YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 14 (3)
Volume: 14  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Political Murals as Reflection of Cultural and Ideological Identity: The Case of Istanul’s Slum Neighbourhoods
Senem Doyduk
doi: 10.14744/megaron.2019.54771  Pages 319 - 330
Bu çalışma, İstanbul’daki seçilmiş gecekondu mahallelerinin göze çarpan niteliklerini, sosyo-politik (özellikle sol kanat) kimliğini yansıtan politik duvar temaları aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. İnceleme yöntem olarak fotoğrafla belgeleme ve yüz yüze görüşme; İstanbul’daki merkezi konumları nedeniyle, muhalif bir söylemi olan ve bu sözü yazı ve eylemlilikler aracılığıyla kamusal alanlarda görünür olarak sergileyen, 1980’li yıllardan sonra ikinci gecekondu dalgasında gelişmiş direngen 6 mahallede gerçekleştirildi. Araştırma, 2015-2016 yılı süresince gerçekleştirilen mimari fikir projesi sürecinde, çok sayıda ev ziyareti kapsamında ancak röportajları kayıt altına alınma imkanı bulunan 27 kişiyle yapılan ucu açık sözlü görüşmelerle yürütüldü. Çalışma, duvar resimlerini politik ifade amacıyla “mimari yüzeylerin yerel mülkiyeti” perspektifinden açıklığa kavuşturmaktadır. Bu süreçte, konu iki paralel açıdan ele alınmaktadır. İlk olarak, duvar resimlerinin kentsel rolü, duvarların içeriği ile kentsel alandaki konumları arasındaki ilişkiye bakılarak incelenir. İkinci olarak, duvar resimleri farklı medyalar aracılığıyla siyasal ifadenin tutarlılığı kavramı göz önünde bulundurularak analiz edilir. Mimarinin süreci ve ürünü olarak kentsel açık alanların pratik kullanımı metinsel ve görsel dil ile duvarlara çizilen kültürel sembollerle birlikte ele alınıp incelenecektir. Sol kanattaki siyasi direnişin çabaları ve yerel toplumun hükümetin tutumuna karşı sahip olduğu fikirler duvar resimlerinde görülebilmektedir. Bu araştırma, açık kentsel mekanların kullanımıyla yaratılan dil ve duvarlardaki dilin örtüşmesinden yola çıkarak, duvarlardaki dil ile gecekondu sakinlerinin kimliği arasındaki bağlantıyı vurgulamayı amaçlamaktadır.
This paper aims to trace the salient attributes of the selected slum neighbourhoods in Istanbul via political mural themes reflecting socio-political (i.e. particularly left wing) identitPhotographing and face-to-face interviews are used as a method held in 6 neighbourhoods due to their central location in Istanbul, which had a dissenting discourse and exhibited this prominence as visible in public spaces through writings and acts. The research was carried out during the architectural idea project carried out during 2015-2016, with open-ended interviews with 27 people who have had the opportunity to record their interviews within the scope of many home visits. Along this path, the issue is tackled on two parallel tracks. Firstly, the urban role of the murals is scrutinized by looking into the relationship between the content of the murals and their location in the urban realm. Secondly, murals are analysed in regard to the concept of consistency of political expression through different media. The practical usage and the view of urban open spaces as a process and product of architecture will be examined together with the cultural symbols drawn on the walls through textual and visual language. The rituals of the left wing political resistance and the ideas of the local communities against the government’s attitude towards the neighbourhood are materialized on the murals. This research intends to highlight the connections between the language on the walls and the identity of the residents of slums through an overlay of the language on the wall onto the language created by the use of open urban spaces.

2.Damages on Houses of Yukarıköy Houses at the Ayvacık Earthquake in February 2017
Ali Rıza Parsa, Ali Osman Kuruşcu
doi: 10.14744/megaron.2019.26213  Pages 331 - 344
Türkiye konumu itibariyle büyük bir bölümü depremin etkin olduğu bölgede bulunmaktadır. AFAD verilerine göre Türkiye topraklarının %42’si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. Kuzey Batı Anadolu ve Kuzey Ege Denizi, Avrasya ve Afrika tektonik plakalarının arasında bulunan en önemli aktif sismik ve deformasyon bölgelerinden biridir. Kandilli Rasathanesi verilerine göre, 06 Şubat 2017 tarihinde Gülpınar-Ayvacık (Çanakkale) merkez üstlü, yerel saat ile 06: 51’de Mw=5.3 aletsel büyüklükte orta şiddette bir deprem meydana gelmiştir. Depremin odak derinliği yaklaşık 6 km olup sığ odaklı bir deprem özelliğindedir. Bu Çalışma kapsamında bölgede adı geçen depremden etkilenen kırsal özellikli yığma taş yapıların durumu incelenerek, hasar neden ve sonuçları üzerine analizler geliştirilmiştir. Araştırmalar, Söz konusu tarihte ve sonraki günlerde meydana gelen büyüklü küçüklü çok sayıdaki depremlerin oluşturduğu hasarın en fazla Yukarıköy’de olduğunu göstermektedir. Bu köydeki geleneksel yığma taş yapılar aynı zamanda bölgenin karakteristik yapı biçimi, mimarlık özellikleri ve yapım tekniğini yansıtmaktadır. Çalışmanın amacı Yukarıköy’de depremden önemli derecede etkilenmiş olan yapıların hasar tespitini yaparak hasarın neden ve sonuç ilişkilerini kurmaktır. Yapılarda meydana gelen hasarın seviyesinin belirlenmesinde AFAD ve ilgili resmi kurumların ölçütleri dikkate alınmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar hasar nedenlerini ve yapılar üzerinde oluşturduğu riskin büyüklüğünü göstermektedir.
Most of the Turkey is located in the earthquake affected region in the World due the its position. According to AFAD referenses, 42% of Turkey’s land is on the first-degree earthquake zone. In that region, Northwest Anatolia and the North Aegean Sea are among the most important active seismic and deformation zones which are located between the Eurasian and African tectonic regions. According to Kandilli Observatory data, a moderate-intensity earthquake (Mw=5.3) occurred on 06 February 2017, at Gülpınar-Ayvacık (Çanakkale) center, at 06: 51 local time. The depth of focus of the earthquake is about 6 km and it is a shallow-focused earthquake. In this study, the situation of the rural traditional masonry structures which are affected by the earthquake mentioned in the region, was examined and analyzes on the causes and results of damage were developed. Researches show that, Yukarıköy is the village where mostly affected from different size earthquakes in the following days. The traditional masonry stone structures in this region also reflect the characteristic form of the zone, architectural features and construction technique. The purpose of the study is to establish the cause and effect relations of the damage by determining the damage of the structures which have been significantly affected from the earthquake in Yukarıköy. AFAD and the relevant official institutions criteria were used to determine the damage level of the buildings. The results show the cause of the damage and the magnitude of the risk that it creates on the structures.

3.The Capitalization of the 21st Century Secular Temples and Strategic Sabotage
Burçin Mızrak Bilen
doi: 10.14744/megaron.2019.21703  Pages 345 - 358
Günümüzde kültür, teknoloji, tasarım ya da insan sermayesi gibi elle tutulur faydaları muğlak olan kavramlar en çok; bir şirketin, sanat
eserinin, yazılımın ya da herhangi bir ürünün finansal değerini belirlemede etkin rol oynar hale gelmiştir. Bu durum da, bu muğlaklığın
hem sektörde hem de akademide analiz edilebilmesi ve ölçülebilmesi çalışmalarını tetiklemiştir. Kentteki fiziksel çevrenin değerine etki
eden önemli bir girdi olan “iyi tasarım”ın ne olduğu konusu ve ölçülebilme sorunsalı da, mimarlık alanında araştırma gündemini meşgul
etmeye başlamıştır. Ne kadar çok elle tutulamayan fayda tespit ve ifşa edilirse, kentlerde o kadar daha çok “iyi” tasarım olacağı hakim
görüşü, bu alanda araştırma yapanları çok kapsamlı modeller geliştirmeye yöneltmiştir. Fakat, 90’lardan itibaren başlamış bu çalışmalar,
ne yazık ki, daha yaşanılır kentlerin oluşup gelişmesine beklenildiği gibi etki edememiştir. Bu bağlamda, finans sektörünün bu faydaları
nasıl okuduğuyla ilgili daha içsel bir anlayış elde etmek için, “değerin güç teorisi” çerçevesinde, bu teorinin merkezine aldığı köksüz transnasyonel
kapitalist sınıf lehine olan diferansiyel kapitalizasyon ve stratejik sabotaj kavramlarının fiziksel mekandaki izleri aranarak konu
tartışmaya açılmış ve şehirlerdeki en büyük bütçeli projeleri finanse eden %1lik mimari patronajın mülkü olan günümüz seküler mabetlerine
ve uzamsal boyutlarına bu mercekten bakılmıştır. Çalışmanın çıktısı olarak; bu mabetlerin ve onları ilgilendiren uzamsal boyutun farklı
aktörler için ifade ettiği farklı değerler ve bu farklı değerlerin ya da faydaların nasıl kapitalize edildiği ve neden olduğu sabotaj biçimleri
detaylandırılarak açıklanmış, ayrıca literatüre provokatif bir katkı sağlamak hedeflenmiştir.
The concepts such as culture, technology, design, or human capital, the tangible benefits of which are vague, are mostly effective in setting the
financial value of a company, a work of art, a software, or any product. This situation triggered both sectoral and academic studies intended
for analyzing and measuring this vagueness. The subject of what the “good design” is, which is an important input affecting the value of the
physical environment in the cities, and the problematic of its measurability started to occupy the architectural research agenda. The prevalent
view that the more intangible benefits are detected and disclosed the more “good” designs the cities will have has prompted the people who
conduct research in this field to develop very comprehensive models. However, these studies that started in the ‘90s unfortunately failed to have
the expected impact on creation and development of more livable cities. In this context, to get a better insight of how the financial sector reads
these benefits, the subject has been opened up for discussion within the framework of the “power theory of value”, by searching for traces of the
differential capitalization and strategic sabotage concepts in the physical space, which are in favor of the rootless transnational capitalist class
that is at the center of this theory and the modern-day secular temples owned by the 1% of the architectural patronage who finance the highest
budget projects in cities and its spatial dimension have been seen through this lens. As an outcome of the study, different values these temples
and the spatial dimension concerning them carry for different actors, and how these different values or benefits are capitalized, and the types of
sabotages they cause have been explained in detail, and it has been targeted to make a provocative contribution to the literature.

4.A Prospective Approach On Emergency Service Design in Hospitals
Aslan Nayeb Khosroshahı, ERKAN Aydıntan
doi: 10.14744/megaron.2019.60487  Pages 359 - 372
Ülkemiz ölçeğinde bakıldığında acil servis birimlerinde, kullanım sürecinde yaşanabilecek problemler yeterince dikkate alınmayarak ve
personelin öncelikleri göz önünde bulundurulmayarak öngörüsüz planlamalar yapıldığı görülmektedir. Dolayısı ile bu birimler bazen
süreç içerisinde bazen de hizmete açılmadan tadil edilmektedir. Bu durumun, sağlık personelinin hizmet kalitesini azalttığı, yadsınamaz
bir gerçektir. Amerika’da yapılan iki araştırmaya göre niteliksiz acil servis tasarımlarının, acil servis personelinin hasta bakımı konusunda
büyük bir engel oluşturduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan bir başka çalışmada, doğru bir şekilde tasarlanmış olan acil servisin, daha hızlı
hasta bakımı sağlamakla birlikte, birim personelinin mimari yapının eksikliklerinden kaynaklı iş gücü kaybını azalttığı ifade edilmiştir. O
nedenle sağlık hizmetlerinin acil servis mekanlarının tasarımından nasıl etkilendiğinin, mevcut örnekler üzerinden sorgulanması önem
kazanmaktadır. Bu bağlamda, çalışma alanı olarak seçilen Trabzon “Fatih Devlet Hastanesi” ile “Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi” acil
servis birimlerinin eylem alanları ve dolaşım alanları ele alınarak mevcut durum tespit edilmiştir. Bu çerçevede eylem alanlarının büyüklüğü
ve işlevselliği, eylem alanlarının görsel denetim durumu, eylem alanlarının sıralanışının işlevsel açıdan uygunluğu, eylem alanlarına
erişim çeşitliliği ve erişimde düğüm noktalarının etkisi, koridor ölçülerinin işlevsel açıdan uygunluğu ve işleyişte yaşanan problemler,
dolaşımın nerelerde yoğunlaştığı ve nasıl kontrol edildiği konuları irdelenmiştir. “Personel ile gerçekleştirilen görüşme” ve “Space Syntax
(Mekan Dizimi)” teknikleri ile elde edilen veriler birbirleri ile karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Sonuç olarak iç mekan organizasyonunun
sağlık personelinin önceliklerini destekleyecek şekilde ele alınmamasının, hizmet kalitesini olumsuz olarak etkilediği yönündeki çalışmanın
varsayımının desteklendiği görülmüştür. Ayrıca iç mekan organizasyonundan kaynaklı yaşanabilecek problemleri tahmin etmenin
mümkün olduğu yönündeki çalışmanın bir diğer varsayımı da desteklenmiştir.
Looking at the scale of our country, the emergency service units, it is observed that the problems are not sufficiently taken into consideration and
the unforeseen planning is made without considering the priorities of the personnel. It is an undeniable fact that this process causes disadvantages
in terms of time, energy, economy, etc. and therefore decreases the work efficiency of health personnel. According to two studies conducted in
the United States, unqualified emergency department designs represent a major obstacle to patient care of emergency personnel. On the other
hand, in another study, it was stated that the correctly designed emergency department provides faster patient care and reduces the loss of labor of the personnel of the unit due to the deficiencies of the architectural structure. For this reason, it is important to question how health services are affected by the design of emergency rooms through the existing examples. In this context, the action areas and circulation areas of Trabzon “Fatih State Hospital” and “Kanuni Education and Research Hospital” emergency services units, which were selected as the study area, were examined in this context. For this purpose, data were gathered with “Interview with personnel” and “Space Syntax” techniques and the findings were compared with each other. As a result, it has been seen that the basic assumption of the study stating that handling spatial organization not according to the priorities of healthcare crew, that activity areas do not establish correct relations with each other, that the equipment placement does not sufficiently support the basic activity of the space negatively affect the service quality in both activity areas and also in circulation areas is supported.

5.Objective and Subjective Evaluation of Urban Parks in terms of Outdoor Lighting Conditions: Koşuyolu Yaşam Park Example
Esra Küçükkılıç Özcan, Fatma Rengin Ünver, Pınar Aydın
doi: 10.14744/megaron.2019.38159  Pages 373 - 384
Kentsel yeşil alanlardan biri olan parkların genel görünümü ve işleviyle bütünleşen, teknik ve estetik açıdan uygun aydınlatma tasarımları, hem park kullanıcılarının çevreyi kolayca algılayarak kendilerini güvende hissetmelerini hem de aydınlatmanın yönlendirici ve dikkat çekici etkisiyle bu kamusal mekanların daha fazla kullanılmalarını sağlamaktadır. Bu makalede, önemli kamusal alanlardan biri olan parkların günışığının olmadığı akşam saatlerinde de güvenli ve konforlu biçimde kullanılabilmesi için gereken aydınlatma koşullarının ortaya konulması ve örneklenebilmesi için bir parkın aydınlatma düzeninin nesnel ve öznel yöntemlerle incelenerek, dış aydınlatma ölçütleri bağlamında irdelenmesi hedeflenmiştir. Belirtilen hedef doğrultusunda, İstanbul’un Koşuyolu semtinde bulunan mahalle ölçeğindeki Koşuyolu Yaşam Parkı seçilmiştir. Çalışmada, önce Koşuyolu Yaşam Parkı’nın mevcut aydınlatma koşulları nesnel yöntem aracılığıyla yerinde ölçmeler ve Relux aydınlatma simülasyon programında yapılan hesaplar ile belirlenerek, standartlarda verilen değerlerle karşılaştırılmış ve anketler yapılarak öznel olarak değerlendirilmiştir. Ardından, mevcut koşulları iyileştirmeye yönelik öneriler yapılmış, mevcut ve öneri aydınlatma düzenlemeleri yıllık enerji kullanımı açısından karşılaştırılmıştır. Gerçekleştirilen nesnel belirlemeler, parkın mevcut aydınlatma düzeninin kimi ölçütler açısından olumlu olduğunu, kimi ölçütler açısından olumlu olmadığını ortaya koymuştur. Öznel belirlemelerde ise kullanıcıların olumlu olmayan aydınlatma koşullarına yönelik yeterli farkındalığa sahip olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca yapılan öneri aydınlatmalarda, uygun teknik özelliklerdeki aydınlatma aygıtlarının kullanımı ile görsel konfor koşullarının sağlanmasının yanısıra enerji kullanımının da büyük ölçüde azaltılabileceği kanıtlanmıştır.
Technically and aesthetically appropriate lighting designs that integrate with the park’s appearance and function ensure that park users can easily perceive the environment and feel safe, as well as make more use of these public spaces with the guiding and remarkable effect of the light. In this article, it is aimed to examine the lighting of a park in terms of external lighting criteria with objective and subjective methods. In this context Koşuyolu Yaşam Park in the scale of the neighbourhood located in Koşuyolu district of Istanbul has chosen. In the study, firstly the existing lighting conditions of Koşuyolu Yaşam Park were determined by using on-site measurements, calculations made in Relux lighting simulation program by means of objective methods and compared with the values given in the standards and evaluated subjectively by conducting surveys. Subsequently, recommendations were made to improve the existing lighting conditions and existing conditions-new suggestions were compared in terms of annual energy use. The objective determinations revealed that the existing lighting arrangement of the park was inadequate in terms of some criteria. In subjective determinations, it was concluded that the users do not have sufficient awareness about unfavorable lighting conditions. In addition, with the recommended lighting designs, it has been proved that the use of luminaires with appropriate technical features not only provide visual comfort conditions but also reduce the energy usage.

6.The Effect of Reverberation Time and Signal-to-Noise Ratio On Word Recognition Scores By Adults and Children in Classrooms
Konca Saher, Baki Karaböce
doi: 10.14744/megaron.2019.94809  Pages 385 - 396
Bu makale, sınıflarda yetişkinler ve çocuklar için reverberasyon süresi değerlerinin, reverberasyon süresinin frekans aralıklarındaki dağılımının ve sinyal-gürültü oranının konuşmanın anlaşılabilirliğine olan etkisini Türkçe fonetik dengeli tek heceli kelime ayırt etme testleriyle belirlemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle, her biri 25 öğeden oluşan 2 takım fonetik dengeli tek heceli Türkçe kelime tam yansımasız bir odada kaydedildi. Kayıtların işitselleştirmeleri akustik bir simülasyon yazılımında tipik bir sınıf için 0,8 saniye (500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz ortalaması), 0,4 saniye (500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz ortalaması) ve 0,4 saniye (125–4000 Hz) olmak üzere üç farklı reverberasyon süresi ve iki farklı sinyal-gürültü oranı (0 dB ve 15 dB) için geliştirildi. Üç farklı reverberasyon süresi ve iki farklı sinyal-gürültü oranına sahip altı modeldeki işitselleştirmelerden geliştirilen dinleme testleri, normal işitme yeteneğine sahip genç yetişkinlere ve çocuklara dinletildi. Sonuçlar, 0 dB ve 15 dB olarak her iki sinyal-gürültü oranı için reverberasyon süresi 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz ortalaması olarak 0,8 saniyeden 0,4 saniyeye düştüğü zaman, konuşmayı ayırt etme yüzdelerinin yetişkinlerde de çocuklarda da arttığını göstermektedir. Ancak 0 dB sinyal-gürültü durumunda reverberasyon süresi 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz ortalaması olarak 0,4 saniyeden 125 Hz – 4000 Hz oktav bantlarının her birinde 0,4 saniye civarına düştüğü zaman yetişkinlerin konuşmayı ayırt etme oranında kayde değer bir iyileşme olmazken, çocukların kelime ayırt etme oranlarının önemli derecede arttığı gözlemlenmiştir. 15 dB sinyal-gürültü oranı için ise 125 Hz – 4000 Hz oktav bantlarının her birinde 0,4 saniye elde edildiği durumun yetişkinlerde de çocuklarda da konuşma anlaşılabilirliğine önemli bir etkisi görülmemektedir.
This paper seeks to assess the effect of reverberation time, distribution of reverberation time over the frequency range and signal-to-noise ratio on speech intellibility by adults and children in classrooms by the use of phonetically balanced monosyllabic Turkish word recognition tests. Two sets of 25-items phonetically balanced monosyllabic Turkish words were recorded in a full anechoic chamber. Auralizations of the recordings were developed in an acoustic simulation software for a range of reverberation time of 0,8 seconds (average of 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz), 0,4 seconds (average of 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz) and 0,4 seconds (125–4000 Hz) and two signal-to-noise ratios of 0 dB and 15dB in a typical classroom. Listening tests developed from auralizations were presented to adults and children. The results show that when reverberation time (average of 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz) is reduced from 0.8 seconds to 0.4 seconds for both signal-to-noise ratios of 0 dB and 15 dB, the percentage of speech recognition scores increases in both adults and children. However, in case of 0 dB signal-to-noise, when the reverberation time falls from 0.4 seconds (average of 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz) to 0.4 seconds (125–4000 Hz) while there is no significant improvement in the word recognition scores by adults, there is a significant improvement in childrens’ scores. For the 15 dB signal-to-noise ratio case, reverberation time of 0,4 seconds (125 - 4000 Hz) does not have a notable impact on word recognition scores for both children and adults.

7.Interior Design Approach As Part of Passive Fire Safety Measures – Evaluation of the Re-Used Historical Bandabuliya Building Evacuation System
Betül Bilge
doi: 10.14744/megaron.2019.13008  Pages 397 - 409
Acil durum ve afet olayları ile bağlantılı tehditlerin paralelinde oluşan riskler ve bu risklerin sonucu oluşan hasarlar, insan yaşamını ve yaşadığı binalar ile iç mekanları olumsuz yönde etkilemektedir. Afet ve acil durum yönetim sistemi bütüncül bir çalışmadır. Bu süreç dahilinde, iç mimarların yönetim sistemi akışına hakim olması, hangi noktada devreye girileceğinin ve sistem döngüsü içerisinde hangi aşamada yer alınacağının bilinmesi açısından önemlidir. Yönetim faaliyetleri çalışmaları sonucu ortaya konulan riskler ve sonrasında oluşturulan gereklilikler, mekansal anlamda erken tedbir alınması ve uygulanması gerektiğini belirlemektedir. Bu noktada, önleme ve zarar azaltmaya yönelik yapısal düzenlemelerin yanı sıra, iç mekanda yapılabilecek düzenlemelerin ve planlamaların da, hem olay anında hem de sonrasında can kaybı ve güvenliği açısından ne kadar önem taşıdığı belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Güvenli tasarım açısından kurgulanan sistemin zayıflatıcı değil, kuvvetlendirici ve destekleyici yaklaşımları göstermesi gerekmektedir. Yasal zorunluluklar ve yönetmelikler doğrultusunda oluşturulan güvenli mimari, iç mekandan soyutlanamaz olan bir sistemin bütüncül parçalarıdır. Çalışmada; acil durum yönetim sisteminin bir parçası olan “pasif güvenlik önlemleri” kapsamında iç mekan tasarım yaklaşımları tanımlanmıştır. Yangın tehditine yönelik olarak ele alınan sistem kurgusu, mekan içi güvenli tahliye açısından temel yaklaşım ölçütlerini tanımlamıştır. Önerilen tasarım sistemi ilişkisi, yeniden işlevlendirilen tarihi Gazimağusa-Bandabuliya binası üzerinde değerlendirilmiştir.
The risks that emerge during an emergency and disasters as well as the damages caused by such risks adversely affect human lives, the buildings they live in and the interiors of such buildings. Emergency and disaster management system is a holistic process. Within this process, the Interior Architects’ command in the flow of management system is significant in terms of being acquainted with when to step in and at what point of the system flow to play a part. The risks that are revealed as a result of management activities and the requirements produced afterwards designate the necessity for taking and implementing measures beforehand. At this point, how important the indoor arrangements and planning are in terms of loss of lives and safety during and after an incident rises distinctively to the surface, apart from the structural arrangements intended for prevention and mitigation. The system built should demonstrate not attenuating but strengthening and supporting approaches in terms of a secure design. A safe architecture that has been established in line with legal requirements and regulations is an integral part of a system that cannot be abstracted from interior space. In the study, Interior Space Design Approaches as Part of “Passive Safety Measures” which are a part of the emergency management system have been characterised. The system setup discussed pursuant to fire threat has identified the fundamental approach criteria in terms of a secure indoor evacuation. The purposed design system relation has been assessed on the historical Famagusta–Bandabuliya Building that has been refunctioned.

8.Objective and Subjective Determination of the Surface Visibility
Şensin Yağmur, Müjgan Şerefhanoğlu Sözen
doi: 10.14744/megaron.2019.35492  Pages 410 - 416
Çevremizde yer alan yüzeyler birer ikincil ışık kaynağıdır. Kendileri ışık üretmez, üzerlerine gelen ışığı yansıtır ve/ya da geçirirler. Saydam, yarı saydam ve saydamsız olan bu yüzeyler; parlak, ipeğimsi ya da donuk (mat) ve renkli ya da renksiz olabilirler. Yüzeylerin görünürlüğü, nesnel ve öznel olmak üzere iki şekilde değerlendirilebilir. Nesnel değerlendirmede, hesap ve ölçme yoluyla bulunabilen ve görünen tek ışıkölçümsel büyüklük olan ışıklılık rol oynar. Öznel değerlendirmede ise araç insan gözü olduğu için, insan gözünün fizyolojik yapısına bağlı olarak, görünürlük ışıksal uyartının logaritması olan parıltı ile belirlenir. Diğer bir deyişle, görünürlüğün öznel değerlendirmesinde, ışıklılığın ruhduyumsal karşılığı olan parıltı etkilidir. Işıklılığın/parıltının çok olması, yüzey görünürlüğünün daha fazla olmasına, kimi zaman kamaşma yaratmasına, az olması ise yüzeylerin etkisiz görünmesine neden olur. Bu çalışmada, görünürlük kavramı ve bu kavramı etkileyen büyüklüklerle ilgili bilgi verilerek, renksiz ve renkli donuk (mat) yüzeylerin nesnel ve öznel yönden görünürlüklerinin değerlendirilmesine yer verilmiştir.
Surfaces in our environment are secondary light sources. They do not produce light, but reflect or transmit the light that comes upon them. These surfaces which are transparent, translucent and opaque can be bright, silky or dull and coloured or colourless. The visibility of the surfaces can be assessed by two ways as objective and subjective. In the objective evaluation, luminance is affective which can be found by calculation and measurement and is the only photometric magnitude that can be seen. In the subjective evaluation, visibility changes as the logarithm of the visual stimulus depending on the physiological structure of the human eye. In other words, brightness that is the sensation of luminance (visual stimulus) is affective in subjective evaluation. The more luminance/brightness quantity, the more visibility of surfaces. But, it should be noted that high luminances create glare, low luminances provide ineffective surface visibility. In this study, visibility phenomenon and magnitudes that affect this phenomenon are explained, objective and subjective visibility of dull surfaces are examined.

9.Literature Survey Regarding with the Affects of Metro Lines On House Prices
Kamil Demircan, Senay Oğuztimur
doi: 10.14744/megaron.2019.04875  Pages 417 - 431
Metro hatları, kentçi raylı sistemlerin en önemli parçasını oluşturmaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkardığı sosyoekonomik etkiler gün geçtikçe daha fazla merak konusu olmaktadır. Genel olarak metro hatlarının konut fiyatlarını artıran yönde etkiler yarattığına yönelik çalışmalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bununla birlikte konuya farklı bakış açıları ile yaklaşan çalışmalar ve sonuçlar da bulunmaktadır. Bu makale kapsamında, literatürde metro hatlarının konut fiyatlarını etkilemesi çerçevesinde yapılan çalışmalar yöntem ve bulguları açısından ele alınmış, dünyanın farklı coğrafyalarında bu konuya nasıl yaklaşıldığı ile ilgili görüşler ortaya konulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın amacı, metro hatlarının konut fiyatlarını ne şekilde etkilediğine yönelik yapılan akademik araştırmalardaki farklı bakış açılarını bir özet niteliğinde ortaya koymaktır. İncelenen literatüre göre metro hatları, erişebilirlik düzeyini artırması sebebiyle ve ortaya çıkardığı pozitif dışsallıklar nedeniyle genel olarak konut fiyatlarını artıran etkiler yaratmaktadır.
Metro lines are the most important part of urban rail systems. The socio-economic effects in this frame become an area of interest day by day, whereas studies regarding the effect of metro lines on increase of real estate prices prevail. However, there are also other studies and evaluations with different approaches. In this article, the studies regarding the effect of metro lines on real estate prices will be evaluated in terms of methods and findings, and various views around the world about these issues will be put forward. In this context, the purpose of this study is to summarize the different perspectives in the academic researches on how the metro lines affect the housing prices. According to the literature reviewed, metro lines have generally increased housing prices due to the increase in accessibility and positive externalities.

10.Housing Land Supply in Turkey in 2000’s: An Evaluation From the Perspective of New Institutional Economics
Güneş Uyanıker, Elif Alkay
doi: 10.14744/megaron.2019.27167  Pages 432 - 442
Konut arsası sunusu, planlama disiplinin geniş bağlamda tartıştığı ve ekonomi politikalarıyla doğrudan ilişki kuran en önemli konularından biridir. Bir yandan nüfus ve yerel dinamiklerin etkisiyle tetiklenen kentsel gelişme ve ekonomi politikaları sununun büyüklüğü ve formunu belirlerken, öte yandan bu gelişmeden en yüksek faydayı sağlamayı bekleyen arazi sahipleri ve inşaat şirketleri göz ardı edilemez bir baskı unsuru olmaktadırlar. Tüm bunların yönlendirilmesinde devlet en etkin rolü üstlenmekte ve müdahalelerini kurumlar ve yasalar aracılığıyla yürütmektedir. Türkiye örneğinde, 2002 sonrası kendisinin de konut arsası sunusunda temel aktörlerden biri haline geldiği devlet neoliberal ekonomi politikalarının hakimiyetinde konut arsası sunusunu nasıl yönlendirmektedir? Bu araştırma sorusu çalışmanın kavramsal çerçevesini ve araştırma yöntemini belirlemiştir. Mevcut durumun yapısal analizi Yeni Kurumsal İktisat (YKİ) teorisi bağlamında kavramsallaştırılmış ve yapılmıştır. YKİ, neoklasik iktisadın kurumları ihmal ettiği gözleminden yola çıkarak önemli olanın devlet tarafından yaratılan kurumların doğası ve kurumların tanımladığı kurallar olduğu noktasına vurgu yapar. Hatta kurumlar bir toplumun gelişmesine yol açarken bazı durumlarda geri kalmışlığın temel nedeni olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple çalışmada konut talebinin karşılanmasına yönelik olarak devletin planlama aracılığıyla yarattığı konut arsası sunusunda kurumsal yapı ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde kurumlar ve kuralları odak alan yaklaşımından yararlanılmıştır. 2000’ler sonrasındaki planlama mevzuatı ve kurumsal yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemeler geniş bir doküman analizine tabi tutulduğunda, devletin konut arsası sunusunda kendini yeniden ölçeklendirdiği ve en güçlü aktörlerden biri olarak belirdiğini söylemek mümkündür. YKİ teorisiyle uyumlu olarak, doküman analizi, konut arsası sunusunda, kurumsal ve yasal düzenlemelerin iyi kurgulanmadığı durumda enformalite, karşılıklılık ilişkileri ve belirsizliklerin arttığını göstermektedir. Ayrıca, tam bilgilendirmenin sağlandığı bir konut arsası piyasası yaratılamadığından bireyler sınırlı rasyonalite ile davranışlarını belirleyeceklerdir.
Housing land supply is one of the most important issues that the planning discipline discusses from the several perspectives. On the one hand, population, local dynamics and economic policies that stimulate urban development have substantial impact on the size and form of the housing land supply, on the other hand, landowners and construction companies, who are aimed to get the highest benefits from housing construction, are powerful on directing both central and local governments land policies.This study aims to investigate this new housing land supply regime by focusing on institutional restructuring period and legal arrangements. In order to understand the structural reforms, and consequently, the role of central and local governments in housing land supply, new institutional economics (NIE) is applied as methodological approach.NIE focuses on institutions and formal rules in order to understand structural characteristics of the market and behaviour of market actors. In our case, the planning system to the extent of institutional structure and planning regime along with legal arrangements is structurally analysed in order to understand the current housing land supply regime. A comprehensive documentary analysis, including both institutional restructuring and legal arrangements, has been done to reflecting the structural changes in 2000s.Documentary analysis obviously reflects the dominant role of the state in new housing land supply regime. However, because of the inherent characteristics of the planning system and conflicts in power use of central and local governments, the conditions of perfect information and certainty in the land supply market is enable to create. Mutual relations is the other factor that disturb the housing land supply regime. Therefore, uncertainties in market conditions is high and actors behave in bounded rationality. Consequently, the new housing land supply regime is seen not be enable to create concreate market conditions to actors and not supported by consistent housing policies.

11.Re-Design of Schoolyard for Effective Development of Child From a Universal Design Perspective
Selda Al Şensoy, Reyhan Midilli Sarı
doi: 10.14744/megaron.2019.72677  Pages 443 - 459
Contrary to common belief; schoolyard, canteen, circulation areas etc. are important learning environments in learning process as much as classrooms. A well-designed inclusive schoolyard can supply cognitive, physical, social/ emotional, sensory and communicational, briefly the developmental needs of children. Therefore, it is important to provide an appropriate sphere for learning in whole school environment. In this context, purpose of the study is to investigate the supportive schoolyard physical conditions that has an important effect on child’s learning, creativity, brain and body development/health and social interaction. Also study focuses on the schoolyard usage by all children with different abilities and limitations to help them for using schoolyard safely and socializing with other pupils. In the study, a landscape project is developed for Atatürk School Complex according to pupils’ and teachers’ wishes and acquired knowledge which will support their learning, creativity, and social interaction with the conscious of universal design and at the end of the study considerations which is about schoolyard were mentioned briefly.
Genel inancın tam tersine, okul bahçesi, kantin, sirkülasyon alanları vs. öğrenme sürecinde sınıflar kadar önemli eğitim mekanlarıdır. Dolayısıyla iyi tasarlanmış kapsayıcı okul bahçeleri çocuğun bilişsel, fiziksel, sosyal/duyusal, iletişimsel, kısaca gelişimsel ihtiyaçlarını destekler. Bu nedenle, bütün okul çevresinde öğrenmeye uygun ortamlar oluşturmak çok önemlidir. Bu çalışma ile çocuğun öğrenmesinde, yaratıcılığında, beyin ve vücut gelişimi/sağlığında, sosyal etkileşiminde önemli etkileri olan destekleyici okul bahçelerinin fiziksel koşulları incelenmiştir. Çalışmada ayrıca farklı yetenek ve kısıtlamalardaki bütün çocukların okul bahçesini güvenli biçimde kullanmalarına ve diğer öğrencilerle sosyalleşmelerine yardımcı olacak okul bahçesi tasarımı üzerine yoğunlaşılmıştır. Literatürden elde edilen bilgiler doğrultusunda ve Atatürk Okul Kompleksi öğrenci ve öğretmenlerinin okul bahçeleri ile ilgili istekleri dikkate alınarak evrensel tasarıma uygun, çocuğun öğrenme, yaratıcılık ve sosyal iletişimini destekleyecek okul bahçesi tasarımı geliştirilmiştir. Çalışma sonunda okul bahçeleri ile ilgili dikkat edilmesi gereken hususlara da değinilmiştir.

12.The Woody Plants and Landscape Values of the Historical Public Garden of in and the Town of Çanakkale
Tülay Erbeşler Ayaşlıgil
doi: 10.14744/megaron.2019.47715  Pages 460 - 470
Kentsel açık ve yeşil alanlar, özellikle olgun çağa erişmiş yaşlı odunsuların hakim olduğu korular ve parklar, Peyzaj Mimarlığı ile ilgili olarak yapılacak çalışmalarda önemli bir yer tutar. Bölge ve yöre ölçeğinde peyzaj yapısının önemli karakterlerini yansıtan, bölge ekolojisine uyumlu, dayanıklı vejetasyonları barındıran alanların korunması sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Tarihsel süreçte günümüze kadar gelebilmiş bu tür peyzaj alanlarının odunsu vejetasyonunun araştırılması, yörenin yetişme ortamı şartlarında gelişebilecek türlerin ortaya çıkarılması ve bu türlerin performanslarının tespiti bilime katkı sağlayacaktır. Bu amaçla Çanakkale Kenti’nin en önemli açık ve yeşil alanlarından Tarihi Halk Bahçesi’nin odunsu bitki örtüsü, bölgenin ve kentin tarihi gelişimi, yörenin ekolojik özellikleri ve aktüel vejetasyonu saptanmıştır. 2016-2017 yıllarında dört mevsim gözlem ve tespitlerle mevcut çok yıllık odunsu bitki türleri, boy, çap, tepe tacı genişlikleri, gelişme ve sağlık durumları, bölge peyzajına uyumlu ve iyi gelişen bitki örtüsü ortaya konmuştur. Tarihi bahçede ağaç ve çalı olarak toplam 1200 adet bitki tespit edilmiştir. Mevcut bitki örtüsünde yaprağını döken geniş yapraklı ağaçlar çoğunluktadır (576 adet). Bunların %57.1’i boylu ağaçlar (329), %25.2’si kısa boylu ağaçlar (145) ve %17.7’si orta boylu ağaçlardan (102) oluşmaktadır. Tarihi bahçede iyi gelişmiş, toplam 28 adet boylu ağaç bulunmaktadır: Acer negundo, Gleditsia triacanthos, Maclura pomifera, Platanus orientalis, Ulmus minor, Populus x canadensis, Populus x canescens, Populus tremula, Cornus sanguinea, Myrtus communis, Phillyrea latifolia, Cedrus libani, Cupressus sempervirens, Pinus brutia. Tarihi Halk Bahçesi özelinde korunması ve iyileştirilmesi amacıyla öneriler getirilmiştir.
Urban open and green areas, especially where old mature odunsu reached the age groves and parks, landscape architecture holds an important place in the studies to be made regarding. Important regional and local landscape character at the scale of the structure, reflecting the region’s ecology is compatible with the protection of areas of resistant vegetation is important in terms of sustainability. In the historical process of this kind survived until the present day landscape of the area of the woody vegetation species which occur in the uncovering of the survey area habitat conditions, and will contribute to the science of determining the performance of these species. For this purpose, the most important of The Historical Public Garden the town of Çanakkale open and green woody vegetation from the area of the region and the historical development of the city, the region and the current ecological characteristics of vegetation has been identified. 2016-2017 the year of observation and the identification perennial woody plant species existing in the four seasons, height, diameter, crown widths, development, and health conditions, good growing harmonious to the landscape and vegetation of the region have been revealed. A total of 1,200 plants have been identified as trees and shrubs in the historic gardens. Existing vegetation, deciduous broad-leaved trees, the majority of (576 ). Of them, 57.1% tall trees (329), 25.2% in trees of short stature (145) and 17.7% medium-stature trees (102) comprises. Historic garden within a well developed, tall trees, there are a total of 28 units: Acer negundo, Gleditsia triacanthos, Maclura pomifera, Platanus orientalis, Ulmus minor, Populus x canadensis, Populus x canescens, Populus tremula, Cornus sanguinea, Myrtus communis, Phillyrea latifolia, Cedrus libani, Cupressus sempervirens, Pinus brutia. For the purpose of special historic public garden protection and improvement proposals have been introduced.

13.Social Justice for Children in Public Space: Investigating Public Open and Green Spaces in Kadıköy and Sultanbeyli Cases
Melih Bozkurt, Duygu Özgür
doi: 10.14744/megaron.2019.26817  Pages 471 - 482
Sürdürülebilirliğin üç sac ayağı ekonomik, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirliktir. Bu ayaklardan sosyal yönden sürdürülebilirliğin temeli, bir toplumda kaynakların eşit dağıtılması, eşit hak ve sorumluluklar yüklenmesi ve tüm bireylerin kaynaklardan eşit olarak yararlanmasını öngörülebilmesidir. Bu açıdan kentsel alanlarda çocuklar için sosyal adaleti sağlamanın temeli de farklı kentsel mekânların dağılımının adaletli olarak planlanması ve farklı kesimlerden çocukların her türlü mekâna eşit olanaklarda erişebilmesidir. Bu kapsamda İstanbul’un gelişmişlik seviyesi birbirinden farklı olan Kadıköy ve Sultanbeyli ilçelerinde toplam 12 okuldan, farklı yaş gruplarında 768 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Ayrıca dijital haritalama teknikleri ile bölgelerde bulunana parkların alan büyüklükleri hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Bütün bunlara ek olarak iki ilçede bulunan ve çocukların ziyaret ettiklerini söyledikleri parklar nitelik olarak da karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular göstermektedir ki düşük sosyo-ekonomik gelişmişlikteki bölgelerde tasarlanmış alanların mekânsal dağılımında ve bu mekanların erişilebilirliklerinde çocuklar için sosyal adalet ilkelerine aykırılıklar var iken, yüksek gelişmişlikteki bölgelerde kamusal açık alanların daha adaletli mekânsal dağılım gösterdiği ve dolayısı ile erişilebilirliğinin yüksek olduğu saptanmıştır.
The trivet of sustainability is economic, ecologic and social aspects. The foundations of social sustainability are equal share of resources, providing people equal responsibilities and rights. From this angle, providing the foundations of social sustainability in urban areas for children is planning fair spatial distribution of different urban spaces and providing equal access for different space to children from different socio-economic backgrounds. Within this context survey questionnaires were undertaken with 768 pupils from diverse age groups in 12 primary and secondary schools in Kadıköy and Sultanbeyli districts of Istanbul, where socioeconomic development levels are considerably different. In addition, using digital mapping techniques and GIS, field size of those designed parks were calculated and compared in both districts. Moreover, park in both districts, which were reported by children in surveys, were also compared by their spatial qualities. Emerging results show that spatial distribution and field sizes of those parks in low socio economic statu areas were not fair according to social justice principles and children’s accessibility to those areas were lower; whereas, in high socio economic statue areas more fair spatial distribution of designed parks and higher levels of accessibility to those areas were identified.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale