YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 14 Issue: 3
Year: 2019

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print











 
Search





Megaron: 10 (3)
Volume: 10  Issue: 3 - 2015
Hide Abstracts | << Back
VIEWPOINT
1.The Ij-plein: Housing At The Threshold of Urban Policies
Esen Gökçe Özdamar
doi: 10.5505/MEGARON.2015.24008  Pages 273 - 281
Abstract | Full Text PDF

2.Observations on the Ottoman Period Towers of Van Citadel
Hasan Fırat Diker
doi: 10.5505/MEGARON.2015.84856  Pages 282 - 293
Abstract | Full Text PDF

ARTICLE
3.An Offbeat Spatiality of the New Generation Small Housing Units in Istanbul
Nilay Ünsal Gülmez, Türkan Ulusu Uraz
doi: 10.5505/MEGARON.2015.42204  Pages 294 - 304
Bu yazı, İstanbul’da, küçük konut üretimindeki yeni gelişmeleri; alternatif/küçük hanehalkları konusundaki demografik değişimler üzerinden ve mekansallık kavramı çevrevesinde geliştirilen kuramsal yaklaşım ışığında ele alır.

Yazının akışı içerisinde iki temel izlek belirlenmiştir. Öncelikle İstanbul’daki demografik değişim, bu değişimin İstanbul konut piyasasına olası etkileri, ve bunlarla ilişkilenerek ‘mekansallık’ kavramları tartışılacaktır. İkinci olarak İstanbul konut piyasasının önemli paydaşlarının (Nef, Dumankaya ve Varyap) alternatif/küçük hanehalklarını cezbetmeye yönelik pazarlama stratejileri yorumlanacak; ardından bunların ürettikleri çoğunlukla standart küçük konut şemaları arasından, ayırt edici nitelikleri olan az sayıdaki sıradışı örnek mekansallık kavramı çerçevesinde geliştirilen kuramsal yaklaşım ışığında analiz edilecektir. Amaç bu sıradışı şemaların, geleneksel çekirdek aile prototipi dışındaki hanehalklarının barınma pratikleri açısından taşıdıkları/önerdikleri potansiyelleri tartışmaya açmaktır.
This paper aims at investigating new residential trends in Istanbul accompanying the demographic change that introduces an increasing diversity of small/alternative (non-traditional/non-family) households to the housing market. Moreover, it triggers a theoretical debate on the concept of “offbeat spatiality”.

The paper has a twofold structure. First, the demographic change and its impacts in Istanbul and the concept of the spatiality of small housing units in relation to small /alternative household types are examined. Subsequently, the marketing strategies of three major entrepreneurs (Real Estate Investors, i.e. Nef, Dumankaya and Varyap) developed to attract small households are interpreted. Then, a limited number of offbeat schemes detected among the mostly standardized small housing production of these entrepreneurs and considered to be more appropriate for peculiar features of small/alternative households have been analyzed. The aim is to unfold the spatial potentials of such offbeat schemes for further housing demands of non-traditional households.

4.Developmental Implications of Children Bedroom in the Interior Environment and Implementations of Adults Preferences
Meryem Yalçın, Kemal Yıldırım, Ayşe Müge Bozdayı
doi: 10.5505/MEGARON.2015.55798  Pages 305 - 316
Çocuğun mekân ile etkileşimi, mekânın çocuğa sunduğu imkânlara bağlıdır. Çocuğun keşfedebileceği, sınayabileceği, duyularını uyaran mekânların çocukların öğrenme kapasiteleri ve yetenekleri üzerinde olduğu kadar davranışları üzerinde olumlu etkileri olduğu birçok sosyolog, psikolog ve çevre tasarımcısı tarafından ortaya konmuştur. Ancak profesyoneller çocuk mekan tasarımlarında mekansal bakış açılarını müşteri gereksinimlerine ve bütçelerine göre yönlendirmektedirler.Bu yüzden çalışmanın odak noktası yetişkinlerin çocuk odalarındaki beklentileri, terchleri ve gereksinimleri günümüzdeki etkileri ve iç mekandaki etkileridir.Çalışmanın yöntemi çeşitli kaynaklar, çocuk araştırma verileri, anketler, gözlem sonucunda elde edilen verilere dayanarak çocukların mekansal ihtiyaç, tercih ve beklentileri tespit edilmesinden oluşmuştur. Bu kapsamda 160 katılımcıya uygulanan anketlerin ana başlıkları şöyledir: Çocukların Bağımsız Oda Durumu, Odaların Boyutları, Zemin Kaplama, Duvar Kaplaması ve Duvar Rengi, Odalarda Kalma İsteği ve Geçirilen Süre, Mobilyalar, Genel ve Malzeme Tercihlerine ve Mobilya seçiminde dikkat edilen hususlar günümüz koşullarında çocuk odasına yaklaşım konusunda örneklem oluştururken, bu örneklem çerçevesinde günümüz koşulları içersinde olması gereken fiziksel nitelikleri tartışmaktadır.
Many sociologists, psychologists and environmental designers have suggested that physical environment is stimulating the senses of children where they can explore and experiment not only positively effects their learning ability and skills but also influences their behavior. However practitioners of children space design adapt their spatial perspectives to meet the clients' needs and find new ways to work imaginatively within budget constraints. For this reason the focus of this study is to discuss the expectations, preferences and necessities of children’s bedrooms by adults as an example of their contemporary implementation and implications within the interior environment. The method used is examination of various publications, results of children study researches, surveys, observations in order to determine their needs, preferences, concerns and expectations. In the study 160 completed questionnaires were used under the following headings; The status of children with the possession of a room of their own, dimensions of the bedrooms, floor covering, wall papers or covering and wall colors, children desire to spend time in the room and the time spent, furniture, matters taken into account in preference of furniture, general and material preferences, while these present paradigms in the approach to children’s bedrooms at the present day, the physical qualities that need to be included within the framework of this context is the matter of discussion and argument.

5.Design Method for Radially Retractable Single DOF Plate Structure Based on Regular 1-Uniform Regular Tessellations
Aylin Gazi, Koray Korkmaz
doi: 10.5505/MEGARON.2015.53244  Pages 317 - 331
Bu yazıda tek serbestlik dereceli, radyal açılır kapanır, düzlem plakalardan oluşan strüktürlerin tasarımı için bir yöntem geliştirilmiştir. Plakaların biçiminin düzgün çokgenler olması istenmektedir ve herhangi bir konfigürasyonda üst üste gelmemeleri ve strüktür kapandığında da hiçbir boşluk olmaması istenmektedir. Yöntem matematikteki tesselasyon geometri bilgisinden yararlanılarak geliştirilmiştir. Bu nedenle öncelikle tesselasyon sonra poligon şekli dikkate alınarak yapılan bir sınıflandırılma anlatılmıştır. Daha sonra düzenli tesselasyonlar kullanılarak radyal açılır kapanır strüktür tasarımı yapmamızı sağlayacak yöntem açıklanmıştır. Yöntem plaka tiplerini, şekillerini buldururken, sadece döner mafsallar ile plakaların nasıl monte edileceğinde de tasarımcıya yol gösterir. Bu yazıda düzenli poligonlardan oluşan tesselayonlardan yararlanılarak tasarlanan, çeşitli plakalar ve döner mafsallardan oluşan strüktürler tek serbestlik dereceli çok devreli mekanizmalardır. Tek serbestlik dereceli mekanizmalar olduklarını kanıtlamak için birçok hareketlilik analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda, çıkarıldığında mekanizmanın hareketliliğini etkilemeyen (fazla) plakaların olduğu ve bu fazla plakaların sayısını saptayabileceğimiz bir teori geliştirilmiştir. Ayrıca pasif döner mafsallar da olduğu saptanmıştır. Mimari uygulamalarda çok daha fazla sayıda plaka ve mafsal kullanıldığında, fazla plakalar ve pasif mafsallar estetik veya fonksiyonel sebeplerle gerektiğinde çıkarılıp tekrar monte edilebilir. Son olarak yapı enerji tüketimini azaltmak için bina dış cephesine radyal açılır kapanır bir strüktür güneş kırıcı olarak önerilmiştir.
This paper is concerned with a method of designing single degree of freedom (DOF) radially retractable planar plate structures (RRPS). The shape of the plates are desired to be regular polygons and they are not allowed to overlap in any configuration and no gaps in the closed configuration. The method has been developed by translating geometric knowledge of tessellation in math. Therefore the paper firstly introduces the fundamentals of tessellations and then their classification based on polygon shape. After that it proposes a method of designing RRPS by using 1-uniform regular tessellations. The method identifies the plate types, shape and the way of connecting the plates with only revolute joints. Composed of various plates and joints, the proposed RRPSs based on 1- uniform regular tessellations are single DOF multi-loop planar mechanisms. Mobility analysis is made to prove the single DOF. After various mobility analysis, a theorem is developed to find the number of excessive plates. It is also introduced that there are passive joints besides excessive plates. When more plates and revolute joints are used in architectonic applications, the excessive plates and passive joints can be removed and reassembled if necessary for aesthetic or functional reasons. Finally, a single DOF radially retractable plate structure is proposed for a building façade as a sun shade to reduce the energy consumption.

6.A New Layer in a World Heritage Site: The Post-War Reconstruction of Mostar’s Historic Core
Mehmet Bengü Uluengin, Öze Uluengin
doi: 10.5505/MEGARON.2015.72681  Pages 332 - 342
Bu makale, genel olarak, Bosna-Hersek’teki Mostar kentinin tarihi kent dokusunu ve özellikle Mostar Köprüsü’nü irdelemekte ve bir dizi silahlı çatışmanın yıkıcı etkisinin ardından, bu kente özgün yeniden yapılanma ve yeniden canlanma deneyiminin izlerini sürmeye çalışmaktadır. Savaş öncesi dönemde, Mostar’da gerçekleştirilen koruma çalışmalarının örnek niteliği taşıması gibi; Yugoslavya Federasyonu’nun sancılı bir şekilde dağılmasının ardından kentin yıkımı da, insan tahribatının ne kadar ileri seviyelere varabileceğini kanıtlamış ve kentteki tahribat, Balkanlar’daki geri kalmışlığın ve etnik anlaşmazlığın bir sembolü haline gelmiştir. Mostar Köprüsü’nde gerçekleştirilen yıkım, genel olarak Bosna ve Osmanlı, Akdeniz ve Batı Avrupa özellikleri taşıyan Mostar’daki çok kültürlülüğe bir saldırı olarak kabul edilmiştir. Mostar’ın savaş sonrası durumu, özellikle de kentin mimari mirası ile doğrudan ilgili olduğu için, pek çok yorumda belirtildiğinden çok daha karmaşıktır. Mostar’ın (dolayısıyla Bosna-Hersek’in) çok kültürlülüğünün anlaşılması, bu tür toplumlarda karşıt görüşlerin temsil edilmesinin gerekliliğinin kabul edilmesiyle gerçekleşebilir. Aslında, Mostar gibi kentleri daha iyi kavramak, bu kentlerin ‘pozitif tolerans’ bölgelerindense ‘rekabetçi paylaşım ve karşıt tolerans’ bölgeleri olarak kavranmasıyla mümkün olacaktır. Yöntembilimsel olarak çalışma, genel bir bakış açısıyla çok sayıda yerel ve uluslararası kurumun çabalarını yansıtmakta ve bunları yerel halkın beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeyi hedeflemektedir. Makalenin sonucu birkaç farklı, fakat birbiriyle ilgili düzeyde ortaya konmuştur: Bunlar, yerel halkın neden olacağı olası sonuçlar, Mostar ile benzer özellikler gösteren kentler için olası sonuçlar ve son olarak, kentsel canlandırma, konut yenileme ve eski mahallelerin yeniden canlandırılması konularına odaklanmış disiplinler için olası sonuçlardır.
This paper focuses on the historic core of Mostar in general, and the Old Bridge in particular, and attempts to trace this city’s unique experience to rebuild and revitalize itself after a particularly destructive series of armed conflicts. Just as its preservation before the war was exemplary, Mostar’s destruction during the painful dissolution of the Yugoslav Federation proved to be an example of human destruction at its worst. The city’s devastation became a symbol of backwardness and ethnic strife in the Balkans. The destruction of the Old Bridge, in turn, came to be regarded as an attack on a multi-cultural Bosnia in general, and Mostar in particular with its Ottoman, Mediterranean and western-European architectural features. Mostar’s postwar situation, particularly as it pertains to the city’s architectural heritage, is considerably more complex than what many interpretations would have us believe. It seems that Mostar’s (and by extension, Bosnia’s) multiculturalism can be better understood if one accepts that some antagonism is necessarily present in any multicultural society. Indeed, greater insight into cities such as Mostar would be gained if they are taken not as sites of “positive tolerance” but those of “competitive sharing and antagonistic tolerance.” Methodologically, the study takes a panoptic view of numerous local and international institutions’ efforts, and evaluates them based on the expectations and exigencies of local residents. The article’s conclusions are articulated at several different, but interrelated levels: implications regarding the local populace, implications for cities that may have issues similar to that of Mostar, and lastly, implications for disciplines which focus on issues of urban regeneration, housing renovation, and the revitalization of old neighborhoods.

7.Analysis of The Environmental Effects of Gated Communities on the Neighborhood in the Context of Environmental Stress
Asiye Akgün Gültekin, Alper Ünlü
doi: 10.5505/MEGARON.2015.77487  Pages 343 - 354
Bu çalışmada, kentsel ayrışma fenomeni olarak kapılı konut yerleşmeleri, çevresel stres bağlamında ele alınmıştır. Ekonomi politik okumalar ile teorik alt yapısı anlaşılmaya çalışılan kapılı yerleşmeler temelde iki kavram üzerine şekillenmektedir; ayrışma ve ötekileştirme. Kapılı yerleşmeler, fiziksel bariyerler ile sosyal yakınlığı ortadan kaldırmaktadır. Kapılı yerleşim anlayışı içinde birbirini iten sosyal, ekonomik, sembolik karşıtlıklar, yerleşimde ve dışında yaşayanlar arasında bir gerilim ortaya çıkartmaktadır. Varsayılan gerilimi ölçmek için çevresel stres parametrelerinden faydalanılmıştır. Belirlenen stres parametrelerinin çevredekiler tarafından nasıl algılandığına yönelik olarak bir görüşme formu hazırlanmıştır. Farklı kentsel sentaktik değerler ve farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip üç bölgedeki kapılı yerleşim çevresindeki sakinlere bu görüşme formu uygulanmıştır. Yapılan semantik ve sentaktik analizlerin sonuçları arasında istatistiksel ilişki incelenmiştir. Yapılan alan çalışmasından çıkan sonuçlara göre, kapılı yerleşmelerin çevresinde yaşayanların, yerleşimin sentaktik değerleri ile orantılı olarak stres algısının arttığı gözlemlenmiştir. Kentsel alanda parçalı bir görünüm oluşturan, kentsel korkularla şekillenen homojen grupların yaşadığı kapılı yerleşmelerin komşuları üzerinde stres algısı oluşturduğu ve bunun kentsel konumlarının sentaktik değerleri ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.
In this study, as part of the phenomenon of urban segregation, gated residential communities are discussed in the context of environmental stress. Gated communities, whose theoretical infrastructure is tried to be understood through political economy readings, are shaped upon two concepts basically; segregation and othering. Gated communities eliminate social connectedness with their physical barriers. The social, economic and symbolic oppositions that push each other in the context of gated community reveal a tension between the residents and non-residents of the gated compound. In order to measure the assumed tension, environmental stress parameters have been used. An interview form has been prepared for the purpose of finding out how the determined stress parameters are perceived by the ones living around the gated community. This interview form has been applied to dwellers around gated compounds which are located in three different areas with different urban syntactic values and different socio-economic structures. The statistical associations between the results of the performed semantic and syntactic analyses are examined. According to the results of the field study, it is observed that the perception of stress of people living around the gated communities increases in proportion to the compound's syntactic values. It is understood that gated compounds in which there are homogeneous groups forming a fragmented view of the urban area shaped by urban fears, causes the perception of stress on their neighbors and that this is associated with the syntactic values of their urban locations.

8.The concept of wayfinding as a criterion of design: definitions and debates
Begüm Erçevik Sönmez, Deniz Erinsel Önder
doi: 10.5505/MEGARON.2015.89421  Pages 355 - 364
Yön bulma, bireylerin gecikme ve yersiz endişe yaşamadan, hedeflerine giden yolu bulabilmeleridir. Bir mekandan diğerine hareket etmek kadar kolay ve günlük bir süreçken; yolunu kaybetmek can sıkıcı bir deneyime dönüşebilmekte; korku ve sıkıntı yaşanmasına neden olabilmektedir. Yön bulamamanın yarattığı bu gibi olumsuz durumlar, yön bulma kavramını tasarımda göz ardı edilmemesi gereken bir ölçüt haline getirmiştir. Bu metin, tasarımcıları yön bulma kavramı ile tanıştırmayı, kavramın önemini gündeme getirmeyi ve farkındalık yaratmayı da amaçlamaktadır. Aynı zamanda gelecek araştırmalar için kuramsal bir derleme niteliğindedir. Birey, hareket halindeyken kenti gözlemlemekte; çevresel öğeleri algılayabilmekte ve bütünle ilişki kurabilmektedir. Mekan içinde bir amaç doğrultusunda hareketin yani yön bulma eyleminin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yön bulma sürecinde, bireylerin çevre içindeki hareketlerine olanak sağlayan bilişsel haritalar kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bilişsel haritanın oluşumundaki kolaylık ve bilişsel haritanın eksiksizliği, bir çevredeki yön bulma davranışını etkilemektedir. Mekansal ipuçlarına görsel erişim, mimari farklılaşmalar, işaret sistemlerinin kullanımı ve plan biçimlenişleri yön bulma deneyimini etkileyen değişkenler olarak değerlendirilmektedir. Yapılı çevrenin yön bulunabilir olması, hem kullanıcılar hem de o çevrede sunulan hizmet ve marka kimliğinin algısı açısından önemli bir mimari ölçüttür. Dolayısıyla tasarımcıların ve kent plancılarının tasarımın düşünsel aşamalarında yön bulma kavramı üzerine eğilmeleri, yön bulunabilir çevreler tasarlamak açısından önemlidir.
Wayfinding is finding of the way that reaches the particular destination of individuals without any delays or concerns. Although moving from one space to another is a straightforward and daily phase, losing one’s way may turn out to be an annoying experience, resulting in anxiety and nuisance. Negative consequences like these caused by direction loss have turned the concept of wayfinding to a non-negligible criterion in design. This text aims at meeting designers with the concept, bringing its significance forward and raising awareness as well. At the same time, it is a theoretical compilation for future research. Observing the city, the individual can perceive the environmental elements and communicate with the whole while (s)he is in motion. The substantiality of movement, i.e. wayfinding in space in accordance with a purpose comes on the scene at this point. During the period of wayfinding, cognitive maps that enable the movements of individuals within the environment are used. Therefore, convenience of the formation of the cognitive map and its completeness affect the wayfinding behavior in an environment. Visual access to spatial clues, architectural differences, usage of signage and spatial configurations are considered to be the variables that influence the wayfinding experience. The feasibility of direction finding of a built environment is an outstanding architectural criterion for both users and perception of service and brand identity in that environment. Consequently, that designers and urban planners focus on the concept at the intellectual phase of design has importance in designing environments with feasible wayfinding.

9.A Perceptual Behavior Study on Spatial Orientation in Urban Fabric: Kadıköy Bazaar District
Eren Kürkçüoğlu, Mehmet Ocakçı
doi: 10.5505/MEGARON.2015.02486  Pages 365 - 388
Morfolojik açıdan doluluk ve boşlukların geometrik kompozisyonları olarak tanımlanan kent dokuları, aynı zamanda konum, sosyo-kültürel yapı ve kullanıcı kitlesine bağı farklı sosyal ve psikolojik katmanları da içeren eşsiz örüntülerdir. Bu örüntülerin ana omurgasını, bireylerin yaya olarak farklı güzergâhlar ile hareket edebildiği açık alan ağları oluşturmaktadır. Kentsel açık alan ağları içinde yaya hareket ve yönelmeleri, bireylerin hedef ve tercihlerine bağlı olarak farklılaştığı gibi, mekânsal algı ve dikkatin uyarılması süreçleri ile de değişkenlik göstermektedir. Algıya bağlı dikkati uyaran unsurlar temel olarak biçimsel, işlevsel ve hareketsel olarak sınıflanabilmekte, yoğunluk ve etki güçleri doku içinde veya dokular arası farklılaşabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, kent dokularına ait çeşitli niteliklerin yaya hareket ve yönlenmelerini nasıl etkilediğini fiziksel ve psikolojik boyutlarıyla irdelemektir. Çalışma kapsamında İstanbul’un önemli kentsel alt merkez alanlarından biri olan Kadıköy’ün ızgara doku biçimlenmesine sahip çarşı bölgesinde yaya hareketlerinin algı-karar mekanizmaları ile ilişkisi incelenmiştir. İlk etapta alanın fiziksel doku özellikleri ile açık alan ağ sisteminin topolojik yapısı analiz edilmiştir. İkinci etapta, açık alan ağı bütününde yaya hareketlerine bağlı yoğunluklar tespit edilmiştir. Üçüncü olarak bireylerin davranış ve yönelmelerini etkileyen algı unsurları, psiko-mekânsal katmanlar halinde ifade edilmiş ve yaya hareketleri ile ilişkileri irdelenmiştir. Son etapta ise, algıya bağlı davranış sürecinin birey temelli olası farklılıklarını incelemek adına, daha önce mekân deneyimi bulunmayan denekler ile bir algı-hareket-yönelme pilot çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, genel yaya hareketleri ve yönelmeleri ile psiko-mekânsal katmanlar arasında açıklanabilir bir ilişkinin bulunduğu; ancak bireyler özelinde, mekânsal deneyime de bağlı olarak farklı algı-karar süreçlerinin var olabildiği tespit edilmiştir.
Urban fabrics, which can be morphologically defined as geometric compositions of solids and voids, are also unique patterns including different social and psychological layers depending on location, socio-cultural structure and user profile. The main backbone of these patterns is the network of open spaces, which individuals can move through different route possibilities. Movements and orientations of pedestrians diversify in accordance with their own goals and preferences, as well as alter with spatial perception and stimulation of attention processes. Basically, the stimulating factors of attention can be classified as morphological, functional and motional and also their intensities and impacts differentiate within or between urban fabrics. The purpose of this study is to investigate how various attributes of urban fabric influence pedestrian movements and orientations with physical and psychological aspects. In the scope of the study, the relationship between pedestrian movements and perceptual decision-making mechanisms has been examined in the grid-shaped bazaar district of Kadıköy, which is one of the most important urban sub-centres of Istanbul. Initially, physical and topological properties of the fabric / open space network were analyzed. Secondly, the densities of pedestrian movements were detected. Thirdly, the stimulating factors were represented as psycho-spatial layers and their relevance with pedestrian movements were investigated. Finally, a perception-orientation pilot study was performed with subjects without any spatial experience in Kadıköy to examine the possible individual-based variability of perception-behaviour process. Consequently, it was determined that there is a descriptive relationship between general movements and orientations of pedestrians and psycho-spatial layers; however, the perceptual decision-making process may alter individually with depending on the spatial experience.

10.Designed by Balyan Family: The Sa’dabad Mosque
Emine Füsun Alioğlu
doi: 10.5505/MEGARON.2015.27247  Pages 389 - 409
Bir selatin camisi olan Sa’dabad Camisi Sultan III. Ahmet’in iktidar olduğu, Lale Devri’nde (1718-1730) inşa edilmiştir. Cami, Tarihi Yarımada, Üsküdar, Eyüp gibi semtlerde değil, Lale Devri’nde önemli imar faaliyetlerinin olduğu Kağıthane’de yapılmıştır. Bu alışılagelmişin dışında yer seçimi tam da dönemin içinde bulunduğu ortamın özelliklerini yansıtmaktadır. Yüzyılın bu ikinci çeyreğinde, Osmanlı topraklarında, özellikle İstanbul’da kentsel mekanda, mimaride yeni ve farklı kalıplar denenmektedir. Lale Devri, Batı etkilerinin yapılı çevrede ilk ve naif etkilerinin ortaya çıktığı dönemdir. Binalarda kapı, pencere, yazıt vb ayrıntılarda ilk kez Klasik Osmanlı mimarisi tutumunun dışına çıkan bezeme programları uygulanmış, kentsel mekanda odak noktası yaratan meydan çeşmeleri, sebiller inşa edilmiş, sur dışında imar faaliyeti önem kazanmıştır. Dönemin en etkili uygulaması, Tarihi Yarımada dışında, Haliç’e akan, Kâğıthane Deresi kıyısında inşa edilen Sa’adabad Sarayı’dır.
Sa’dabad Camisi, Sa’dabad Sarayı içinde 1135/1722 yılında inşa edilmiştir. Cami, III. Selim (HD. 1789-1807) ve II. Mahmut (HD. 1808-1839) dönemlerinde onarım görmüştür. İlk caminin nasıl bir mimariye sahip olduğu bilinmemektedir. Çünkü günümüzde var olan cami, Abdülaziz (HD. 1861-1876) tarafından 1279/1862 yeniden yaptırılmıştır. Bu nedenle yapı, Aziziye Camisi olarak da adlandırılmaktadır. Bu son caminin mimarı Batılılaşma döneminin önemli imar hareketlerinde imzası olan Balyan Ailesi’dir. Mimar Sarkis Balyan’ın kardeşi Agop Balyan ile birlikte Sa’dabad Camisi’ni yaptığı kabul edilmektedir.
Sa’adabad Mosque was built as an imperial mosque in the Tulip period (1718-1730) which corresponds to the reign of Ahmet III. The mosque was built in an area very popular in the Tulip Period at Kağıthane and not in traditional districts of Istanbul such as the historic peninsula, Uskudar or Eyup. This unusual choice of location is a reflection of the characteristics of its time. At the second half of the century, new and different concepts in architecture were assessed in the Ottoman land and especially in urban Istanbul. Tulip Period was a period when western influences were first and naively flourished in the built environment. For the first time, decoration program outside of the classical canon of Ottoman architecture were witnessed on details of the decorative elements such as doors, windows and inscriptions and fountains as the focus of urban space were set at the centers of the squares and construction activity gained pace extramuros. The most fascinating work of the period is the Sa’adabad Palace built outside the historic peninsula by the Kâğıthane Creek.
Sa’dabad Mosque was built in 1135/1722 within the Sa’dabad Palace. It was repaired at the times of Selim III (HD. 1789-1807) and Mahmut II (HD. 1808-1839). The original architecture of the mosque is unknown. Because the existing mosque was rebuilt by Abdülaziz (HD. 1861-1876) in 1279/1862, it is identified as the Aziziye Mosque after the Sultan Abdülaziz as well. The architect of this last mosque is the Balyan Family who had significant role at the construction activity of the period. It is accepted that Architect Sarkis Balyan together with his brother Agop Balyan were responsible from the construction.

11.Preliminary Assessments About Risks and Expectations in Urban Transformation: A Field Survey in Istanbul
Betül Duman
doi: 10.5505/MEGARON.2015.87993  Pages 410 - 422
Bu çalışmada kentsel dönüşüm sürecindeki beklentiler ve muhtemel riskler ortaya konulacaktır. Bu amaçla İstanbul’da 2503 kişi ile yüz yüze görüşme yapmak suretiyle a) kentsel dönüşümün bireysel kararlarla ya da kamu eliyle toplu gelişimi b) yıkıma dayalı kentsel dönüşüm tecrübesine yakınlık c) yerleşik orta sınıfların varlığına dayalı olarak dört ayrı alt evrende bir saha çalışması yürütülmüştür. Araştırmanın amacı kentsel dönüşüm sürecine dair beklenti ve risklerin kamunun öncülüğünde yıkım esaslı kentsel dönüşümü yaşamış ve kentsel dönüşüme aday yerlerde yaşayanlar ile bu türden bir kentsel dönüşüm tecrübesine uzak, merkezi yerleşik alandaki yerli-orta sınıflar arasında nasıl değiştiğini benzerlikleri ve farklılıklarıyla ortaya koymaktır. Oldukça kapsamlı olan araştırmanın bulguları kentsel dönüşümdeki riskler ve beklentilerle sınırlı olarak tartışılmaktadır. Araştırma evreninde kentsel dönüşüm konusunda afet ve güvenlik riskini aşan rant odaklı bir mutabakat olduğu, bunun kamu yararının korunması güç ve ekolojik maliyeti yüksek bir şehircilik oluşturacağı tespit edilmiştir. Orta sınıfların mülkiyet güvencesi ve iktisadi imkanları ile dönüşüm sürecine güvenle baktıkları görülmektedir. Ayrıca, sınıf konumuna bakılmaksızın kentsel dönüşümde kesimlerin en temelde bireysel- himayeci ilişkilere yönelecekleri ve pazarlıkçı / tazmin stratejisi güdecekleri anlaşılmaktadır. Kentsel dönüşüme reaksiyonda iki farklı örüntü ayırt edilmektedir: orta sınıflar daha çok kamuoyu oluşturma ve sosyal medya aktivasyonuna yönelebileceklerken, kentsel dönüşüme uğramış ve aday yerlerde ise etnik-politik mobilizasyon ile sokak siyaseti imkanı da vardır.
In this study, expectations and possible risks from urban transformation process will be examined. For this purpose, a field survey on 4 sub universes borders of which determined depending on a) typology of urban transformation, i.e. whether led by state or developed as a result of accumulation of individual decisions b) closeness to experience of demolishing c) presence of native middle class had been carried out with 2503 people through face to face interview. The aim of the research is to set out the differences and similarities on expectations and possible risks between the people living in the sites where state led transformation or individual/parcel based transformation has happened and between the people who are native and belonging to middle class and who are not. The findings of the research limited to risks and expectations have been discussed.In the research we have discovered the agreement of majority on urban transformation on the basis of rent maximization which exceeds security and disaster risk and will in turn lead to an urbanization with higher ecologic cost and unattended public interest. Another finding is that native-middle classes approach to transformation positively and self reliant due to property/deed security and economic welfare, on the other hand people living close to experience of transformation approach negatively. Third,regardless of class position individual and cliental relations will be put into circuits and strategies of compensation will be followed. Two different paths has been identified as a reaction to the process: while middle classes will seek to form public opinion and act in the social media, people living in the places where buildings were already demolished or declared as disaster risk areas are open both to ethnic and political mobilization and street politics.

12.A local participatory experience for improvement of playgrounds
Arzu Başaran Uysal
doi: 10.5505/MEGARON.2015.53215  Pages 423 - 439
Kentleşme süreci ile birlikte, çocukların oyun oynayabilecekleri güvenli alanlar azalmaktadır. Oyunun çocuk gelişimindeki öneminin bilinmesine ve oyun alanlarına duyulan ihtiyacın her geçen gün artmasına karşın oyun alanları kentlerin en ihmal edilmiş alanlarının başında gelmektedir. Bunda çocukların temsil edilmeyen ve oy vermeyen bir kesim olarak kent yöneticileri tarafından görmezden gelinmesinin payı büyüktür. Bu makalede, orta ölçekli bir kentte, çocuk oyun alanlarının iyileştirilmesi amacıyla bir araya gelen gönüllü bir kadın grubunun yaşadığı deneyim tartışılmaktadır. Kent Konseyi çatısı altında bir araya gelen grup, oyun alanlarının geliştirilmesi konusunu kentin gündemine taşımış ve yerel yönetimin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Kentteki oyun alanlarının mevcut durumunun analizini, çocuklar ve ebeveynler ile yapılan görüşmeleri ve bir farkındalık yaratma sürecini kapsayan süreç oyun alanlarının geliştirilmesi amacıyla hazırlanan bir eylem planı ile sonuçlanmıştır. 2010-2014 Çanakkale Çocuk Oyun Alanalarının Geliştirilmesi Eylem Planı bire bir olmamakla birlikte uygulanmaya devam etmektedir. Bu makale, dezavantajlı kesimler olarak tanımlanan kadınlar ve çocukların, Kent Konseyi aracılığı ile karar sürecini etkileyebileceklerini göstermektedir. Yerel katılım kentteki yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlamış ve karar verenlerin daha fazla çocuk odaklı düşünmeleri gerektiği konusunda farkındalıklarını artırmıştır.
The safe areas for children’s play are declining with urbanization. Despite the fact that the significance of play in the development of children is well known and that the demand for safe areas for children increases every day, playgrounds are one of the most neglected spaces within cities. The fact that children are not represented and that they cannot vote is one of the main reasons that this problem is overlooked by the administrators of cities. In this article, the experience of a group of volunteer women, who came together to improve the playgrounds in a medium size city, is discussed. The group got together under the auspices of Çanakkale City Council, brought the issue of improving playgrounds to the agenda of the city and succeeded in attracting the attention of local authorities. The process, consisting of analysis of the current status of the playgrounds, interviews with children and parents, and raising awareness, was finalized with an action plan for playgrounds. The Action Plan for Improvement Playgrounds in Çanakkale (2010-2014) continues to be implemented even if not completely. This article shows that children and women, who are defined as disadvantaged groups, are able to effect to decision making process with help the City Council. The quality of life was improved by local participation in the city, and the awareness of decision makers was raised with regard to thinking in a more child-centered manner.

13.BIM and Sustainable Construction Integration: An IFC-Based Model
Bahriye İlhan, Hakan Yaman
doi: 10.5505/MEGARON.2015.09719  Pages 440 - 448
Bina Enformasyonu Modellemesi (BIM) ve sürdürülebilirlik yapım sektöründe güncel ve gelişmekte olan iki önemli kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sürdürülebilir BIM son yıllarda ortaya çıkan bir gereklilik olmasına karşın, işlevsel bir birleşmenin önünde bir takım engeller bulunmaktadır. Halbuki, söz konusu iki kavramın bütünleşmesi sürdürülebilir yapım üzerinde büyük bir etkiye ve öneme sahiptir. Bu çalışma, BIM ve sürdürülebilir yapım bütünleşmesi için önerilen IFC (Industry Foundation Classes)–tabanlı modelin altyapısının kurgulanmasına odaklanmaktadır. Modelin temel amacı, sürdürülebilir yapıma ilişkin standartlar ile BIM bütünleşmesi arasındaki mevcut boşluğun, sürdürülebilir verilerin BIM aracılığıyla tasarım sürecine dâhil edilerek doldurulmasıdır. Yeşil bina sertifikasyonu almak üzere dokümantasyon oluşumunu kolaylaştırmak hedeflenmektedir. Bu bağlamda, öncelikle IFC veri standardında, yeşil bina sertifikasyonu için gerekli olan verilerin BIM projelerine aktarılmasına olanak sağlayan özellik setlerinin geliştirilmesine değinilmektedir. Özellik setlerinin geliştirilmesi süreci, yeşil bina değerlendirme sistemlerinin temel kategori alanlarının ve kriterlerin incelenmesi, IFC şeması için olası kategorilerin belirlenmesi, özellik setlerinin geliştirilmesi ve ilgili verilerin elde edilmesini kapsamaktadır. Daha sonra, yeşil malzeme veritabanına erişim; bu veritabanında yer alan malzemelerin BIM yazılımları aracılığıyla oluşturulan projelerde kullanılmalarına olanak sağlayan yeşil malzeme kütüphanesinin yaratılması ve şablon dosya oluşturulması ele alınmaktadır. Önerilen model altyapısının son adımı olarak, proje verilerini IFC formatından alarak yeşil bina değerlendirme sisteminin ölçütlerine göre gerekli hesaplamaları yapan değerlendirme aracı sunulmaktadır. Son olarak, modelin uygulanabilirliği geleceğe dönük çalışmalar açısından irdelenmektedir.
Building Information Modeling (BIM) and sustainability are the two current and emerging movements in the architecture, engineering and construction (AEC) industry. Even though the importance of Green BIM is recognised, there are some barriers to a functional inclusion such as lack of measured sustainable strategies’ direct access into BIM. Their integration has a great impact on sustainable construction. Accordingly, this study focuses on setting up a substructure of the Industry Foundation Classes (IFC)–based model for BIM and sustainability integration. The main purpose is to fill the gap of BIM integration with standards of sustainable construction by providing a guideline for the design team to address the sustainable features of the project during the design stage. It provides an integrated platform to work on and facilitates the green documentation generation for getting green building certification. Firstly, the property sets are developed in the IFC structure in order to designate the green properties into BIM projects. This process includes the investigation of major categories and criteria of the Green Building Assessment Systems, determination of the possible categories for IFC schema, creation of the property sets and acquisition of the related data. Following this, the green materials database and library are created to get the sustainable data for the assessment. Next, the BIM model is generated based on the green materials. The assessment tool for the data calculation is presented as the last process of the basis for the integrated model. Finally, the applicability of the model is discussed for future studies.



© 2019 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale