YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 14 (2)
Volume: 14  Issue: 2 - 2019
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE (THESIS)
1.A Study on Steel Framed Residences in Terms of Energy Performance
Halet Almıla Buyuktaskın, Şule Filiz Akşit, Elif Öztürk
doi: 10.14744/megaron.2019.30092  Pages 161 - 172
Hızlı nüfus artışı, siyasi ve doğal nedenlerle yaşanan göçler sonucu konut ihtiyacında sürekli bir artış görülmektedir. Dünya ülkeleri, artan konut ihtiyacının karşılanması için, sorunu hızlı ve rasyonel çözebilecek, dünya kaynaklarının ve enerjinin tasarruflu kullanımını sağlayacak, çevreyle uyumlu yeni yapı teknolojileri aramaktadır. Büyük şehirlerinin çoğu birinci ve ikinci derecede deprem bölgelerinde bulunan ülkemizde, 1999 Kocaeli-İzmit Depremi sonrasında, yapısal çelik malzemesinin, konut inşaatı sektöründe tercih edildiği ve bu kullanımın ileriki yıllarda daha da yaygınlaşacağı söylenebilir. Bu çalışmada, ülkemizdeki 1. derece deprem bölgesinde yer alan çelik taşıyıcı sistemli konut örneklerinin, taşıyıcı sistemleri de vurgulanarak enerji korunumu açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ele alınan çelik taşıyıcı sistemli konutlar, ‘TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları’ Standardı ve “Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği”ne uygunluğu ile sınanarak uygun bulunmuştur.
The requirement for residential buildings has increased as a result of rapid population growth as well as emigrations caused by political and natural factors. Urbanization planners worldwide seek to find out new building construction technologies which are both environment friendly and capable of meeting the requirement of ever-increasing residence construction in a rapid and rational manner. In Turkey, most of the major towns are located in first and second degree earthquake zones. Following 1999 Kocaeli-Izmit Earthquake, structural steel has become the preferred structural material in the sector of residential building construction, and such use shall be further widespread in the coming years. In this study, the aim is to assess and evaluate such steel framed residences within 1st degree earthquake zones of Turkey in terms of energy conservation, upon ascribing emphasis on the variety of bearing systems as well. These steel framed residences examined in this study comply with “TS 825 Thermal Insulation Requirements for Buildings Standard” and “Regulation on the Energy Performance of Buildings”.

ARTICLE
2.Emptiness and Nothingness in OMA’s Libraries
Onur Şimşek
doi: 10.14744/megaron.2019.57873  Pages 173 - 184
Bu makalenin amacı Sokrat öncesi felsefede önemli olan yokluk ve boşluk kavramlarını günümüz mimarlarından Rem Koolhaas’ın teori ve projelerindeki kullanışlarıyla karşılaştırmaktır. Parmenides ve Demokritos`un yokluk ve boşluk kavramlarını kullandıkları felsevi çerçeve açıklandıktan sonra Koolhaas’ın teroisinde aynı kavramlar analiz edilerek felsefeden mimarlığa uzanan semantik bir karşılaştırma denenecektir. Teorik analizlerin ardından OMA’in Seattle Library ve Paris Très Grande Bibliothèque projelerinde bu kavramların merkezinde oluşturulan konsept ve tasarımdaki pratik çıktısı irdelenecektir.
This paper aims to analyse the semantical paralells between the philosophical meaning of the terms nothingness and emptiness as they were used by the presocratic philosophers Parmenides and Democritos and the meaning of nothingness and emptiness in the theory and praxis of Rem Koolhaas. First the philosophical context where Parmenides and Democritus used the terms will be explained and the role, which these terms played in the prehistoric cosmovision will be underlined. Then these terms will be compared with some texts of Koolhaas, in which the very same terms play a major role. Further Koolhaas’ concept will be analysed at two libraries, namely the Seattle Central Library and the Très Grande Bibliothèque in Paris.

ARTICLE (THESIS)
3.Enhancing Architectural Representations in 3D Virtual Reality: Building Denotative and Connotative Meanings
Erdal Devrim Aydın, Togan Tong
doi: 10.14744/megaron.2019.01336  Pages 185 - 195
Sanal gerçeklik, yeni bir mimari temsil biçimi olması nedeniyle, geleneksel temsil biçimlerine göre, anlatım teknikleri henüz gelişmekte olan bir temsil ortamıdır. Geleneksel temsil biçimlerinde izleyici hem gezinti hem de bakış olarak etkin biçimde yönlendirilirken, sanal gerçeklik ortamındaki mimari temsillerde, kullanıcı haline gelen izleyici, tamamen kendi kişisel tercihlerine bırakılmaktadır. Bu nedenle sanal gerçeklik alanında üretilen örnekler, mekansal anlatıyı aktarmada geleneksel temsil biçimlerine göre daha az başarılı olmaktadır. Bu çalışmada sinemanın temel anlam ve yan anlam üretme teknikleri kullanılarak sanal gerçeklik ortamının temsil olanaklarının geliştirilmesi için bir yöntem önerilmiştir. Önerilen yöntemde, sinemanın anlam üretme teknikleri ile, sanal gerçekliğin özgün olanağı olan etkileşim öğesi birlikte kullanılmıştır. Sinemanın temel anlam ve yan anlam üretme yöntemleri arasındaki ışıklandırma tekniği, sanal gerçeklik ortamında kullanıcı etkileşimine göre dinamik olarak kullanılarak, kullanıcıya bir mekansal anlatı aktarmak amaçlanmıştır. Sanal gerçeklik ortamının kendi anlatım olanaklarının keşfedilmesi, mimari temsil olarak daha etkin kullanılmasını hatta bu ortamların yeni bir sanat üretim alanı olarak kabul edilmesini sağlayacaktır.
Virtual reality, since being a new form of architectural representation; when compared to traditional forms of representations, is a medium of representation which the narrative techniques are still in the process of developing. In traditional forms of representation, the viewer is actively directed in both the navigation and view, while in the architectural representations in the virtual reality medium, the viewer who now becomes the user, is left to her/his own personal decisions. Hence, the examples produced in the field of virtual reality are less successful in conveying spatial narratives than in traditional types of representation. In this study, a method has been proposed to develop the representation possibilities of the virtual reality environment by using the denotative and connotative meaning creation techniques of cinema. In the proposed method, meaning creation techniques of the cinema were used together with the interaction element of virtual reality, which is its most unique facility. By using the lighting technique between the denotative and connotative meaning creation methods of the cinema dynamically in the virtual reality medium according to the user interaction, introducing a spatial narrative to the user is directed. The discovery of the narrative possibilities of the virtual reality environment will enable it to be used more effectively as an architectural representation and moreover it will ensure this medium to be accepted as a new genre of art production.

ARTICLE
4.Reconsidering the Meaning of Topography (via the city of Istanbul)
İmre Özbek Eren
doi: 10.14744/megaron.2019.81904  Pages 196 - 204
Mimarlık kuramının, doğa ile olan hesaplaşması bugünlerde topoğrafya ile zorlu bir süreçte. Oysa topoğrafya, mimarlığın ontolojik bir parçası olarak, doğanın biçim dilinden öte anlamlara açılan bir ara yüzdür; edilgen bir veri olmayıp, yerin ruhunu içinde barındıran, mekânı örgütleyen, örtük bir yön vericidir; hem insan eylemlerine hem de mimarlığa dair bir şeyler fısıldar. Bu fısıltıya kulak verildiği ölçüde doğal çevre ile yapılı çevre arasında bir diyalog, mekân ve toplum arasında da bir anlam inşa edilebilir. Bu noktadan hareket edildiğinde, topoğrafyanın, mimarlık literatüründe yerleşik olan kullanımından çok daha derin bir karşılığı olduğu görülür. Ancak, moderniteyle birlikte topoğrafyanın da tasarım süreciyle yolları ayrışmış, mimarlıkta anlam arayışı çeşitli alanlara dağılmıştır. Üstelik son zamanlardaki ‘tekilleşme’lerden, inşa eyleminin iskânın önüne geçmesi veya binalar aracılığıyla anlam kurma çabalarından topoğrafya da payını düşeni almaktadır. İstanbul gibi büyük şehirlerde ise, neo-liberal politikalar, küresel ekonomi, popüler kültür gibi etkilerle ilerleyen yapılaşma sürecinde, topoğrafyanın, -anlamı bir yana- biçimsel boyutuyla dahi ihmal edildiği görülmekte. Bu çalışma genel bir tahlilde, bir yandan kavramsallaşma ekseninde ilerleyen mimarlık dünyası, öte yandan hızla ilerleyen yapım çalışmaları arasında sıkışan topoğrafyanın, bir kavram veya bir veri olmasının ötesinde taşıdığı anlamının yeniden sorgulanmasına işaret eder. Topoğrafyanın mimarlıkla olan ilişkisine dair anlam arayışında yeniden bir sorgulamanın kaçınılmazlığı vurgulanırken, indirgemeci ve yüzeysel bir topoğrafya bilgisinden öte, mimarlığın özünde yatan kapsayıcı bir kavrayışın önemine işaret edilmiştir. Makale, bu kavrayış sürecinde topoğrafyanın anlamının, topolojik (biçimsel), ekolojik ve coğrafi, ekonomik, sosyo-kültürel, estetik, psikolojik (algı-imaj) ve felsefi bağlamlarda okunması gerektiği önermesine dayanmaktadır.
Nowadays theory of architecture has been encountering with topography in a different way. Through several dimensions of this encountering, it seems that the deep meaning of it has been disregarded. It has as a further meaning beyond its physical existence as an ontological part of architecture. It is a kind of interface between the nature and space with its language which has further conceptions. If it is understood properly, there becomes a meaningful dialog among human, space and topography. This dialog has been corrupted via modern paradigm. Furthermore, it has been deeply affected by singular objects of architecture, rapid construction or cultural dynamics of contemporary world. Metropolises reflecting this situation such as Istanbul, it is commonly that topography has been almost neglected. Changing conceptions of the architectural discourses in the current architectural environment deeply effect the dialog between building and topography. This research points out that, topography is not just an environmental data or a kind of concept besides, it is a must to reconsider its meanings in this postmodern and chaotic milieu. It is essential to widen our perceptions that should make us to remember the spirit of being in a place. Thus, the paper has a critical overview to the architectural design process in terms of topography, while it focuses on the meaning of it via its wide context. A new perspective on topography-context relationship could be presented via its topological, ecological and geographical, socio-cultural, aesthetic, perceptional/ physiological and philosophical contexts. Conceptual openings and diversity of those codes have been proposed in an effort to promote our perception.

5.An Algorithm for Estimation of Wind-Building Interaction in the Early Design Stage
İlker Karadağ, Nuri Serteser
doi: 10.14744/megaron.2018.37167  Pages 205 - 212
Yapı - rüzgar etkileşimi, üç yaklaşımdan biri ile veya bunların bir kombinasyonu ile tahmin edilebilir: (1) yerinde ölçümler, (2) rüzgar tüneli ile deneysel analiz veya (3) hesaplamalı akışkanlar dinamiği (Computational Fluid Dynamics) yazılımları ile sayısal analiz. Ön tasarım aşamasında kullanılmaları söz konusu olduğunda bu yöntemlerin çok zaman alıcı olduğu ve akışkanlar dinamiği açısından detaylı çalışmalar yapılmasını gerektirdikleri bilinmektedir. Bu yöntemler özellikle bina formunun dinamik olarak değişmesi durumunda verimli değildir. Ayrıca, verilerinin gerçek zamanlı olarak alınması söz konusu olduğunda hesaplamalı akışkanlar dinamiği (CFD) simülasyonları ön tasarım aşamasında değerlendirme yapmak açısından pratik değildir. Tüm bu nedenlerden dolayı hızlı ve güvenilir bir yönteme ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada gerçek zamanlı çalışabilecek, geometriye dair sınırlamalar barındırmayan ve en önemlisi çözüm ağına (mesh) ihtiyaç duymayan bir algoritma yazılması öngörülmüştür. Bu çalışma kapsamında yazılan algoritmaya ve alınan çıktılara dair detaylar verilmektedir. Buna ek olarak temel bina geometrilerinin geliştirilen algoritma ile simülasyonu yapılmış ve Ansys Fluent yazılımı ile doğrulaması gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak geliştirilen algoritmanın ön tasarım aşamasında mimarlar için yapı-rüzgar etkileşimi analizlerinde kullanılabileceği ve değerlendirme yapılabileceği ortaya konulmuştur.
Wind-building interaction can be estimated with one of three approaches, or a combination of these: (1) on-site measurements, (2) reduced-scale wind tunnel measurements or (3) numerical simulation based on Computational Fluid Dynamics (CFD). It’s clear that for early design stage, existing fore mentioned methods are very time consuming and they require detailed study in terms of of fluid dynamics. These methods are not efficient especially in the case that the building form changes dynamically. Besides, both wind tunnel analysis and CFD simulations are not efficient when it comes to take output data in real-time. Due to all of these reasons, a need for a fast and robust method occurs. At this point, a very powerful method which doesn’t require solid geometry as an input, besides in which there’s no need to use mesh (control volume) is developed. In this study, the details of the developed algorithm and the output of it are given. In addition, the principal building forms are also simulated by the algorithm and the results are validated by the Ansys Fluent software. As a result, it is seen that the developed algorithm can be a guide in wind-building interaction analysis for architects in the preliminary design stage.

RESEARH BRIEF
6.Preservation and Projecting Approach for Bursa Yeşil Kulliyyah Madrasa to be used with Museum Function
Ayşe Esin Kuleli, Demet Binan
doi: 10.14744/megaron.2019.37048  Pages 213 - 229
Sürdürülebilirlik bağlamında mimari mirasın korunup geleceğe aktarılması süreci incelendiğinde, kültür varlığının özgünlük, bütünlük ve anlam değerlerine zarar verilmeden işlevlendirilmesi, geçmişten gelen yaratıcılığın, çağdaş yaşama uyarlanması olarak da nitelendirilebilir. Yeni işleve uyarlama, aynı zamanda toplumun mimari mirası tüm değerleriyle deneyimlemesi ve mirasa bağlı farkındalık ve aidiyet geliştirmesine olanak sağlaması açısından önemlidir. Bu bağlamda, çalışmada Türk İslam Eserleri Müzesi işleviyle kullanımının sürdürülmesi önerilen Bursa Yeşil Külliyesi Medresesi’nin müze konseptine uygun yaklaşımda geliştirilmiş mimari koruma projesinin hazırlanması sürecinde izlenen koruma yaklaşımı ve bu doğrultuda belgeleme, araştırma, değerlendirme ve projelendirme aşamaları sunulmaktadır.
When the process of transferring the architectural heritage to the future in the context of sustainability is examined, the functioning of cultural assets without harming the values of originality, integrity and authenticity can be described as adaptation of past creativity to contemporary life. Adaptation of cultural heritage to new usage is also important in order to enable the community to experience its architectural heritage with all its values and to develop the awareness and belonging of the heritage. In this context, the preservation approach followed during the preparation of the architectural conservation project developed in accordance with the museum concept of the Bursa Yesil Kulliyyah Madrasa, which is proposed to continue its use with the function of the Museum of Turkish Islamic Arts, and the phases of documentation, research, evaluation and projecting in this direction are presented in this paper.

ARTICLE
7.Impediments to Application of Energy Efficient Measures in Buildings: A Survey Study of Balikesir, Turkey
Yusuf Yıldız
doi: 10.14744/megaron.2019.32068  Pages 230 - 238
Türkiye’de bina sektörü toplam enerji tüketiminin yaklaşık %35’inden sorumludur. Binalarda enerji etkin önlemlerin uygulanmasında ki engellerin araştırılması enerji tasarrufu açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 22 potansiyel engel anket ile toplanan bilgiler ışığında istatiksel yöntemler ile analiz edilerek önemleri açısından değerlendirilmiştir. Ankete Balıkesir ili ve ilçelerindeki konu ile ilgili 475 meslek insanı katılmıştır. Faktör analizinin sonuçlarına göre engeller yedi gruba ayrılmıştır: yasal düzenleme, davranışsal, sektörel yapı, bilgi eksikliği, teknoloji, son uygulayıcılar ve ekonomik. Tüm örneklemin analiz sonuçlarına göre bina tasarım ve inşa sürecinde önemli etkileri olan müteahhitlerin projelerde enerji tüketimini azaltan tasarım ve teknolojileri uygulatmaktan kaçınmaları (davranışsal) en güçlü engeldir. Enerji etkin önlemlerin uygulanması ile ilgili yeterli düzeyde zorunluluğun olmaması (yasal düzenleme) ise ikinci sırada yer almaktadır. Karar süreçlerinde etkili rol oynayanların enerji tüketimini azaltan tasarım ve teknolojilere yeterli önem vermemesi (bilgi eksikliği) de bir diğer önemli engeldir. Tek yönlü varyans analizi ile bazı engeller için meslek gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların var olduğu bulunmuştur. Ayrıca, mimar ve inşaat mühendisleri ile makine mühendisleri ve müteahhitler en kuvvetli engel konusunda benzer görüşleri paylaşmaktadır. Son olarak, bu analizlere dayanarak engellerin etkisini azaltmada faydalı olacak çeşitli öneriler yapılmıştır.
Building sector in Turkey is responsible for about 35% of total energy consumption. Investigating the impediments in the application of energy efficient measures in buildings is of great importance for energy saving. In this study, 22 potential impediments were analysed by statistical methods in the light of the information gathered from the survey and evaluated according to their importance. The survey included 475 professionals related to the subjects in the provinces and districts of Balıkesir. Based on the results of factor analysis, the impediments were categorized into seven groups: legal regulation, behavioural, sectorial structure, lack of knowledge, technology, end-users and economic. The results of the analysis of the entire sample show that it is most important that contractors with significant impacts in the building design and construction process avoid implementing designs and technologies that reduce energy consumption (behavioural). Secondly, there is not a sufficient level of obligation to implement energy efficient measures (regulations). Another important impediment is that professionals who play an effective role in the decision-making process do not pay enough attention to the designs and technologies that reduce energy consumption (lack of knowledge). One-way analysis of variance revealed statistically significant differences for some impediments compared to occupational groups. In addition, architects and civil engineers and mechanical engineers and contractors share similar views on the most effective impediments. Finally, based on these analyses, several recommendations have been made to reduce the impact of impediments.

8.Analysis of Pedestrian Wind Comfort in Urban Open Spaces: The Case of İzmir Karşıyaka Shopping District
Hakan Baş, İlknur Türkseven Doğrusoy
doi: 10.14744/megaron.2019.31932  Pages 239 - 253
Bu çalışmanın amacı sokak kanyonlarının farklı yükseklik/genişlik (Y/G) oranlarının ve hâkim rüzgâr yönüne göre dik veya paralel yönelimlerinin sokak kanyonu rüzgâr akışında ne tür etkiler oluşturduğunu İzmir Karşıyaka Çarşısı’nda yapılan alan çalışmasıyla araştırmaktır. Diğer yandan bu çalışma, yürüme, gezinme, bekleme ve uzun süreli oturma gibi çeşitli yaya aktiviteleri için Karşıyaka Çarşısı’nda belirlenen sokak kanyonlarının yaya rüzgâr konfor performanslarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Alan çalışması sistematik gözlem yoluyla yerinde rüzgâr hızı ölçüm yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Ölçüm sonuçları, sokak kanyonları Y/G oranlarının ve sokak kanyonlarının hâkim rüzgâra göre yönlenmelerinin rüzgâr akış rejimine önemli etkileri olduğunu göstermektedir. İzmir Karşıyaka Çarşısı’nda hâkim rüzgâra doğrudan açılan sokaklarda, hâkim rüzgâra paralel konumlanmış sokaklara göre daha fazla rüzgâr hızı gözlenmiştir. Diğer yandan sokak kanyonunun Y/G oranının azalması rüzgâr hızını hem hâkim rüzgâra dik hem de paralel sokaklarda arttırmaktadır. Karşıyaka Çarşısı’nda tüm sokaklar kısa süreli oturmalar ve alışveriş amaçlı yürüme faaliyetleri için konforlu iken, uzun süreli oturma alanlarında ise konforsuzluk sorunları tespit edilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgularla İzmir Karşıyaka Çarşısı’ndaki yaya aktiviteleri ve kentsel açık mekânlar, alanın yaya rüzgâr konfor performansına göre yeniden düzenlenerek daha konforlu hale getirilebilir.
The aim of this study is to investigate the effect of varies street H/W ratios (where H is the building`s height and W is the distance between the buildings) and also the effect of parallel or perpendicular orientation of street canyon to the prevailing wind on urban street wind movement in Izmir, Karşıyaka Shopping District. On the other hand, this study aims to investigate pedeastrian wind comfort performance of typical street canyons which includes varies pedestrian activities such as walking, standing, strolling and long term sitting. The method of this study is based on systematic investigations with in situ wind speed measurement. It is found that street canyon’s H/W ratios and their orientations to the prevailing wind direction affect the wind movement significantly. In Karşıyaka Shopping District, it is observed more wind speed in street canyons which are perpendecular to the prevailing wind compared to those which are parallel. On the other hand, an increment of street H/W ratio increases wind speed in all street canyons. All the streets in Karşıyaka Shopping District were comfortable for short-term sitting and walking activities while discomfort problems were detected in long-term sitting areas. With the findings obtained from this study, pedestrian activities and open spaces in Karşıyaka Shopping District can be made more comfortable by rearranging the area according to the pedestrian wind comfort performance.

ARTICLE (THESIS)
9.Conversation Potentials of Haydarpaşa Station Roundhouse
Nadide Ebru Yazar, Can Sakir Binan
doi: 10.14744/megaron.2019.52724  Pages 254 - 268
Demiryolları sosyal, politik ve ekonomik alanlardaki etkileri ile insanlık tarihini değiştirmiş teknik sistemlerdir. Endüstriyel miras kapsamında ele alınır ve korunurlar. Demiryolu mirasını koruma faaliyetleri 19.yy erken dönemlerinde başlamıştır ve günümüze kadar farklı evrelerden geçmiştir. Bugün gelinen noktada demiryolu mirası koruma çalışmaları “demiryolları ile ilişkili tüm bilimsel ve teknik becerilerin, tesislerin, dokümanların korumasını ve faaliyetteki tarihi demiryolu donanımlarının kullanılmasını” kapsar. Demiryollarında yolcu ve yük taşımacılığının sorunsuz sağlanabilmesi için demiryolu araçlarının bakım ve onarımlarının düzenli olarak yapılması gerekir. İstasyon alanlarında bu bakım ve onarım hizmetlerinin yerine getirildiği alanlara, alanda bulunan yapılara ve donanımlara işletme tesisleri denilmektedir. İşletme tesisleri içerisindeki en temel yapılar lokomotiflerin bakımlarının ve basit onarımlarının yapıldığı lokomotif depolarıdır. Lokomotif depoları içerisinde; plan özellikleri, formları, taşıyıcı sistemleri ile farklı bir mimari karaktere sahip olan dairesel planlı lokomotif depoları özel bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu depolar buharlı lokomotif döneminin ayrılmaz bir parçası olmaları nedeni ile dönemin sembol yapıları olarak kabul edilir ve demiryolu mirasının korunması alanında yapılan çalışmalara sıklıkla konu olurlar. Türkiye’deki istasyon alanlarının demiryolu mirası kapsamında bir bütün olarak ele alınabilmesi ve demiryolu mirasının kapsamının belirlenebilmesi için istasyon alanlarında, işletme tesisleri bünyesindeki yapı ve donanımların tespit edilmesine ve çalışma prensiplerinin anlaşılmasına ihtiyacı vardır. Bu çalışma kapsamında lokomotif depolarının tarihi, teknik ve mimari özelliklerinden söz edilecek ve Türkiye’den bir örnek olarak Haydarpaşa İstasyonu’ndaki dairesel planlı lokomotif deposu üzerinden, koruma sorunları ve potansiyelleri değerlendirilecektir.
Railways are technical systems that has social, political and economical impacts on World history. They are regarded and preserved as instances of endustrial heritage. Conservation of railway studies began in the early 19th century, and passed through various phases. Today, railway conservation studies are expected to “conserve all scientific and technical skills and include all infrastructures”. Railways require periodic maintenance in order to operate and sustain their passenger and freight transportation. In station sites, these functions are fulfilled by operational facilities. Locomotive depots are one of the main buildings of these facilities. Roundhouses represent a distinguished architectural typology among locomotive depots regarding their architectural characteristics, their plans and structural systems. Roundhouses are often become subjects of researches on railway heritage as they are regarded as the symbolic buildings of the steam engine era. In order to regard Turkish railway sites as a whole and define the context of Turkish railway heritage, there is a need to identify such facilities and services and their operational principles. This paper will introduce roundhouses along with their technical and architectural specifications. Then, the roundhouse at Haydarpaşa railway site will be considered as a case study to discuss the conservation challenges and potentials of these unique heritage assets.

10.Using Social Network Data and Space Syntax Analyses for Developing Urban Strategies: Kadıköy Case
Taner Üsküplü, Birgül Çolakoğlu
doi: 10.14744/megaron.2019.58569  Pages 269 - 278
Kentler, içerisinde barındırdığı fiziksel ve sosyal ağ yapıların birbirleriyle etkileşim içinde olduğu, dinamik sistemlerdir. Günümüz kentinde, kent eylemlerinin bilgi teknolojileriyle bütünleşik olarak gerçekleşmesiyle birlikte açığa çıkan ve Büyük Veri (Big Data) olarak adlandırılan veriler, kentin ilişkisel yapısının çözümlenmesine ve kentteki davranış eğilimlerinin/örüntülerinin okunmasına yardımcı olan kapsamlı girdiler sağlar. Bu araştırma, son yıllarda hızlı bir ivmeyle gelişen teknolojiler sonucunda günlük hayatta önemli bir yer edinen konum tabanlı sosyal ağlardan ortaya çıkan verileri, mekan dizim (space syntax) yöntemiyle birlikte değerlendirerek, kentin fiziksel ve sosyal yapısı arasındaki geri-beslemeli ilişki üzerinden kentsel izlemler geliştirilmesinin yöntemlerini araştırmaktadır. Araştırmada, alan çalışması kapsamında, Kadıköy merkezi için 3 aşamalı sıralı analizler gerçekleştirilmiştir: 1) Konum tabanlı sosyal ağlarda kullanıcıların kitlesel olarak oluşturduğu verilerin, veri tabanından elde edilmesi ve elde edilen sosyal etkinlik verilerinin CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri)‘de yoğunluk analizlerinin yapılarak haritalanması 2) Çalışma alanındaki kentsel fiziksel ağların Mekan Dizim yöntemleriyle analizi 3) Analiz çıktılarının CBS’de bütünleştirilmesiyle birlikte kentsel etkinlik yoğunluğunun ve kentin fiziksel ağının topolojik karakteri arasındaki lişkinin çözümlenmesi. Çalışmada, bu analiz çıktıları gözönüne alınarak, Kadıköy merkezinin genişleme öngörülerilerinin yapılması ve kentsel merkezin etkinlik alanlarının yayılma eğilimlerine uyumlu kentsel stratejilerin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Cities are dynamic systems; consist of physical and social networks which interact each other constantly. In this age, an emergent term: Big Data -which is generated with activities that are taken shape in cities integrated with information technologies- provides wide range of inputs for analysing relational structure of cities and uncovering behavioural patterns of city users. This study, searches for methods to develop urban strategies based on the feedback relationship between city’s physical and social networks, by considering the data generated from Location Based Social Networks (LBSNs) - that becomes a significant part of daily life as a result of rapidly-developing technologies - together with the outcomes of space syntax analyses. In the case study of the research, for the center Kadıköy region, analyses are held in 3 sequential steps: 1) Acquiring crowdsourced data that users generated in location-based social networks and helding the density analyses in GIS. 2) Helding the space syntax analyses for urban physical network for the study area. 3) Superposing the outcomes in GIS to analyse relationships between the density of urban activity areas and topological characteristics of the physical networks in the study area. In the case study, by considering results of the analyses, making predictions for expansion trends and developing urban strategies compatible with expansion trends of Kadıköy center, are targeted.

ARTICLE
11.The Effect of Housing Properties in Törekent Neighborhood On Housing Prices in the Context of the Development in the Western Corridor of Ankara
Kübra Yıldırım Özcan
doi: 10.14744/MEGARON.2019.78700  Pages 279 - 295
Yerel ve bölgesel olarak alınan planlama kararları ile birlikte hızla gelişen sanayileşme, gayrimenkul piyasalarının gelişimini de etkilemiştir. Bu bağlamda, tarihsel gelişim içerisinde Sincan İlçesi’ndeki, Ankara Sanayi Odası 1. Organize Sanayi Bölgesi ve Ankara Merkez Dökümcüler Sanayi Sitesi ile çevresi bir çekim merkezi olarak gayrimenkul sektörünün gelişimini de etkilediği için bu bölgeye yakın olan Törekent Mahallesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Yıllar içerisinde İlçe’de oluşan söz konusu cazibe merkezi ile artan istihdam sonucu gayrimenkul alanında faaliyet artışı gözlemlenmiş ve dolayısıyla, konut fiyatlarını etkileyen çeşitli mekânsal ve çevresel faktörler de oluşmuştur. Çalışmanın amacı; Ankara’nın batı koridorunda bilhassa planlama kararları ile meydana gelen gelişme çerçevesinde gayrimenkul alanındaki gelişmeyi ortaya koymak olup; bu doğrultuda konut fiyatlarını etkileyen özellikleri analiz etmektir. Çalışmanın yöntemi ve metodolojisi; literatür taraması, Sincan İlçesi’nin mekânsal gelişiminin incelenmesi, Sincan İlçe Belediyesi’ndeki konuyla ilişkili çalışanlarla yüz yüze görüşmelerin yapılması, çalışma alanı içerisindeki 50 adet kiralık ve 50 adet satılık konuta ilişkin özellikler ile fiyatların emlakçılarla yapılan yüz yüze görüşme tekniği ile elde edilmesi ve bu özelliklerin, oluşturulan hedonik fiyat modeli ile satılık ve kiralık konut fiyatlarını nasıl etkilediğinin tespit edilmesi olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, tarihsel gelişim içerisinde Ankara’nın bir alt merkezi olan Sincan İlçesi’ndeki Törekent Mahallesi’nde yer alan satılık konutlarda daha çok konuta ait yapısal arz özellikleri satılık fiyatları üzerinde etkili olurken; kiralık konutlarda, daha çok işlevsel ve konuma ilişkin özellikler kiralama ücretleri üzerinde etkili olmaktadır.
Together with local and regional planning decisions, the rapidly developing industrialization has also affected the development of the real estate markets. In this context, in historical development, in the Sincan Town, the Ankara Chamber of Industry 1. Organize Industrial Zone and Ankara Merkez Dökümcüler Industrial Site and its periphery also affected the development of the real estate sector as a center of attraction and because of this, Törekent Neighborhood was chosen as the study area which is close to the OIZ. As a result of increasing employment with the center of attraction in the district increase in activity in real estate area observed and hence, various spatial and environmental factors influencing housing prices were also formed. The purpose of the study; to reveal the development in real estate and in this direction, to analyze the characteristics affecting the house prices especially in the framework of development with planning decisions, in the western corridor of Ankara. Literature review, examining the spatial development of Sincan Town, making face to face interviews with related employees in Sincan District Municipality, obtaining the properties and prices of 50 house for rent and 50 house for sale through face-to-face interview technique with real estate agents and determining how these propoerties affect the prices of houses for sale and rent via the created hedonic price model are determined as the method and methodology of this study. As a result, in Törekent Neighborhood, in Ankara’s Sincan district which has been a sub center of Ankara in historical development, while the structural supply characteristics of houses for sale being more effective on the sale prices; functional and location-related features are more effective on the rental fees of rental houses.

ARTICLE (THESIS)
12.Conservation of Historic Sarıyer District in Istanbul: Improving the Sustainability and Energy Efficiency of a Bosphorus Village
İpek Zeynep Kaptanoğlu, Elif Mıhçıoğlu Bilgi
doi: 10.5505/megaron.2018.43255  Pages 296 - 307
Sürdürülebilir kalkınma, 1970’lerden bu yana, zamanımızın başlıca küresel gündemlerinden biri haline gelmiştir. Uzun vadede dünyayı korumak adına, insanın, doğal ve yapılı çevresiyle uyumlu bir şekilde yaşamanın yollarını bulması gerektiği inkâr edilemez. Hem miras, hem de sürdürülebilirliğin toplumlar için hayati öneme sahip iki olgu olduğu kabulüyle, tarihi bir çevrede özgün niteliklerin devamlılığını sağlamaya çabalarken, sürdürülebilirliğin de kritik bir başka hedef olarak desteklenmesi gerekmektedir. Böyle bir anlayışla ele alınan bu çalışmada, bu iki kavram, hem kuramsal, hem de Türkiye’deki ilgili politikalar çerçevesinde ele alındıktan sonra, Boğaz’ın Avrupa yakasında yer alan ve günümüzde bütünleşmiş iki komşu Boğaz köyü olan Sarıyer ve Yenimahalle mahallelerinden oluşan tarihi Sarıyer incelenerek değerlendirilmektedir. Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği vurgulu bu çalışma, çalışma alanı için çevresel ve mimari koruma önerileri ile sonuçlanmaktadır.
Sustainable development has become one of the main global agendas of our time since the 1970s. It is undeniable that people must find a way to live in harmony with their natural and built environments in order to protect the earth in the long term. Recognizing that both heritage and sustainability have crucial importance to society, it is essential to promote sustainability as a critical goal, when certifying the continuity of original characteristics in a historic environment. From this perspective, following a discussion on the theory of these two concepts and the framework of related policies in Turkey, this research analyzes and evaluates the historic Sarıyer, composed of Sarıyer and Yenimahalle quarters, two integrated neighbouring Bosphorus villages on the European side of the strait. With an emphasis on sustainability and energy efficiency, this study concludes with environmental and architectural conservation proposals for the study area.

ARTICLE
13.Local Problems on the Coasts of Istanbul: Maltepe-Kartal Coastline
Berrak Kırbaş Akyürek
doi: 10.14744/megaron.2019.35683  Pages 308 - 318
Bir kıyı kenti olan İstanbul’un rekreasyon alanlarının büyük ve önemli bir bölümünü kıyı bölgelerindeki kamusal açık alanlar oluşturur. Bu yeşil alanlar, metropol hayatının hızlı ve kaotik yapısı içerisinde kentlilerin nefes alabildiği sayılı aktivite alanlarıdır. Ancak, her geçen gün artan nüfus ve gerektirdiği yapılaşma, sınırlarını aşan İstanbul’da rekreasyon alanlarının geleceğini tehdit etmektedir. Marmara Denizi’nin kazandırdığı görsel temas ve suyla etkileşim potansiyeline karşın, İstanbullular tarafından benimsenmeyen, yani daha az sayıda kullanıcının yararlandığı, hem suda hem de karada aktivitelere olanak vermeyen kıyı alanları yapılaşma ve özelleşme tehlikesi altındadır. Makalenin amacı, Maltepe-Kartal Sahil şeridi özelinde İstanbul kıyılarında kullanıcı kapsayıcılığını etkileyen fırsat ve problemlerin altını çizmek, kullanıcıların istek ve önerilerine dikkat çekmektir. Piknik aktivitesi, mangal yakımı ve dumanının sebebiyet verdiği çevre ve hava kirliliği ile kıyı alanlarının kullanımını etkileyen, fakat mevcut literatürde yeterince yer bulamayarak tasarım ve planlama aşamalarında göz ardı edilen güncel ve yerel bir problem olarak gözlemlenmiştir. Çalışma kapsamında, yargısal örneklem çerçevesinde karşıt görüşteki kullanıcıların problemin çözümüne ilişkin fikir ve önerileri anket ve mülakat yöntemi ile bir araya getirilmiştir. Sonuç olarak mekana ilişkin farklı görüş ve deneyimlere sahip kullanıcıların katılımıyla elde edilen bulgular, kıyı rekreasyon alanlarının yerel problemlere çözüm üreterek tasarlanması ve planlanması gerekliliğini vurgulamıştır.
Public open spaces in the coastal areas constitute important part of the recreational areas in İstanbul. These green spaces are a few of the limited activity areas where people may relax in the hectic and chaotic metropolitan life. However, the ever-increasing population and rising constructions threaten the future of the coasts of İstanbul. Despite the potential of Marmara Sea as bringing visual and tangible interaction with water, unused and unwelcome recreational areas in coastline where people cannot perform any activity neither on land nor on sea are in the danger of destruction and privatization. This paper aims to underline opportunities and treats that effects user inclusiveness in the recreational areas in the coasts of Istanbul with a research on user’s requests and suggestions in Maltepe-Kartal Coastline. At this juncture, having picnic comes out as a local and critical problem, since air and environmental pollution caused by barbecue and the smoke affect the use of the space for different activities by different users. Although this problem reduces the user inclusiveness, it is rarely discussed in the existing literature, and mainly ignored in the planning and design process. In the scope of the work, the ideas of the users from opposite views are gathered together in the framework of judgmental sample technique by using survey and interview method. Consequently, the findings obtained from the participation of users from different point of views and experiences on the place highlight that the recreation areas in the coasts of İstanbul should be designed and planned by bringing solution to the local problems.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale