal on the Transformation of Knowledge in The Early Design Phase: A Trial in Architectural Design Studio 3 at Yıldız Technical University
Çiğdem CANBAY TÜRKYILMAZ, Çiğdem POLATOĞLU
Pages 103 - 115
Bu çalışma, mimari tasarım stüdyosunda öğrencilerin deneyimlediği erken tasarım evresine odaklanmaktadır. Erken tasarım evresi, tasarım kavramının ana kararlarını oluşturacak soyutlama/dönüşüm (kavramlaştırma/ dönüşüm) sürecinin en önemli halkasıdır. Erken tasarım evresinde tasarımcı, kişisel ve mesleki bilgi ve deneyimlerine dayanarak çeşitli kavramlar üretmeye başlar. Bu çalışmanın amacı, erken tasarım evresinde mimarlık öğrencilerinin sahip oldukları bilgiyi ilk tasarım kararlarını oluşturmak üzere nasıl dönüştürdüklerinin irdelemesini yapmaktır. Bu irdelemeyi gerçekleştirmek için, erken tasarım evresinde geliştirilen mimari temsillerin analizi üzerinden bilginin dönüşümünü irdeleyen bir model geliştirilmiştir. Model, (A) Bilgi Edinme, (B) Sentez, (C) Analiz, (D) İlk Tasarım ve Değerlendirilmesi aşamalarından oluşmakta olup, A, B, C aşamaları birbirleriyle 1. derece geridöngüsel bildirimli bir ilişkiye sahiptir. C ve D aşamaları ise, 2. derece geridöngüsel bildirimli bir şekilde birbirine veri sağlamaktadır. Erken tasarım evresi modelinin işleyişi şu şekilde açıklanabilir: 1. (A) aşamasında kullanılan tanımlayıcı bilgi grupları (teknik b., mesleki kuramsal b., çevresel b., toplumsal b.) nın NEler olduğu ve işlemci bilginin NASIL kullanıldığı, 2. (B) aşamasında (A) aşamasında kullanıldığı tespit edilen bilgilerin ilişkilendirilmesi gerçekleştirilir. Bu ilişkilendirmenin, mekansal, işlevsel, sembolik, biçimsel, tipolojik, teknolojik, sosyal olarak gerçekleşip gerçekleşmediği, 3. (C) aşamasında (B) aşamasında gerçekleştiği belirlenen ilişkileri açıklayan ilk tasarım şemaları/çözümleri üretilir. Bu şemaların, analojik, pragmatik, kanonik, ikonik, bütüncül olarak üretilip üretilmediği, 4. (D) aşamasında ise, (C) aşamasında ortaya konan şemaların/ çözümlerin değerlendirilmesi yapılır. Bu şemaların/çözümlerin biçimsel, işlevsel, estetik, çevresel, mekansal, teknik değerlendirme ölçütlerine cevap verip vermediği irdelenmektedir. Geliştirilen modelin uygulaması, alan çalışması ile gerçekleştirilmiştir. Bu alan çalışmasına YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Mimari Tasarım 3 stüdyosundan 12 öğrenci katılmıştır. Alan çalışmasından elde edilen bulgular, erken tasarım evresi modelinde ortaya konan geridöngüsel bildirimli ilişkinin elde edilen bilgiler yeterli oranda dönüştürüldüğü zaman gerçekleştiğini göstermiştir. Dönüşüm ancak ilk tasarım ürününde kullanılabilecek yeni bir bilgiyi ortaya koyduğu takdirde belirleyici olmaktadır.
This study focuses on the early design phase experienced by students in the architectural design studio. The early design phase wherein the first design concepts are created is the most important part of the transformation process which forms the major decisions of design concepts. In the early design phase, the designer begins to produce various concepts based on his/her personal and professional knowledge and experiences. The purpose of this study is to examine how students of architecture transform their knowledge to form their first design decisions in the early design phase. For this purpose, a model that examines the transformation of knowledge by means of analyzing architectural representations produced in the early design phase has been developed. It is composed of stages of (A) Knowledge Acquisition, (B) Synthesis, (C) Analysis, (D) First Design and Evaluation and Stages A, B, C are in relation with cyclical feedback on the first degree. Stages C and D provide data with cyclical feedback on the second degree. The process of the model of early design phase can be explained as follows: 1. WHAT the declarative knowledge groups used in stage (A) are (technical knowledge, theoretical knowledge, environmental knowledge, social knowledge) and HOW procedural knowledge is used. 2. In stage (B), the knowledge to be used in stage (A) is related, whether this relationship is carried out spatially, functionally, symbolically, typologically, technologically, socially or not. 3. In stage (C), the first design solutions demonstrating the relationships detected from stage (B) are produced,whether these solutions are produced analogically, pragmatically, canonically, iconically, integratedly or not. 4. In stage (D), solutions presented in stage (C) are evaluated. Whether these solutions meet the criteria of formal, functional, environmental, spatial and technical evaluation or not is analyzed. The implementation of the proposed model has been fulfilled by a case study. 12 students from Architectural Design Studio 3 at the Department of Architecture at Yildiz Technical University participated in the case study. First findings of the case study have shown that the relation to cyclical feedback presented in the early design phase model is only realized when the acquired knowledge is transformed as much as necessary. Transformation is a determinant only if it creates new knowledge that can be used in the first design product.

4.The Importance of Green Spaces in Minimizing Urban Heat in The İstanbul Metropolitan Area
Çağdaş KUŞÇU ŞİMŞEK, Betül ŞENGEZER
Pages 116 - 128
Artan şehirleşme, sanayileşme ve tüketim alışkanlıkları ile çevre ve atmosfer kirlenmesine bağlı olarak küresel ölçekte havanın ısınma eğilimi her geçen gün artmakta ve ortaya çıkan çevre problemleri, afetler, su, kara ve havadaki yaşamı tehdit eder hale gelmektedir. Küresel düzlemdeki iklim değişikliklerinin yanı sıra, kentlerin mikro iklimsel yapısında da değişimler meydana gelmekte, kentlerde bölgesel ısınmalar oluşmaktadır. Bu ikili etki ve kısır döngü insan sağlığını ve canlıların yaşamını giderek olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bağlamda, kent iklimi konusundaki araştırmalar günümüzde giderek ağırlık kazanmaktadır. Bulgular; yapılaşmanın artmasıyla birlikte kent sıcaklıklarının arttığı, buna karşın kentlerin havalandırma ve bitkilendirme olanaklarının artmasıyla da kentsel iklim konforunun iyileştiği yönündedir. Sağlıksız ve çarpık yapılaşması ile İstanbul metropoliten alanı, küresel tetikleyiciler ve beklenen depreme hazırlı olma sorununu çözme adına bir yenilenme akımı içerisindedir. Bu kapsamda, yapılaşmanın devasa boyutlarda ilerlemesi, yeşil alanların hızla yok olmaya devam etmesi ise iklimsel tehditleri tetikleme potansiyeli taşımaktadır. Bu makalede, geleceğe ilişkin sağlıklı gelişme ve yapılaşma stratejilerine ışık tutmak amacı ile İstanbul metropolünde yeşil alan/bitki örtüsünün sıcaklık üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yüzey ısı adaları (surface heat island - SHI) ve normalize edilmiş bitki indeksi farkı (NDVI) değerleri uzaktan algılama yöntemi ile saptanmış, sıcaklık bağımlı değişken, bitki örtüsü bağımsız değişken olmak üzere regresyon analizi yapılmış, karar ağacı modeli oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre R=0.452; R2= %20 olup, analiz % 95 anlamlılık düzeyinde (sig. 0,00) anlamlıdır. İstanbul yerleşim alanı için yapılan analizde bitki örtüsünün en azolduğu küme ile en yoğun olduğu kümenin beklenen sıcaklık değeri arasındaki fark 4.24 olarak hesaplanmıştır.
Increasing environmental and atmospheric pollution due to urbanization, industrialization and global warming is increasing with every passing day. Life in water, air and on land is threatened by environmental problems and disasters caused by this pollution. In addition to global climate change, changes also occur in urban microclimate and regional heat islands are occurring in urban areas. This dual effect and resulting vicious circle increasingly affect human health and natural life negatively. In this context, urban climate studies have come into question in recent years. Results have showed that increasing numbers of built-up areas are linked toincreases in urban temperature and conversely larger areas of vegetation improve the city’s ventilation and climatic comfort. The İstanbul Metropolitan Area is in a period of regeneration as it attempts to prepare for the expected earthquake and as a result of global dynamics. The resulting massive building campaigns and rapid destruction of green areas have a potential to trigger climatic threats. The effects of vegetation on the urban surface temperature in the İstanbul Metropolitan Area have contributed to the improved health construction strategies. Surface Heat Islands (SHI) and Normalized Difference Vegetation Index (NDVI) values were determined from remote sensing techniques. The dependent variable is temperature and independent variable is NDVI values and the regression analysis was carried out. Then the heat model for NDVI was established with decision tree. The results of regression analysis were R=0.452; R2= 20%; sig.=0.00 and so the analysis was significant in 95%. As a result of the analysis of the residential area of İstanbul, the difference between the expected temperature of the minimum and maximum vegetation clusters was calculated as 4.24.

5.A Study on the Documentation and Analysis of the Urban Acoustical Environment in Terms of Soundscape
Aslı ÖZÇEVİK, Zerhan YÜKSEL CAN
Pages 129 - 142
İşitsel peyzaj, çoklu ses kaynakları ve çevresel parametreler arasındaki ilişkiye bağlı olarak oluşan işitsel ortamın -olumlu ya da olumsuz yargılardan bağımsız olarak- saptanması şeklinde tanımlanmakta ve son yıllarda kentsel akustik çevre üzerine yapılan çok sayıda çalışmaya konu olmaktadır. İşitsel peyzaj yaklaşımı, ses kaynağı, etki ortamı ve insan arasındaki çoklu etkileşime dayanarak ses ortamını çok boyutlu biçimde ele almaktadır. Bu yaklaşımda, sadece nicel belirlemeler sağlayan geleneksel akustik ölçmelere ilave olarak, nitel veri oluşturmak amacıyla ses kayıtları ile sağlanan bir belgeleme yöntemi kullanılmaktadır. İşitsel peyzaj çalışmaları için oldukça önemli olan bu belgelemede önemli olan işitsel algılama; yani insanın sesi nasıl duyduğudur. İşitsel peyzaj üzerine yapılan çalışmalarda; öznel ve nesnel verinin özellikleri, elde etme ve değerlendirme yöntemleri ile bunları ilişkilendirmede kullanılacak istatistiksel yöntemler gibi pek çok konuda bir uzlaşma bulunmadığı görülmektedir. Bu irdeleme üzerinden, ‘işitsel peyzaj kavramının kentsel akustik konforun değerlendirilmesinde, korunmasında ve iyileştirilmesinde kullanılabilmesi için bir yaklaşım önerisi geliştirmek’ amacıyla kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Tamamlanan bu çalışmada izlenen, işitsel peyzaj yaklaşımı üzerinden ses ortamın ses kayıtları ile belgelenmesi ve analiz edilmesi süreci, bu makalede sunulmaktadır. Buna göre, gerçek ses ortamı yansıtan ses kayıtlarının nasıl elde edildiği ve bu kayıtların gerçek ses ortamı yansıtma durumunun nitel ve nicel olarak nasıl doğrulandığı alan uygulamalı bir çalışma olarak anlatılmaktadır.
Soundscape is a relatively new concept that defines the acoustical environment by the interaction of multiple sound sources and environmental parameters. Soundscape concept treats the sound environment as a multi-dimensional entity, based on the complex interaction between sound source, physical environment and human beings. A method for documenting the sound environment based on sound recordings provides qualitative data while the quantitative data is supplied by conventional acoustic measurements. Acoustical perception; in other words, how a person perceives the sound, is the subject focused on in this method. The review of the related literature shows that there is not a common agreement on t the properties of the subjective and objective data, the methods of data collection and evaluation, or the statistical methods to be used in the correlation. Therefore, a wide-frame study aiming to develop an approach based on soundscape for the evaluation, conservation and rehabilitation of acoustical comfort in urban areas, has been planned and realized. The process followed in this study, on documenting and analyzing the sound environment via sound recordings is presented in this article. Accordingly, the method of deriving the sound recordings which refer to the actual sound environment and confirming their quantitative and qualitative accuracy, are described through field work.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale