YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 11 (2)
Volume: 11  Issue: 2 - 2016
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.21st Century Architecture: Search for the Concept
Zafer Sağdıç
doi: 10.5505/megaron.2016.93064  Pages 179 - 186
1980’lerden beri güncel mimarlığın bağlamdan ziyade önce kavrama yönlendiği bilinen bir gerçektir. Mimarların fonksiyonel ihtiyaçlardan ziyade, tasarımlarını yaparken kavramsal bir arka plan kurgusuna yöneldiği görülmektedir. Günümüz, Baudrillar’ın simülasyon teoreminde refere ettiği üzere gerçeklik, semboller ve toplum ilişkisi arakesitinin sorgulanmasına yönelik bir çağdır. Bu bağlamda, 1980’lerden bu yana, günümüzün yaşantısı ile ilişkili pek çok şey, otoriteler tarafından yaratılan büyükmodern hayat senaryosunun birer parçası gibi gözükmektedir. 1990’lardan 2016’ya kapitalist pazarın neo-liberalist ekonomilerin etkileri altında şekillendiği görülmektedir. Çok kültürlü bir döneme girilmiş ve böylelikle de alternatif medya doğmuştur. bu yıllar aynı zamanda bir çok etkileyici yapının da yıldız mimarlar tarafından praxise katıldığı yıllardır. Böylelikle, bu formülasyona direkt bağlantılı bir linkle projelerin öneminin temel tasarım ilkeleri ve mimari prensipler doğrultusundansa, kavram merkezli olarak oluşturulduğu, ve önemin çok satan projeler oluşturmak olduğu görülmektedir. Bijarke Ingles ve Kopenhag orijinli ofisi BIG mesleğin yükselen kuzeyli yıldızı olarak güncel mimarlık alanına girmiştir. bu bağlamda, makale BIG’in önemli projelerine odaklanarak 21. yüzyılda mimarlık kurgusunun bir kritiğini yapmayı amaç edinmektedir.
The contemporary architecture has been focusing on the creation of concept before giving attention to the context. It is seen that architects are making their designs related with the created conceptual background before thinking on functional necessities. Today is the era of seeking to interrogate relationship among reality, symbols, and society as Baudrillard referred on his simulation theorem. Most of the converging objects of the life from 1980’s till today, can be seen asthe piece of “a great scenery” of the modern life, created by the authorities. During the period in between 1990’s and the 2016, it is seen that the capital market has been formulated under the effects of neo-liberalist economies. The rise of the multiculturalism is started and thus, alternative media is born. These years are the years of having many spectacular buildings of star-architects on the praxis field. Thus having a direct link to this formulation in the architectural field, it can be said that, the importance of the projects are not formulated according to the basic guidelines and architectural principles, however it is focused on concept research on architectural projects, which would be the best-sellers on the market.Bjarke Ingels and his Copenhagen-based firm BIG is disproportionate number of the profession’s rising star from the north side of the world contemporary architecture. Thus, the paper will have the critical overview to the architectural fiction on the 21st century, while it will focus on the important projects of BIG from all over the world.

2.Experiments with the Concept of Authenticity in Studio Pedagogy: Designing with Precedents
Sevgi Türkkan, Arzu Erdem
doi: 10.5505/megaron.2016.03371  Pages 187 - 200
Mimarlık kültürü gibi mimarlık eğitimi de özgünlük kavramına çokça önem atfeden pedagojik gelenekler, modeller ve normlar barındırır. Özgünlük hem “orijinallik, biriciklik”, hem de “kişiye özgülük” anlamlarıyla yaratım sürecinde müellifin yeteneklerini ortaya çıkaran temel bir kavramdır. Romantize edilmiş, yaygın özgünlük kavrayışına göre biçimler yaratıcısının kişisel ifadesi olarak biricik olmalıdır ve dışarından alınan bilgi kişinin gerçek yaratıcılığın önünde bir engel oluşturur. Mimarlık eğitiminin merkezindeki proje stüdyosu, tasarımcı yaklaşımların filizlendiği ve geliştirildiği ortam olarak hiçlikten yaratan, yarı-tanrı müellif figürünü besleyerek onun “özgün” tasarımlarını üretmesine aracı olagelmiştir. 20.yy itibariyle özgünlük kavramı bir çok yaratıcı alanda sorgulanmaya başlasa da günümüz mimarlık eğitimindeki pedagojik yaklaşımları şekillendirmeye devam etmektedir. Biçimsel benzerlik, tekrar ve sıradanlık stüdyo kültürünün tabuları olarak pedagojik uygulamalardaki karşılıklarıyla yaratıcı öğrenme sürecini baskılar. Stüdyo eğitiminde mimari örneklere (öncellere) pasif ve mesafeli bir ilişki ile yaklaşılması da özgün olma endişesinin bir sonucudur. Bu bağlamda, sorulmaya değer bir kaç soru akla gelir. Benzersiz olmak ve hiçlikten tasarlamaya başlamaya dair tabulara meydan okumak, tasarım stüdyosundaki öğrenme sürecini zenginleştirilebilir mi? Dahası, öncellere birer buluntu nesne, manipülasyona da bir tasarım ve öğrenme aracı olarak yaklaşılırsa, stüdyo pedagojisinde yaratıcılık ve öğrenmeye dair alternatif yaklaşımlar geliştirilebilir mi? Bu sorular kapsamında özgünlük ve yaratım kavrayışı üzerine yeniden düşünmek, proje stüdyosunda mimari öncellerin yerini, temsil araçlarının rolünü sorgulamak ve bu vesile ile çok yönlü ve eleştirel tasarım yaklaşımları geliştirmek için iki adet tasarım deneyi yapılmıştır. Burada niyet özgünlük kavramını alaşağı etmek veya mimarlık eğitiminde etkisiz hale getirmek değil, bu kavramı biçimsel biricikliğin ötesinde, mimarlık bilgisinin çok yönlü değerlerini hesaba katan, eleştirel bir pedagojik tavırla yeniden ele almaktır.
Architectural education, like architectural culture, is charged with responsibility for traditions, rituals, pedagogical models, and norms that place great importance on authenticity. Authenticity, meaning originality or genuineness as well as referring to an individual’s creative faculties, is a fundamental concept that distinguishes the designer’s capabilities in a creative process. Situated at the core of architectural education, the design studio has long been serving as an environment for the semi-god creator to invent his “authentic” designs ex-nihilo. The prevalent conception of authenticity is a romanticized one, where unique forms are a means of personal expression and exterior influences are intruders into one’s true creativity. Although “authenticity” was subjected to heavy criticism during the 20th century in various fields, it continues to shape pedagogical tendencies in architectural education today. Taboos on formal similarity, repetition, and ordinariness continue to pressure studio culture. One of the pedagogical implications of this obsession with “authenticity” is to restrict interaction with precedents in design education. It is worth asking if subverting these taboos on authenticity enhances design studio learning. Is it possible to re-approach precedents as found objects, and manipulation as a tool for alternative modes of creativity and learning in the studio environment? Two design experiments have been devised to rethink authenticity and creation in studio pedagogy, and to experiment with manipulation of precedents as a potential learning and designing resource. It is not intended to neglect or overthrow the concept of “authenticity” in the design studio, but to reassess it with a critical pedagogical approach that acknowledges architectural qualities other than the purely formal.

3.Architectural Competitions as an Instrument for ‘Urban Rationalization’ in the Context of the Discourse of ‘Consistency’ in Modernity; the Case of Berlin
Evin Eriş, Doç. Dr. Yasemen Say Özer
doi: 10.5505/megaron.2016.48243  Pages 201 - 216
Bu makale Berlin kentinde İkinci Dünya Savaşı sonrasından günümüze dek uzanan periyotta kentin biçimlenmesinde önemli yer tutan mimari ve kentsel tasarım yarışma projelerini ve bunların arkasında yatan fikirleri incelemeyi hedeflemektedir. 19. yüzyıl sonu ve 20. Yüzyılın başından itibaren modernite ilkeleri doğrultusunda biçimlendiği gözlenen Berlin kentinin savaş sonrası dönemde bu ilkeleri hangi koşullarda ve hangi mekanizmalarla gerçekleştirdiği sorusundan hareketle, yarışma projelerine odaklanan makale, tüm kültürel ve düşünsel süreçlerin arkasında bir ortak aklın ne derece belirleyici olduğu konusunu problemleştirir. Modernitenin başlangıç dönemindeki aydınlanmacı ve pozitivist bakış açısının, modernite fikrinin içinde barındırdığı ‘tutarlılık’ anlatısının özünü oluşturduğu varsayımından hareketle, modernite düşüncesinin arka planında önemli yer tutan rasyonalite olgusunun yarışma projeleri aracılığıyla nasıl hayata geçirilmeye çalışıldığı ve bu anlamda kentin kimliğini nasıl oluşturduğu incelenmektedir. Bu bağlamda, gerek modernite ile özdeşleştirilebilen, gerekse modernite sonrası dönemde geçirdiği siyasal ve ekonomik dönüşümler yüzünden Postmodern dönemle özdeşleştirilebilen Berlin kentinin dönüşümü incelenecektir. Çalışma alanı olarak Berlin kenti iki sebepten ötürü seçilmiştir. Bunlardan ilki, en temel tez-antitez ikilisini oluşturan sosyalist ve kapitalist sistemleri temsil eden Doğu ve Batı bloklarının kesişiminde yer alıyor olması, ikincisi ise, modernitenin doğduğu coğrafyada yer almış olup, ‘modern’ kente dair ve rasyonalite odaklı pratikler ve söylemler açısından kendisine pek çok kez ve durumda referans verilmiş olmasıdır. Bu kurgu dahilinde, Berlin kent özelinde modernite fikrinin mimari ve kente yansımaları bağlamında, kentsel analiz yöntemlerinden kartografik yöntem kullanılarak değerlendirilmeler yapılmıştır. 1945-2015 yılları arasındaki dönem, tarihteki çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel kırılma noktaları esas alınarak 3 alt dönemde incelenmiş olup, bu dönemlerde yarışma projelerinin nitelikleri kartografik çalışmalar üzerinden değerlendirilmiştir.
This article discusses some architectural and urban design competition projects, as well as the ideas that influenced them, which have had a significant place in the development of Berlin since World War II. The article focuses on competition projects, beginning with questions regarding which circumstances and mechanisms are used to realize the principles of modernity, and problematizes the extent to which common wisdom is decisive in cultural and intellectual processes in Berlin, which has been configured based on principles of modernity since the late 19th century and early 20th century. With the assumption that the positivist perspective of enlightenment during early phases of modernity constituted the essence of the “discourse of consistency,” it is intended to analyze how attempts are made to materialize the notion of rationality - a significant feature of the idea of modernity - in architectural competitions, and how it embodies the identity of Berlin. The transformation of Berlin, which can be associated both with modernity and post-modernity due to its political and economic transformations after the period of modernity is also examined. Berlin was selected as the case study for two primary reasons; first, it was where the Eastern and Western blocs met, representing socialist and capitalist systems. Second, Berlin is in the geographical region where modernity was born, and therefore it has often been referred to in rationality-based practices and discourse regarding a “modern” city. Within the context of reflections of the idea of modernity on both architecture and cities, and with specific reference to the city of Berlin, assessments of entries in architectural competitions held between 1945-2014 during 3 sub-periods defined by critical political, economic, cultural inflection points are made using cartographical method of urban analysis.

4.Defining Fire Safety Design in Architectural Education
Ezgi Korkmaz
doi: 10.5505/megaron.2016.07279  Pages 217 - 229
Yangın güvenlikli tasarım, yangın sırasında binalarda can ve mal güvenliğinin korunumu için en temel gerekliliklerden biridir. Her binanın yangın riskine sahip olması ve yangın oluşumunun tamamen engellenememesi, konunun ciddiyetle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Binalarda yangın korunumu disiplinlerarası bir çalışmayı gerektirmektedir. Ancak özellikle binanın tasarım ve uygulama sürecinde etkin rolü olan, yasa ve yönetmeliklere uygunluğu konusunu tasarım girdisi olarak ele alan/alması gereken mimarların, konu ile ilgili bilgilerini ve ilgili yönetmelikleri mesleki öğretim süreçlerinde değerlendirmesi önem taşımaktadır. Eğitimde yangın güvenlikli tasarım dersinin/derslerinin üniversitelerin mimarlık bölümlerinde ya tümüyle yer almaması yada derslerin içeriğinde yeterli düzeyde verilmemesi mesleki alanda gerçekleşen üretimlerde eksikliğe neden olmaktadır. Türkiye genelinde yapılan binalar incelendiğinde, bir çoğunda yangın güvenliği için gerekli tasarım kriterlerinin bulunmadığı görülmekte ve bunun nedenlerinden birinin eğitimde yaşanan eksiklikten kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu amaçla çalışma kapsamında, yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 90 üniversitede bulunan mimarlık bölümlerindeki ders programları incelenmiş ve öğretim üyeleri ile bir anket çalışması yapılmıştır. Çıkan sonuçlar değerlendirilerek eksikler ortaya koyulmaya ve öneriler sunulmaya çalışılmıştır.
Fire safety design in buildings is a basic precaution for preserving security of life and property during fire. It should be addressed with care, since fire cannot be prevented completely and there is a risk of fire in any building. Building fire safety requires interdisciplinary study. However, it is especially important for architects to utilize their knowledge of the subject in professional education, as architects have a critical role in the design and construction processes of a building and must consider the law and regulations as design inputs. The fact that a fire safety design course is not offered as part of the curriculum of every architecture faculty, and that it is not being taught sufficiently within other course content, means there is a lack of awareness and knowledge. Many buildings in Turkey do not meet criteria for fire safety design, and this is considered a result of shortcomings in education. This study examined the curricula of 90 architecture departments in Turkey and a survey of academics was conducted. The results were evaluated and suggestions proposed accordingly.

5.Sequential Form Formation Diagrams in Architectural Design
Berk Özdemir, Feride Önal
doi: 10.5505/megaron.2016.32932  Pages 230 - 240
Araştırma kapsamında mimarlıkta diyagramatik tasarım yaklaşımları ve kullanımlarının, tasarım araç, yöntem ve süreç gelişimleri üzerinden tanımlamaları tartışılmakta, form arayışında araç olarak diyagram kullanımının getirdiği esnek ve sübjektif yaklaşımlar değerlendirilmektedir. Veri analizlerindeki yorumlamaların, diyagramatik yöntemler ile mimari ürünün oluşmasındaki etkileri incelenerek diyagram kullanımları irdelenmekte, ortaya koyulan bu kuramsal altyapı üzerine, günümüz mimarlık ortamında kullanımı dikkat çeken bir tasarım temsil yöntemi olarak sıralı form oluşum diyagramlarının tanımlaması yapılmakta, yöntemin bileşenlerinin ve potansiyellerinin analizleri gerçekleştirilmektedir. Bu diyagramların verilerin işlendiği bir tasarım aracı mı yoksa sadece bir sunum tekniği mi olduğu tartışılmakta, Mimari tasarım yarışma projelerinde kullanılan sıralı form oluşum diyagram örnekleri üzerinden ele alınan diyagramatik stratejilerin ve sonuçlarının kentle ve kullanıcı ile kurduğu ilişkilere etkisi sorgulanmaktadır. Bu doğrultuda ele alınan proje örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmeler sonucunda yöntemin biçimsel, işlevsel ve kavramsal önceliklerine göre bir sınıflandırması ortaya koyulmakta, diyagramların ve bunların kendi içerisindeki tasarım hamlelerinin analizleri gerçekleştirilmektedir.
This article discusses approaches to architectural design and the use of diagrams as a design tool, including specifications for the development process and methods of use of diagrams, and evaluates this approach that is both flexible and subjective. Interpretations of information and data analysis using diagrammatic methods and their effects on creation of architectural form are examined. Based on theoretical foundation established in the initial section of the report, the second half analyzes research regarding sequential form formation diagrams, examining their content and potential. The question, “Is it a design tool or just a simple presentation technique?” was considered with regard to diagrams submitted for architectural competitions based on diagrammatic strategies and the effects on the city and users. Using these considerations for the sample projects, a formal, functional and conceptual classification was created to analyze such diagrams and design steps.

6.A Pareto Based Genetic Algorithm Model for Sustainable Site Layout Design of Social Housing: SSPM
Yazgı Badem Aksoy, Gülen Çağdaş, Özgün Balaban
doi: 10.5505/megaron.2016.38233  Pages 241 - 253
Sürdürülebilir bina tasarımı geleneksel bina tasarımına göre daha karmaşık bir sürece sahiptir. Bunun nedeni birlikte alınması gereken fakat birbiriyle çelişen pek çok tasarım kararının erken tasarım evresinde alınması gerekliliğidir. Sürdürülebilir tasarımın erken evresinde tasarımcıya yardımcı bir karar destek sistemine ihtiyaç kaçınılmazdır fakat tasarım endüstrisinde, bilgisayar tabanlı araçlar tasarım sürecinin önemli bir parçasını oluşturmalarına rağmen, erken tasarım evresi bilgisayar desteğinin en az kullanıldığı evre olmuştur. Bu çalışmada, pareto temelli bastırılmamış sınıflandırmalı genetik algoritma (NSGA-II) kullanılarak pek çok tasarım kriterini göz önünde bulundurması gereken tasarımcıya karar verme sürecinde yardımcı olacak bir model geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu konuda yapılmış diğer modellerden farklı olarak, LEED ve BREAM arazi yerleşim kriterlerinin yanında yerel yönetmelikleri ve yerel iklim şartlarını da göz önünde bulunduran modelin, üretilen alternatifleri uygunluk puanlarına göre birbirleriyle kıyaslayarak pareto optimal sonuçlar üretmesi, tasarımcıyı sürdürülebilir arazi kullanım çözümlerine götürecektir. Sürdürülebilir Arazi Yerleşme Planlama Modeli, karmaşık problemlerin çözümünde tercih edilen evrimsel algoritmaların sürdürülebilir arazi yerleşiminde kullanılmasıyla, hesaplamalı tasarım ve sürdürülebilir mimarlık kavramlarının arakesitinde yer alan ve her iki disiplinin olanaklarını bir arada kullanan, erken tasarım evresinde toplu konut bloklarının araziye yerleşiminde mimarı yönlendirebilecek bir karar destek sistemi olarak önerilmiştir.
Sustainable architectural design process is more complicated than traditional building design because it has its own regulations that require calculations and comparisons that also need to be considered. For this article, sustainability parameters were accepted as the standards of green building certification systems (LEED and BREEAM), local climate conditions, and local building regulations. There are conflicting criteria according to those sustainability parameters. As a result, Pareto genetic algorithm was chosen to address multiple objectives by incorporating the Pareto concept of domination. An efficient, sustainable design should be developed during conceptual stage, when the most important decisions are made, so that a decision support system can be developed with the help of Pareto-based non-dominated genetic algorithm (NSGA-II) to evaluate several possibly conflicting objectives. This article discusses a model that aims to produce site layout alternatives according to sustainability criteria for social housing units.

7.Rethinking Bergsonism Through a Deleuzian Ontology in Architectural Design
Tolga Sayın
doi: 10.5505/megaron.2016.30074  Pages 254 - 264
Bergsonculuk, Gilles Deleuze’ün Fransız filozof Henri Bergson üzerine yazdığı ana metinlerden biridir. Makalede Deleuze’ün çokluk fikrinin mimari tasarıma yansımaları Deleuze’ün Bergsonculukta belirlediği yöntem olarak sezgi düşüncesi üzerinden tekrar düşünülmektedir. Konuyla ilgili deneysel bir araştırma, yazar tarafından 2014-2015 öğretim yılı bahar döneminde Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü MIM 202 Tasarım Stüdyosu dersinde gerçekleştirilmiştir. Deneyde bir taraftan Deleuzecü düşüncede yeninin üretimi, diğer tarafta temsilin uzlaştırıcılığından bağımsız öznel tekillikleri ortaya konmaktadır. Pragmatik bir tasarım yaklaşımında anlatısal olmayan temsilin ölçülemeyen yeğinlikleri, elle-çizim hareketinde sezgisel bir devinim olarak ele alınmaktadır. Diyagramatik bir dolayımın zemininde kurgulanmasına rağmen sezgi dolaysız veriye işaret eder. Tasarımcının süresi, ontolojik çokluğun olumlandığı, dolaysız bilgiyi ortaya çıkaracağı sezgiselliği koşullandırır. Süredeki bölünemeyen ve ölçülemeyen doğal farkların devinimine, bir eğilim olarak ortaya çıkan derece farklarına bölünebilir ve ölçülebilir diyagramatik mekansallaşmalar eklemlenir. Kavramı başlangıç olarak kabul etmeyen dolayısıyla uzlaştırıcı olmayan bir tasarım düşüncesinde, kavram yerine saf algılar ve tekil özelliklerin bağlı olduğu eklemlenmeler, deneyimin koşularına bağlı olarak ortaya çıkar. Böyle bir tasarım düşüncesinde özdeşliğe ve özdeşleşmeye direnen diyagramatik temsiller, sezginin dolayımsızlığıyla farklı eğilimler, yeğinlikler ve yeni başlangıçlar oluştururlar.
“Bergsonism,” written by Gilles Deleuze, is one of the primary texts on French philosopher Henri Bergson. This article reconsiders reflections on Deleuzian sense of multiplicity in architectural design through the “intuition as method” described in the concepts of Bergsonism. Experimental research was conducted by the author of the present article in the 2014-2015 spring term at Faculty of Architectural and Design of Maltepe University in ARCH 202 Design Studio. The work led to the production of the new and subjective singularities in architectural design, independent of mediation of representation. In a pragmatic design approach, movement of drawing by hand with an intuitive flow/flux not related to narrative representation is discussed through incommensurable intensities. Although based on a meditative, imaginary, diagrammatic “ground”, intuition provides immediate data.Affirming ontological multiplicities, intuition/duration immediate data that produces the conditions of intuitivity. Dividable and quantifiable diagrammatic spatializations are articulated during the flux of that is emerging immeasurably as “differences in nature” and tendencies that are emerging as “differences in kind”. It is a design thinking without necessarily accepting “concept” as a beginning, and it accepts pure perception, articulations connected to singular characteristics occurring according to the conditions of the experience. This kind of design thinking resists labeling and identifying diagrammatic representations producing different tendencies, intensities and new beginnings by immediate intuition.

8.On Tools and Representation
Betül Orbey, Sinan Mert Şener
doi: 10.5505/MEGARON.2016.14880  Pages 265 - 272
Teknoloji ve gereçler insanlığın evrimine çeşitli açılardan etki etmiş, nasıl düşündüpümüz, nasıl yaşadığımız ve nasıl çalıştığımız, kullandığımız ve geliştirdiğimiz gereçlerle değişmiştir. Tasarım süreçleri ve mimarlık pratiği de bu değişimi deneyimlemiştir. Bir zamanlar “yapı-ustası” olan mimar, kağıt ve stardize edilmiş kalem kalınlıklarının tasarım ortamına girmesi ile inşa sürecinden kopmuş, çizim masasında vakit geçirir olmuş. Zaman içinde gelişen teknolojiler ise, Visser gibi araştırmacıların tasarım sürecinin ortak özellikleri olmakla birlikte, tasarım ortamına göre tasarım değişkenlerine bağlı olarak farklı biçimlere bürünebileceğini öne sürmüştür. Bu çalışma da, tasarım gerecini bir değişken olarak ele alarak, mimarın iletişim biçimlerini nasıl değiştirdiğini irdeler. Bunun için Yapı dergisi 1973–2015 yılları arasında taranmış ve yayınlanan projelerin temsil tipleri üzerinden bir okuma yapılmıştır. Buna göre, 1990’lı yıllarda ilk kez görülen 3 boyutlu modellerle beraber, şemalar, 3 boyutlu gerçekçi anlatımlar ve betimleyici grafikler görülmeye başlanmıştır. Öncesinde uygulama çizimi tadında ve sadece mimar kişilerin anlayabildiği çizimlerin artık yerlerini açıklayıcı, sürece mimar olmayan kişilerin de dahil olabildiği, süreç gelişiminin öne çıktığı keşif dürtüsünü tetikleyen temsillere bıraktığı görülmektedir.
Technology and tools have contributed a great deal to human evolution in terms of how we think, live, and work. The design domain has also witnessed and experienced changes in technology and design tools. Once a “master-builder,” the architect has today become merely a designer, as fundamental tools of design introduced to the profession, such as paper and standardized line weight lead pencils, have drawn the architect away from the construction site and closer to the drawing board.
Similar examples led researchers such as Visser to define the domain of design as having certain commonalities as well as distinct characteristics, depending on the design situation. In the same vein, this study takes the design tool as a design variant and investigates how it has affected the way architects present their work. To achieve this, issues of Yapı magazine from 1973-2015 were retrieved and representational graphics of projects published were categorized.
It was noted that after the introduction of 3-dimensional representations in the 1990s, the use of more realistic diagrams and images grew, and this led to the reconstruction of the relationship between the architect and his audience, and made it a more inclusive, experiential and process-oriented relationship.

9.Making Urban Heritage Visible by the Help of Lighting: A Cistern Example in the Historical İzmir Kadifekale
Arzu Cılasun, Göze Bayram
doi: 10.5505/megaron.2016.17363  Pages 273 - 281
Kentin mirasını oluşturan önemli tarihi yapıların restore edilerek günümüzde de, aynı ya da yeni işlevi ile kullanılması öncelik verilmesi gereken bir mimari yaklaşımdır. Tarihi yapılar restorasyon ile tekrar kente kazandırılırken, yapının ziyaretçiler tarafından algılanabilmesi ve kullanılabilmesi için görsel ihtiyaçları karşılayacak doğru bir aydınlatma tasarımı gerekmektedir. Yapılan aydınlatma tasarımında, mimari yapıya mümkün olduğu kadar az müdahale edilmelidir. Bu çalışmada, restorasyonun ardından yeni işlevi ile geçici sergi mekanı olarak kullanılması düşünülen Tarihi İzmir Kadifekale Sarnıç örneği ele alındı. Yapı için; görsel konfor, fonksiyonel ihtiyaç ve estetik gibi birçok farklı parametreye bağlı olarak hazırlanan aydınlatma tasarım yaklaşımları ve tasarıma ilişkin detaylar bu çalışmada aktarıldı.
Restoring or renovating important historical sites and buildings, for either the original or a new purpose, ensures the continuation of cultural heritage. When reacquiring such sites as part of a city’s heritage, they must be safely and effectively designed. Lighting is one of the necessary components of this design phase. Lighting design of historic sites should be very sensitive to the original construction and interventions should be kept at minimum. This article discusses the renovated cistern in İzmir’s Kadifekale that is to be used as an exhibition hall. Various parameters were considered for the lighting design of cistern, such as visual comfort, functional requirements and aesthetics. This article discusses the approach and methods of the lighting design for the historic cistern in detail.

10.Information Communications Technology-Aided Interactive Space Design Process
Burçin Cem Arabacıoğlu, Saadet Aytıs
doi: 10.5505/megaron.2016.82712  Pages 282 - 290
Günümüzde etkileşimlilik kavramı ve etkileşimli ürünler çağdaş yaşantımızın önemli bir parçası haline gelmiştir. 80’li yılların başından bu yana bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişim süreci ile birlikte evrimleşen etkileşimli arayüzler bugün sadece elektronik tüketici ürünlerde sınırlı kalmayarak gündelik hayatımızda kullandığımız birçok ürüne entegre edilmiştir. Mekân tasarımı alanlarında da akıllı bina sistemlerinin binalara entegrasyonu ile birlikte etkileşimli tasarımlar bina kullanıcılarına sunulmaya başlamıştır. Bugün, akıllı bina sistemleri sadece binaların daha ekonomik işletilmesi amacıyla değil, daha fazla konforun sağlanması amacıyla da kullanılmaktadır. Çağdaş akıllı bina sistemleri bu ihtiyaca göre çok çeşitli ara birimlerle ilişkilenen karmaşık bir otomatik algılama, karar verme ve tepki verme mekanizması durumuna gelirken bu teknolojilerdeki son gelişmelerle artık sisteme yüklenmemiş verileri de öğrenebilme yeteneğini kazanmaktadır. Mekân tasarımında da özellikle yirminci yüzyılda yoğun bir şekilde hissedilen standartlaşma karşısında bu sistemlerin sağlamış olduğu etkileşimli kişiselleşebilirlik özelliği çok önemli avantajlar sağlayacaktır.
The concepts of interactivity and interactive products have become an important part of our modern life. Interactive interfaces, which have evolved with the help of rapid developments in information technologies since the beginning of the 1980s, are not just limited to electronic consumer products, but are integrated into many products of daily life. The integration of intelligent building systems brought interactive design to building users. Today, intelligent building systems are used not only to operate facilities more economically, but also to provide more comfort. Based on these needs, with the latest developments in these technologies, contemporary intelligent building systems are becoming a complicated mechanism of automatic perception, decision and response for various interfaces, as well as capable of learning data that were not installed in the system. In contrast to the pervasive standardization of design of 20th century products and buildings, the characteristics of interactive customization that these systems provide can offer very important advantages.

11.The Role of Urban Agriculture and Local Authorities in Protecting Agricultural Land in Metropolitan Cities
Sevinç Bahar Yenigül
doi: 10.5505/megaron.2016.48568  Pages 291 - 299
Kırsal alanların kentsel alanlarla iç içe geçmesiyle birlikte kırsal, kırsallık, tarım ve tarımsal üretime yönelik yeni kavramlar gelişmektedir. Dünyada tarımsal üretimi yeniden biçimlendiren ve kentsel tarım kavramıyla birlikte de tarımı yeniden kentsel faaliyet olarak tanımlayan yaklaşımlar oluşmuştur. Bu yaklaşımlarla kentsel tarımın kentlerde uygulanabilirliğine yönelik düzenlemeler gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimlerin gündeminde yer almaya başlamıştır. Hızlı kentsel büyüme süreciyle birlikte gelişen ekonomik ve sosyal ihtiyaçların sağlıklı biçimde karşılanması, kentsel kalkınma planları ve belediyeler ölçeğinde hayata geçirilecek düzenlemelerle mümkün olabileceği görüşü ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda kentsel tarım; kentsel gıda güvencesi, yoksulluğun azaltılması, yerel ekonomik ve sürdürülebilir kentsel gelişmeye katkısı nedeniyle dünyada birçok ülkede sürdürülebilir kentsel gelişme politikalarında önemli bir strateji olarak görülmektedir. Bu çalışmada kentsel tarım kavramı tartışılmakta, konunun Türkiye’de kırsal ve kentsel alanları bir arada içeren günümüz büyük şehirlerinde tarımsal alanların ve tarımsal üretimin sürdürülebilir kılınması yönünde uygulanabilirliği tartışılmaktadır. Bu kapsamda çalışma yerel yönetim yapısındaki güncel değişikliklerle birlikte kentsel tarım uygulamalarında yerel yönetimlerin değişen rolünü tartışmaktadır. Çalışmanın sonucu olarak; sürdürülebilir kentsel gelişme politikalarında tarımsal üretimin sosyal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğe etkileri nedeniyle kentsel tarım uygulamalarının önemi ortaya konmaktadır. Tarım ve tarımsal üretim yerel yönetimlerin çalışma konuları arasında yer almaya başlarken, Türkiye’de tarımsal üretime yönelik konularda büyükşehir yönetimlerinin de önemli bir aktör haline geldiği sonucu ortaya konmaktadır.
With the intertwining of rural and urban areas, new concepts have emerged about rural areas and agricultural production. New approaches have been created to restructure agricultural production and define agriculture as an urban activity. With the help of these approaches, regulations aimed at the applicability of urban agriculture began to appear on the agenda of both central and local governments. It is understood that in order to meet the economic and social demands arising as a result of rapid urbanization processes in a reliable way, urban development plans and regulations at the local government level are needed. In this context, many countries regard urban agriculture as an important strategy in their urban policy arsenal because of its contributions to urban food safety, local sustainable economic development and decreasing urban poverty. This study explores the concept of urban agriculture and its applicability in metropolitan cities where rural and urban land meet. Within this framework, changes to contemporary legislation and the changing role of local governments in urban agriculture practices are also discussed. The importance of urban agriculture practices in sustainable urban development policies because of their social, economic and environmental impacts is emphasized. In conclusion, it is noted that just as agriculture and agricultural production are becoming an area of study for local governments, metropolitan municipalities are also becoming important actors in matters related to agricultural production in Turkey.

12.Effect of Main Innovation Areas on Organizational Performance in Construction Companies
Tuğçe Ercan
doi: 10.5505/megaron.2016.19327  Pages 300 - 308
İnovasyon kavramı içinde teknolojiyi, yenilikçiliği ve buluşu içeren, ekonomik ve toplumsal değer yaratmak için ürünlerde, hizmetlerde ve iş yapış yöntemlerinde yapılan değişiklik, farklılık ve yenilikler olarak tanımlanabilir. İnovasyon, bir işletme içinde farklı alanlarda gerçekleşebilmektedir. Ürün, süreç, müşteri, tedarik biçimi, marka değeri gibi inovasyon alanları, her işletme için farklı önem düzeyine sahip potansiyel değer yaratma kaynaklarını içermektedir. Ancak inşaat sektörü bağlamında farklı inovasyon alanlarının örgüt performansına etkilerine ilişkin bilimsel çalışmalar oldukça yetersizdir. Bu bağlamda bu çalışma, küçük ve orta ölçekli yapım firmalarında inovasyon alanlarının örgüt performansı üzerindeki etkilerini araştırmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda ilk olarak inovasyon kavramına değinilmiş ve yapım firmalarındaki inovasyonun gelişimi araştırılmıştır. Ardından inovasyon kavramı alt unsurlarıyla yapım firmaları üzerinden irdelenmiştir. Son olarak metodoloji bölümünde ise araştırma yöntemi olarak belirlenen Delphi Tekniği ve Delphi anketlerinin uygulanma süreçleri açıklanmış, yapım firmalarındaki farklı inovasyon alanlarının örgüt performansı üzerindeki etki seviyeleri ve etki dereceleri değerlendirilmiştir. Delphi anketlerinin sonuçlarına göre “çalışma ağı” inovasyon alanı, yapım firmalarının örgüt performansları için etki seviyesi en yüksek alandır. Buna karşın “teklif” (ürün/hizmet) inovasyon alanı, yapım firmasının performansına karşı en düşük etki seviyesine sahip inovasyon alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları yapım firmalarında karar verme süreçlerine destek olacak, inovasyon yönetimi planları için girdi oluşturacaktır.
Innovation concept includes technology, change, and invention. The concept can be defined as making any alteration, variation or innovation to services and products in order to create economic and social value for the society (Elçi, 2006), and innovation can occur in different areas of construction companies. Product, process, client, manner of procurement, and brand awareness are areas of innovation that have different importance levels for each company type. However, scientific research on the effect of innovation areas on organizational performance is rare in the literature. In this context, the objective of this study was to investigate the relationships between innovation areas and performance in small and medium-sized construction companies using the Delphi method of analysis. First, innovation concept was explained in detail, and particularly the development of the concept in the construction industry. Then, subcomponents of the concept were discussed with regard to construction business. Delphi results indicated that in small and medium-sized construction companies, the “working network” innovation area is the most effective with regard to organizational performance, and the “product proposal” innovation area has the lowest level of impact on performance. These results can contribute to the managerial decision-making process of construction companies and can be used as a resource for developing an innovation management plan.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale